İBB davası 51. gün:
Buğra Gökce: Soruşturma izni yok, 15 aydır tutukluyum.
İBB davasının 51. gününde savunma yapan Buğra Gökce, soruşturma izni verilmeyen bir dosya üzerinden 15 aydır tutuklu olduğunu söyledi; “Dosyada rüşvet yok, örgüt yaratılmaya çalışılıyor” dedi. Gökce, hakkındaki suçlamalara “Suç tarihi denilen dönemde İBB’de bile çalışmıyordum” şeklinde yanıt verdi.
Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 51. gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam ediyor.
Tutuklu sanıklar alkışlarla duruşma salonuna girdi. İmamoğlu salona girdiğinde, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganı atıldı. Mahkeme Heyeti, saat 10.57’de duruşmayı başlattı. Tutuklu İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökçe, 15 ay sonra ilk kez savunma yapıyor.
Buğra Gökce’nin 80 yaşındaki annesi Şeyma Gökce de oğlunun savunmasını dinlemek üzere, tekerlekli sandalyede salonda.
Buğra Gökce, 2019 öncesi dönemde hukuka uygun kabul edilen uygulamaların, bugün farklı bir değerlendirmeye tabi tutulduğunu söyledi. 2018’deki ihaleleri yapan kişinin İller Bankası müdürü olduğunu ifade eden Gökce, “2019 sonrası dönemde benzer imzaları atan bazı kişilerin yaklaşık 15 aydır Silivri’de, ağır ve ölçüsüz bir özgürlük kısıtlamasına maruz bırakılması hukuki ilke ile izah edilemez” dedi. Gökce, “En az AK Partiliyseniz iller bankası müdürü oluyorsunuz, bakan oluyorsunuz ama benim gibi CHP’liyseniz Silivri’de yatan oluyorsunuz” ifadelerine yer verdi. Mahkeme başkanı duruşmaya ara verdi.
12.50
Tutuklu Buğra Gökce, soruşturma evresinde sorulmayan sorular ve incelenmeyen hususlar üzerinden örgüt yaratılmaya çalışıldığını söyledi. “Bu sipariş belgeleri hazırlayan da ne hikmetse terfi etmiştir” diyen Gökce, “Davaya konu edilen ihaleler, tamamen yasal süreci içinde işlem gören, daha önce çalıştığım kurumlardakinin bir benzeri olan, kendi rutini içinde yürüyen özellik taşımaktadır” dedi.
12.46
Muharrem İnce’nin paylaşımı:
Silivri Cezaevi’nde; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nu, Bayrampaşa Belediye Başkanımız Hasan Mutlu’yu ve Gaziosmanpaşa Belediye Başkanımız Hakan Bahçetepe’yi ziyaret ettim.

Tutuklu Buğra Gökce, cezaevindeyken kendisinin de içinde olduğu bir heyetin mülkiye müfettişine ifade verdiğini söyledi. Vali imzalı bir karar olduğunu belirten Gökce, sorumluluğu bulunmadığından hakkında soruşturma izni verilmediğini belirtti. Gökce, “Soruşturma izni alınmayacak bir konudan 15 aydır hapis yatıyorum” dedi.
Tutuklu Buğra Gökce, iddianamede, rüşvete dair herhangi bir kanıt ya da iddia bulunamayınca, bu kez kamu görevlisi olarak attığı bazı imzalar nedeniyle “ihaleye fesat karıştırma” suçu ile suçlandığını söyledi. Gökce, “Suç tarihi diye ifade edilen 2020 yılının haziran ve temmuz aylarında, ben İBB’de çalışmıyorum. İstanbul kentinde ikamet de etmiyorum. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin genel sekreteri olarak kamu görevi icra etmekteydim” dedi.
