Türk Devletini yönetmeye, yönetim sorumluluğu yüklenmeye talip olan Genel Başkanların ve siyasi aktörlerin, kişisel dostlukları ile toplumsal ve siyasi sorumlulukları arasındaki çizgiyi nerede çizmesi gerektiğini bilmeleri çok önemlidir.
Liderlerin en temel meşruiyet kaynağı, savundukları ideolojik ilkeler, anayasal sınırlar ve toplumsal sözleşmeye olan bağlılıklarıdır.
Bir siyasi liderin kamuoyu önündeki duruşunu, kişisel dostluk ya da vefa ilişkileri değil, temsil ettiği kitlenin hassasiyetleri ve savunduğu temel değerler (Ulus Devlet-Üniter Yapı-Cumhuriyet, Devletin Kurucuları-Tarihsel gerçekler) belirlemelidir.
Kişisel alan ile Kamusal alan arasındaki ayrımı bilmeyen veya karıştıran liderler, hem ülkelerine hem de kendilerine büyük kötülük ederler.
Bu ayrımın farkında bile olmayan liderlerden iki örnek verelim;
1)Erdoğan-Trump Dostluğu! Bugünlerde Trump’ın ağzından Erdoğan ile ilgili olarak bal damlıyor! Fakat bu dostluk, iki ülke arasındaki “Karşılıklılık ve saygı esasına” dayanmıyorsa, biri diğerinin açıklarını bulmuş ve onu kullanıyorsa, o dostluğun ne zaman biteceği bilinmez. Daha geçen yıl Trump denen deli, CB Erdoğan’a yazdığı mektupta “Senin ekonomini batırırım, aptal olma” demedi mi? Mektubu otelinin lobisinde hala sergilemiyor mu?
Trump denen delinin Ankara Büyükelçisi olan emlakçı, daha dün “Erdoğan’ın eksikliği Meşrutiyet’tir. Biz ona bu Meşruiyeti veriyoruz”
diyerek, T.C CB’nını yerin dibine sokmadı mı? Erdoğan, bu hakarete bir yanıt veremiyorsa, bunun adı dostluk değil, “rehin alınma” demektir….
2)Öcalan Erdoğan-Bahçeli Dostluğu!
Öcalan ve DEM Parti, LOZAN antlaşmasını (Türkiye’nin Tapusu olan antlaşma) “ Kürtlerin inkar ve imha siyasetinin hukuki temeli olarak” gördüklerini mektupla Türk Kamuoyuna açıklamadılar mı?
Öcalan ve DEM, Lozan’dan bu yana Türklerin, Kürtlere soykırım uyguladıkları yalanını söylemiyorlar mı?
Bu gerçekleri bilerek, Öcalan-PKK-DEM çetesinin taleplerini meşru göstermek için kurulan “AKİL İNSANLAR” heyetine girip, ülkeyi dolaşıp PKK’nın düdüğünü öttürdü ise, o kişi, ya zavallı bir eblehtir, ya da düpedüz haindir. Hiçbir hain, Türk Milliyetçisi olduğunu savunan bir genel başkanın dostu olmamalı. Her partiden vatandaşın katıldığı miting’te onun adını söylenmemeli. Kişisel dostunuz ise, özel yaşamınızda beraber olabilirsiniz!
Türk Milletini yönetmeye talip olan siyasetçilerin hiçbiri, ülkesinin kuruluş belgesi olan Lozan’a, ve devletimizin kurucusu Aziz Atatürk’e en ağır şekilde
hakaret eden saflara, hainlere dostluk elini uzatmamalı!
Memleketimizde yeteri kadar Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı hain yok mu?
Türklüğü kabul etmeyen, demokratik rejimimizi bir Federe İslam Devletine, Türkiye’yi, Ortadoğu ülkesine dönüştürmek için çalışan siyasetçiler yok mu?
Ölüme iyice yaklaşmış iken, Erivan’a hizmet etmek için sürünerek yürümeye çalışan siyasetçiler yok mu?
Rus ve İngiliz’in madalyalı casusu sözde Seyit Rıza’nın yanına heykelini diktirmek için, partisini satan Genel Başkanlar yok mu?
Sizler, Atatürk’ün neden bu sözü bir ilke olarak gençliğe emanet ettiğinin farkında değil misiniz? O söz ne mi?
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…
Sağlık ve başarı dileklerimle 30 Haziran 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

NE BEKLİYORDUNUZ Kİ!