Buğra Gökce’nin X hesabından yapılan paylaşım:
Benim de bir yılı aşkın süredir tutuklu yargılanmama neden olan bu ihale süreci, idare hukukunda “zincir işlem” olarak ifade edilen bir dizi işlem ve imza ile hayata geçmektedir. Bu ikinci tür ihalelerde ise kamu para ödemez; kiraladığı, sattığı mal ve tesislerinden gelir elde eder. Ödeme yapmaz, para kazanır. Adı bilirkişi raporu olan rapor ve bunu dayanak alarak hazırlanan iddianame ise bu 4734-2886 farkını ya bilmiyor ya da karıştırıyor görünmektedir.
Bilirkişi raporlarındaki kamu zararı hesabı sanki mal-hizmet alımı gibi hesaplanmıştır. Gelir elde edildiğini değil para harcandığını düşünerek yazıldığı izlenimi vermektedir. Bu haliyle bilirkişi raporu adı verilen ve uzmanlıktan çok taraflı olduğunu düşündürten isimlerce hazırlanmış raporlar ne bilirkişi raporu olarak addedilebilir ne de delil.
Hukuki literatürde, idare hukuku bağlamında “zincir işlem” ne anlama geliyor diye bakarsak:
“Zincir işlemler, hukuki bir sonucu ifade ettiği varsayılan bir amaç işlem kadar iş birliği içinde bulunan işlemler olarak tarif edilmektedir.” (Dursun, Hasan, 2025; “Zincir İşlemlere Karşı Hangi Aşamada Dava Açılabilir?”, TBB Dergisi, s. 237).
“Zincir işlemlerin özelliği, zinciri oluşturan halka işlemlerin düzenleyici nitelikte olmayan bir dizi işlemden meydana gelmesi ve bunlar arasında gerçek anlamda bir hukuki bağ bulunmasıdır. Buna göre idari süreç içinde yer alan ve iptal davasına konu oluşturmayan işlemler, sonul/amaç işlemden bağımsız olarak hukuki bir değer taşımayan ya da sonul/ amaç işleme çözülemez bir hukuki bağ ile bağlı bulunan halka işlemlerden ibarettir.” (Erkut, C., 1990; “İdari İşlemin Kimliği”, Danıştay Yayınları, No: 51, Ankara).
Bu tanımlardan anlaşılacağı üzere zincir işlemin halkaları içinde, sonul/amaç işlemden bağımsız olarak hukuki bir değer taşıma durumu başlı başına belirleyicidir. “Ayrıca zincirin bazı halka işlemlerinin dava konusu dahi olamayacağı ifade edilmektedir. Zincir işlemlerde yer alan halka işlemlerden kimileri, nihai işlemden bağımsız bir değer taşımaz; dolayısıyla iptal davasına konu olmaz” (Dursun, Hasan, 2015).

Buğra Gökce, tutuklanmasının kendisine hakimlikçe bildirilmeden önce bazı basın-yayın organlarınca önceden duyurulduğunu söyledi. Hakkında ne tür isnatlar üretildiğini 8 ay boyunca kısıtlılık gerekçesiyle öğrenemediğini belirten Gökce, “8 ay boyunca 8 ayrı hâkime, ‘dosyada rüşvete dair ne olduğunu bana söylemeseniz de siz kontrol edin’ diyerek, adeta yalvardım. ‘Sizler olmadığını göreceksiniz’ desem de dinletemedim. Sekiz kez rüşvet almaktan ve suç örgütüne üye olmaktan tutukluluğumun devamına karar verildi” dedi.
Buğra Gökce, kendi iradesiyle Vatan Emniyet’e giderek teslim olduğunu söyledi. Sağlık kontrolü sonrası emniyete girişinin tekraren kurgulandığını vurgulayan Gökce, “Bir memur tarafından ‘abi kusura bakma, bir daha giriş yapacağız’ denilerek dışarı çıkarıldım; ardından bir başka memur tarafından kolumdan tutularak emniyete girişim cep telefonu ile kayda alındı” dedi. Gökce, söz konusu görüntülerin daha sonra yandaş yayın organlarında ‘yakalandı’ şeklinde servis edildiğini belirtti.
Tutuklu Buğra Gökce, 19 Mart 2025’deki operasyon sonrası siyasi spekülasyon ile tutuklanma gerekçesi olarak bir kısım medya tarafından mesnetsiz iddialar ileri sürülüp itibar suikastına kurban edilmek istendiğini söyledi. Gökce, “İddianamede, İPA Başkanı olarak yürüttüğüm bu görevimle ilgili tek bir suçlama dahi bulunmamaktadır” dedi.
Tutuklu Buğra Gökce, göreve geldiklerinde kıyıların ticari işletmeler tarafından işgal edildiğini söyledi. Bu mekanları işgalden arındıran ekibin bu salonda olduğunu belirten Gökce, “Bizlere kamusal mekanları işgal edenler silah çekti, geri çekilmedik. Kıyıları talan edenler yumruk salladı vazgeçmedik. Bu kamu yararını savunan kıymetli arkadaşlarım burada benimle kamuyu dolandırmakla suçlanıyor” dedi.
İBB davasında tutuklu Buğra Gökce, 2008 yılında İzmir 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na şehir plancısı üyesi olarak dönemin Kültür Bakanı Ertuğrul Günay tarafından atandığını söyledi. Gökçe, “Allianoi Antik Kenti’nin sular altında kalması yönündeki kurul kararına kurul başkanı olarak şerh düştüğüm için görev yerim değiştirildi; adeta sürüldüm, Konya’ya görevlendirildim” dedi.
50. Gün
Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı, seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 68’i tutuklu 414 kişinin yargılandığı İBB davasının 50’nci günü sona erdi.
Geçen hafta Medya AŞ’nin eski genel müdürleri Elif İpek Atayman ve Fatoş Pınar Türker gibi isimlerin de aralarında olduğu tutuklu sanıkların savunmaları ve sorgularıyla tamamlanmıştı.
Davada geçen hafta, kadın tutukluların savunmaları kamuoyunda büyük tartışmalara yol açtı. İBB Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, savunmasında maruz bırakıldığı çıplak arama uygulamasını ve savcının baskısını anlatırken İçişleri Bakanlığı olay hakkında soruşturma başlatıldığını açıkladı.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı çıplak arama iddialarını yalanlarken bakanlık, iddiaların araştırılması için mülkiye müfettişi ve polis müfettişi görevlendirildiğini duyurdu.
Davada henüz savunmasını tamamlamayan 17 tutuklu sanık kalırken bu hafta İPA Genel Müdürü Buğra Gökce ve İBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Ramazan Gülten gibi üst düzey bürokratların savunma yapacak. Önceki hafta savunmasına başlayan ancak konuştuğu esnada rahatsızlanarak savunmasını yarıda bırakan Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erdinç Çolak’ın da bu hafta savunma yapması bekleniyor.
18 Haziran Perşembe günü davadaki üçüncü tutukluluk incelemesi yapılacak.
Diyabet ve kalp hastalığı gibi kronik rahatsızlıklara sahip olan Çolak’ın yanında tutuklu iş insanı Bulut Aydöner de son duruşmada söz alarak böbrek rahatsızlığına dikkat çekti.
Davanın ilk haftasında savunma yapan Aydöner, yaklaşık iki aydır böbrek rahatsızlığı olduğunu, bu sebeple ameliyat olması gerektiğiyle ilgili raporları mahkemeye sunduğunu ancak cezaevi ortamının bu sürece uygun olmadığını belirterek tahliye talebinde bulundu. Mahkeme başkanı ise bu perşembe yapılacak tutukluluk incelemesi öncesi sağlık konularını yakından takip ettiklerini ifade etti.
Cumhuriyet, İBB duruşmasını Silivri’den canlı aktardı.
İşte İBB davasının 50. gününde dakika dakika yaşananlar…
20:15 – İBB davasında 50.duruşma günü, Taner Çetin’in avukat savunmalarıyla sona erdi.
İmamoğlu salondan çıkarken “Mücadelemiz büyük. Bu dava çöktü, önümüze bakalım” diye konuştu.
Yarın tutuklu İPA Başkanı Buğra Gökce’nin savunmasıyla devam edilecek.