Elde hiçbir delil, belge, araştırılması gereken iddia yokken, kaynağı belli olmayan istihbarat raporlarıyla, bilim insanlarını, aydınları, 78 yaşındaki kadını, evdeki ana-babası da demans hastası olan ve kızlarından başka bakacak kimsesi olmayan kadın, yüzlerce insanı önce gözaltına alıp, “TKPML den eğitim aldınız mı” gibi sorularla tutuklatan ve bundan hiç utanmayan bir iktidardan, başka ne bekliyorsunuz ki?
Bunlar eskiden ne idiler ki, şimdi onlardan ne bekliyorsunuz?
Sene 1978, Erdoğan henüz 24 yaşında!
MSP (Milli Selamet Partisi) Gençlik Kolları Üyesi gençler, “Akıncılar” adı verilen dernekler kurmaya başladılar. Artık Türkiye’de militan İslamcı örgütlenme bu dernek kanalıyla yapılıyordu.
Bu arada İslamcı gençlerden İran’a gidip orada eğitim alıp tekrar Türkiye’ye dönenlerin sayısı sürekli artıyordu.
Akıncılar Derneği Genel Kurulu 8 Nisan 1978 günü yapıldı.
İlk konuşmayı Erbakan “Allahuekber” ve “Mücahid Erbakan” nidaları arasında yaptı ve ağır sanayi hamlesini anlattı.
Erbakan’dan sonra kürsüye Yılmaz Yalçıner çıktı.
Bu kişi “Humeyni Ruhullah’ın Türkiye İmamı” Ali Ekber Mehdipur’un yardımcısı idi! Erbakan’ın yüzüne karşı aynen şunları söyledi;
“Bugün Türkiye’de Müslümanlar esarettedir. Vazifemiz bu esaret zincirini kırmaktır. Biz sanayicilikle değil, cihad ile görevliyiz.”
Salondaki afişlerden biri şöyle idi;
Kahrolsun küfrün zilleti/Kurulsun İslam Devleti/Putları yıkalım/
Kör Kemal’in putunu yıkalım…
İran’daki “İslam Fedaileri” örgütünü örnek alan Akıncılar, Türkiye’nin birçok yerinde silah eğitimi aldıkları kamplar kurdular.
Bolu’ya 25 km uzaklıkta Demirciler Köyü yakınlarındaki ormanlık arazide kurulan kamp, Jandarma tarafından basıldı. Yakalananlardan biri Erdoğan’ın 40 yıllık arkadaşı, eski AKP Milletvekili Metin Külünk idi. Metin Külünk’ün üzerinde bir tabanca, çadırında 43 dinamit lokumu, ateşleme fitilleri, mermiler bulundu.
Daha sonra Metin Külünk Akıncı Liseliler Başkanı, Erdoğan ise
MSP İl Gençlik Kolu Başkanı oldu.
Mehmet Güney, Metin Yüksel, Mehmet Ali Tekin, Metin Külünk,
Edip Yüksel, Yakup Aslan’dan oluşan ekip, Humeyni’nin Türkiye İmamı Mehdipur’a en yakın çalışan ekipti.
Bu ekip, İstiklal Marşımız okunurken yere oturan ve Hilafet sancağının açıldığı Konya Mitingini de Erdoğan’ın organizasyonunda düzenlemiştir.
Erdoğan’ın, El Kaide liderlerinden Gülbettin Hikmetyar’ın dizinin dibine çöktüğü günler de taa o zamandandır!
Erdoğan’ın “Dindar ve Kindar Nesil” dediği neslin nasıl yetiştiğini şimdi anladınız mı? Bunlardan demokrat olmalarını beklemek Ağustos ayında kırmızı renkli kar yağmasını beklemekle eşdeğerdir.
-FETÖ ile 11 yıl koyun koyuna yaşayıp onu devletin en önemli makamlarına getiren ile, FETÖ’nü katil-darbeci- ajan ilan eden aynı kişi ise, bu davranışı ne ile izah edeceğiz?
-Türk Milleti fakirleşip borca batırılırken, avro ve dolarları ayakkabı kutularına istif edenler aynı kadro olursa bunu neyle izah edeceğiz?
Elbette ki tüm lisanlarda, tüm dinlerde, tüm ahlak anlayışlarında, tüm felsefi düşüncelerde bunların adı “Utanmazlıktır.”