Çeşitli avukatların Çetin’e yönelttiği kısa soruların ardından ilk olarak Çetin’in avukatı Pınar Çengel söz aldı. Konuşmasında, duruşmanın ilk dakikalarında İmamoğlu’nun da dikkat çektiği “iddianamesiz İBB tutuklularıyla” başlayan Çengel, duruşmanın ilk haftalarında gündeme gelen “duruşma salonunun izlendiğine yönelik beyanlara” değinerek şunları kaydetti:
Burada 11 kişi cezaevinde unutulmuş. Yanlış anlamayın, unutulmuşluk derken öyle duygusal bir unsurdan bahsetmiyorum. Kaleminizi, telefonunuzu bir yerde unutmak gibi bir unutmaktan bahsediyorum. Devletin vatandaşını dört duvar arasında unutmasından bahsediyorum. İBB çalışanı, tutuklu Arzu Can’ın kuzeniyim. Sayın Başkan, biraz önce ‘unutulmuş’ dedim ama artık bunun unutulmuşluk olduğuna inanacak kadar iyi niyetli değilim. Bugün geldiğimiz noktada, avukat Pınar Çengel olarak bir şeyden çok eminim: Bu insanlar itirafçılık yapsınlar diye bekletiliyor. Görmediklerini ‘gördüm’, duymadıklarını ‘duydum’ desinler diye bekletiliyorlar.
Sayın Başkan, buradaki itirafçı beyanlarının ne şekilde alındığını gördük. İnsanlar burada anlattı, dinledik. Ne şekilde tehdit edildiklerini, eşlerinin yan odaya çekildiğini, kağıtlar altına imza atıldığını dinledik. Yani bu iddianame, bu dosya çöktü. Yeni beyanlara ihtiyaç var ama ben bunun garantisini veriyorum size; Onur Gülüm, Arzu Can, İlkay Onur, Doğukan Arıcı, Çağatay Takaoğlu… – isimlerini okuduklarımdan özür diliyorum – Bu insanlar onurlu, şerefli, haysiyet sahibi insanlar. Özgürlükleri dahi uğruna olsa, kimseye iftira atmayacaklardır. Ya bu talebim sizden değil; oradaki gizli kameradan, o delikten, onlardan… Bir an önce, en hızlı şekilde tahliyelerini talep ediyorum. Çünkü devlet vatandaşını rehin almaz, devlet vatandaşına bu kötülüğü yapmaz. En hızlı şekilde tahliyelerini talep ediyorum.”
İmamoğlu HSK ve Adalet Bakanlığı’na çağrı yaptı!
İBB Davası’na verilen ikinci aranın ardından Çetin’in çapraz sorgusu başladı. Hakim ve savcının, ihalelerde ismi geçen bazı iş insanlarını Çetin’e sormasının ardından Ekrem İmamoğlu, söz alarak Çetin’e soru yöneltti.
Çetin’in savunmasındaki “Hem Sayıştay hem de biz çok sıkı denetim yaptık” vurgusuna yönelik konuşan İmamoğlu, “İBB bünyesinde İç Denetim Birimi Başkanlığı her zaman vardır. Bizden önceki dönemde iç denetim sayısı sıfırdı. Bizim dönemimizde yüzlerce denetim gerçekleştirildi ve bunlara açık şekilde tabi olundu” diye konuştu.
İmamoğlu, Çetin’in savunmasında savcıyla yaşadığını belirttiği “Zaten Ekrem’in de diploması yok” iddiasına yönelik ise Adalet Bakanlığı ve Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu (HSK) göreve çağırdı. İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Göğsünde tespih sallayan ya da göğsünü kaşıyarak bu şekilde ifadelerde bulunmak, gerçekten bir iddia makamı adına, savcılık mesleği adına, Cumhuriyet Savcısı şeklinde tanımlanan bir meslek adına utanç vericidir. Ben buradan yine bu sabah ilettiğim talebim üzerine tekraren iletiyorum ki: İlgili mercii Adalet Bakanlığı’dır, HSK’dır. Artık onlarcasını dinledik. Bunlara duyarsız kalınması noktasında ve ‘Bu savcılar kimdir, bunu nasıl yaparlar?’ sorularının SEGBİS, kamera vesaire gibi detaylar varken sorgulanmamasının bir şüphe doğurduğunu, büyük bir zafiyet yarattığını ifade edeyim. Bu sözleri söylemişse de o kişiyi, göğsünde tespih sallayarak bu ifadeyi alan kişiyi de kim ise tespit edilmesini hem talep ediyorum hem de en üst seviyede kınıyorum.”
Taner Çetin’in savunmasının ardından duruşmaya ikinci ara verildi.
İmamoğlu, salondan çıkarken Kars’tan kendisine destek için gelen ve izleyici kısmında yer alan belediye başkanlarına teşekkür etti.
Çetin, iddianamede kendisine yöneltilen suçlamaların dışında ilk olarak, kendisi aleyhine kamuoyunda oluşturulan magazin içerikli haberlere dikkat çekti. Tutuklandıktan sonra Silivri’ye gönderildiğini ancak daha sonra İzmir’e nakledildiğini hatırlattı.
“Sevkim sürecinde ne aileme ne avukatlarıma haber vermeme izin verildi. Gizlilik var dendi ama ben daha yola çıkmadan bazı basın organlarında nakledildiğim haberleri yer aldı” diye konuştu.
Gözaltı ve tutukluluk sürecinde, kendisi aleyhine kamuoyunda oluşturulan magazin içerikli haberlere dikkat çekerek, uzun yıllara dayanan belediyecilik ve kültür çalışmalarını anlattı.
Silivri, Avcılar ve Beylikdüzü belediyelerinde görev yaptıktan sonra İBB’de Kültürel Etkinlikler Müdürü, ardından Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı olarak görev aldığını belirten Çetin, “Ben buraya yalnızca bir ceza soruşturmasının muhatabı olarak değil, özel hayatımla ilgili haberlerle hedef gösterilmiş bir insan olarak çıktım” dedi.
Suçlandığı ihale süreçlerine ilişkin de konuşan Çetin, iddianamedeki 12 ihaleden sorumlu tutulmasına rağmen süreçlerin tek bir kişi veya birimin iradesiyle yürütülmediğini vurguladı.
Çetin, özellikle ihale komisyonları ve denetim mekanizmaları üzerinden yapılan suçlamalara itiraz ederken “12 ihaleden sorumluyum deniliyor ama her ihale komisyonu beş kişiden oluşuyor. Toplamda 60 komisyon üyesi var. 58 kişi nerede? Doğru olan da zaten burada bulunmamaları” dedi.
İhalelerin EKAP üzerinden yürütüldüğünü, isteklilerin itiraz ve şikayet haklarının bulunduğunu belirten Çetin, “Kamu İhale Kurumu’na itiraz edilebilir, idari yargı yolları açıktır. Ancak bu dosyada böyle bir itiraz da yok” dedi.
Kurum içi işleyişte Sayıştay ve diğer denetim süreçlerine dikkat çeken Çetin, İBB’deki işlemlerin düzenli olarak denetlendiğini söyledi.
“Her sene Sayıştay denetimini geçiririz, Sayıştay gelir, her şeyimizi didik didik inceler. Ben biraz kıl bir daire başkanıyım, her sene Sayıştay’a hazır olmak için denetim isterim” diyen Çetin, 2019-2025 yılları arasında yapılan denetimlerde herhangi bir suç duyurusu bulunmadığını vurguladı.
Sayıştay’ın kamu zararı veya suç unsuru tespit etmesi halinde bunu bildirmekle yükümlü olduğunu hatırlatan Çetin, “Bugüne kadar bir Sayıştay denetiminden geçmiş miyiz? Evet. Bu süreçte bir tane suç duyurusu var mı? Yok” diye konuştu.