24 yıllık bu yalan rüzgarına güç verenler, gerçeklerin saptırılmasına el verenler, hırsızlığa-yolsuzluğa-rüşvete yol verenler, korkularından ellerindeki basın organlarını demokrasi düşmanlarının ayaklarının altına serenler Türk Tarihine “Utanmazlığın-Yüzsüzlüğün-İhanetin”
21. Yüzyıldaki örneğini bırakmış oldular.
Sağlık ve başarı dileklerimle 29 Haziran 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

ERDOĞAN’A ÖĞÜTLER
“Sakın, siz kimsiniz ki bana öğüt veriyorsunuz” demeyin! Dinleyin ve ders alın. Bu sizin ve ülkemizin yararınadır. Sizin görmediğiniz ve asla göremeyeceğiniz olaylara şahit olmuş, 1950’den beri siyasetin odağında olmuş, her harcadığı devlet parasının hesabını kuruş-kuruş Askeri Darbelere vermiş bir ailenin, yaşayan temsilcisi bir Atatürkçünün, Türk Milleti sevdalısının deneyimlerinden gelen sestir bu öğütler…
Her ne kadar TÜRK olduğunuzu kabul etmeyip, Ben Gürcü’yüm deseniz de
Türk Milletinin kabul etmeyeceği, affetmeyeceği davranışlar vardır!
Türk Milleti, asırların süzgecinden geçmiş, köklü bir devlet geleneğine ve güçlü bir toplumsal hafızaya sahiptir. Bu hafıza, Türk Milletinin kendisine hizmet etmesi için seçtiği siyasetçiler ve yöneticiler karşısında net kırmızı çizgiler çekmesini sağlar.
Türk insanı pek çok hatayı eksikliği ya da ekonomik zorluğu sabırla karşılayabilir, ancak öyle sınır çizgileri vardır ki, buralarda yapılan hataları asla bağışlamaz ve sandıkta ya da tarihin sayfalarında mutlaka cezalandırır!
1)Kibir ve İnsanlara Yukarıdan Bakmak!
Türk İnsanı yöneticisinin vakur ve heybetli olmasını ister. Fakat kendisine hakaret eden, küfür eden yöneticileri affetmez!
2)Adaletsizlik ve Liyakatsizlik!
“Adalet Mülkün (Devletin) Temelidir sözü, bu toprakların genetiğine işlemiştir. Sınav sorularının çalınmasına göz yummak, mülakat rezilliği ile
gençlerin gelecek hayallerini çalmak, asla affedilmeyecek!
3)Devlet Hazinesine El uzatmak-Yolsuzluk ve Yetim Hakkı Yemek!
Türk kültüründe “Beytülmal” kutsal olarak kabul edilir. Buna el uzatan Türk Milletinin gözünde meşruiyetini kaybeder.
4)Milli ve Manevi Değerleri İstismar Etmek!
Türk Milletinin değerlerinin arkasına sığınarak, “Suç Örtmeye” çalışmak, halkın zekasıyla alay etmek olarak algılanır. Türk Milleti bunu anladığı an, belli bir süre için verdiği vekaleti geri alır.
5)Devletin Vakarına ve Güvenliğine Halel Getirmek!
Türk Milleti devletini “Baba” olarak görür. Devletin asaletini, bağımsızlığını ve dış dünyadaki itibarını namusu sayar. Bunu yaralayanı makamı-mevkii ne olursa olsun asla affetmez!
6)Sözünde Durmamak ve Yalan Söylemek!
Temel ilkelerde omurgasızlık, Türk Milletine verilmiş sözlerin tutulmaması, toplumsal güveni derinden sarsar. Tıpkı bugün olduğu gibi…
Sayın Erdoğan;
Hiçbir siyasi oyun, politik manevra, dijital sistemde oy kaydırma, devlet gücünün sonuna kadar seçimlerde kullanılması, size kapanan milletin kalp kapısını açamaz. Türk Milleti, kimseye vermediğini, size verdi!
Ama siz Türk Milletinin güvenini de, saygısını da, sevgisini de, kaybettiniz.
Bundan gerisi size öğür vermenin dışına taşar.
Karar sizin; Ya, seçime gider ve EMANETİ Türk Milletine teslim edersiniz,
ya da Türk Milletinin yapacaklarına boyun eğersiniz!
Sağlık ve başarı dileklerimle 28 Haziran 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