Çetin, bilirkişi raporlarının idarenin işleyişini ve denetim mekanizmalarını yeterince dikkate almadığını da belirtirken çok sayıda kurumun ihale süreçlerinde aktif rol alıp denetleme yaptığını aktararak “Bu kadar çok denetimin olduğu yerde hile yapılabilir mi?” diye sordu:
“Ben hiçbir evraka, hiçbir olumsuzluğa, hiçbir fesata, hiçbir menfaate, hiçbir hileye imza atmadım. Bugün tahliye olayım, yarın göreve döneyim, yine ne yaptıysam aynı şekilde yaparım. Bakanlıklardan cumhurbaşkanlığına tüm mal ve hizmet alımları bu şekilde yapılıyor. Organizasyon gibi zor işlerde bu ihalelerin tek elden yapılması kamu yararınadır.”
Hakkındaki “örgüt üyeliği” suçlamalarına ilişkin de konuşan Çetin, iddianamedeki örgüt şemasında İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in altında konumlandırıldığını belirterek “Fatih Bey’le hiç görüşmedim. Ben bir daire başkanıyım o da bir kulübün başkanı. Talimat alıp verecek bir konumda değiliz. Herhalde Fatih Bey’de boş kontenjan vardı, bir boşluk vardı ve beni oraya yazmışlar” diye konuştu.
Kariyeri ve tutuklanma sürecinden bahsederek savunmasına başlayan Çetin, 20 Mayıs 2025’te gözaltına alınması ve devamındaki savcılık sürecini şu sözlerle anlattı:
“Bizim operasyonu jandarma yapmıştı. Diğer arkadaşlara göre daha rahat geçirdim bu süreci. Daha sonraki günlerde savcılığa götürüldüm. Oğlum var 40 yaşında. Oğlum yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir savcı ilk olarak ‘Gel bakalım Taner’ dedi ve içeriye girdim. Elindeki tespihi göğsünün üzerinde çekerek ‘Sen 63-64 yaşına gelmişsin. Burdan çıkamazsın. Suçların belli, şansın yok.
Gel etkin pişmanlıktan faydalan ben de seni çıkarayım’ dedi. Bana sosyal medyada çıkan, bazı kadın çalışma arkadaşlarımın isimlerini sorarak çirkin ifadelerde bulundu. ‘Sen ne mezunuydun?’ diye sordu sonra. ‘Sen ilkokul mezunu muydun? Ne mezunusun diploman yok galiba’ dedi sonra. Daha sonrasında dedi ki ‘Zaten başkanın Ekrem’in de diploması yok. Senin gibi adamları doldurmuş oraya buraya’ dedi.”
Serap Karay’ın savunma kısmının tamamlanmasının ardından İBB Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin, savunmasına başladı.
Serap Karay’ın avukatı Kerem Donat savunmasını sundu. Mahkeme heyetine kapsamlı bir savunma sundu.
“Ortada ne bir menfaat temini ne de ihale sürecini yönlendiren gizli bir yapı vardır” diyen Donat, ihale süreçlerinin EKAP sistemi üzerinden tamamen şeffaf yürütüldüğü vurgulandı.
Donat, özellikle bilirkişi raporlarındaki rekabet ve ihale yapısına ilişkin tespitleri eleştirerek, mal ve hizmet alımlarının birlikte düzenlenmesinin iddia edildiği gibi hukuka aykırılık oluşturmadığını savundu.
“Kısmi teklif verilmemesi rekabeti engellemez, bu idareye tanınmış bir takdir yetkisidir” diyen Donat, Danıştay içtihatlarına da atıf yaptı. Donat, 2015 ve 2022 yıllarına ait idari şartnameleri karşılaştırarak, benzer iş tanımlarının zaman içinde genişletildiğini ve bunun rekabeti daraltmak değil, aksine katılımı artırmak amacı taşıdığını ifade etti.
Karay’ın suçlandığı eylemlerde idarenin takdir yetkisini cezai sorumluluğa dönüştürdüğünü belirten Donat, EKAP üzerinden yürüyen ihale süreçlerinde hangi firmanın ihaleye katılacağının önceden bilinemeyeceğini belirtirken “Dört firmanın doküman indirip bir firmanın teklif vermesi rekabetin engellendiği anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.
Suçlamaların “kopyala-yapıştır” görünümünde olduğunu belirten Donat, Karay’ın bu kadar eylemin içinde bulunmasının nedenini personel eksikliğiyle açıklayarak “Birçok ihalede görev alması olağandışı ya da suç değil. Personel eksikliğinden kaynaklanıyor” ifadelerini kullandı.
İBB Davası aranın ardından devam ediyor. İmamoğlu salona gelirken izleyici sıralarındaki partililer “Sultanbeyli burada başkanının yanında” sözleriyle tezahürat yaptı.
Bunun üzerine ayağa kalkan İmamoğlu sıralara “Metronuz hayırlı olsun” diye bağırdı. Duruşma Serap Karay’ın avukatı Kerem Donat’ın beyanlarıyla sürüyor.
Ara
İmamoğlu, duruşma salonundan ayrılırken izleyici kısmında oturan Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat’ı gördü.
Adalar Belediyesi’ne geçen hafta başlatılan incelemeye yönelik konuşan “Geçmiş olsun başkanım. Adalar’a selam” dedi. Akpolat, “Seninle gurur duyuyoruz” diye bağırırken İmamoğlu “En yüksek cesaretle…” diyerek salondan ayrıldı.
Fatoş Ayık’ın avukatı Güner’in savunmasını tamamlamasının ardından tutuklu İBB Halkla İlişkiler Müdürü Serap Karay, savunmasına başladı.
Karay, yaklaşık 20 yıldır yerel yönetimlerde görev yaptığını, 17 yıldır devlet memuru olduğunu belirterek, 2021 yılında İBB Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı’nda müdür yardımcısı olarak göreve başladığını, 2024 yılında ise Halkla İlişkiler Müdürü olarak atandığını söyledi.
Kamu görevinde birçok denetimden geçtiğini ifade eden Karay, “Bu denetim ve incelemelerin hiçbirinden idari bir soruşturma geçirmedim, hiçbir şekilde yargılanmadım. Bugün burada ihaleye fesat karıştırma suçuyla yargılanmaktayım” dedi.
Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nün görev alanına ilişkin bilgi veren Karay, belediye hizmetlerinin tanıtımı, vatandaş taleplerinin ilgili birimlere iletilmesi, iletişim çalışmaları ve organizasyon süreçlerinin müdürlüğün sorumluluğunda olduğunu anlattı. Müdürlük olarak ihtiyaç duyulan mal ve hizmet alımları için ihale hazırlığı yaptıklarını belirten Karay, teknik ve idari şartnamelerin hazırlanması ile ihale sonrası muayene kabul komisyonlarında görev aldıklarını söyledi.
İhale süreçlerinde karar yetkisinin kendisinde olmadığını vurgulayan Karay, iddianamede 11 eylemle suçlandığını ancak 105 numaralı eylemin kendi çalıştığı birimin ihalesi olmadığını söyledi.
Hakkındaki suçlamalara konu ihalelerin tanıtım, organizasyon ve etkinlik hizmetleri olduğunu belirten Karay, bu işlerin geçmiş yıllardaki uygulamalar doğrultusunda devam ettirildiğini söyledi.
Bilirkişi raporlarında yer alan rekabet ilkesinin ihlal edildiği yönündeki değerlendirmelere itiraz eden Karay, “İddianamede, üzerime atılı ihaleye fesat karıştırma suçunu nasıl işlediğime dair hiçbir delil sunulmamıştır. Bu tahmine ve varsayıma dayalı bilirkişi raporlarını asla kabul etmiyorum” ifadelerini kullandı.
Karay, ihalelerde kısmi teklif alınmamasının ve mal-hizmet alımlarının birlikte yapılmasının işin niteliğiyle ilgili olduğunu savundu.
Etkinliklerde sahne kurulumu, teknik ekipman, tanıtım materyalleri ve vatandaşlara yönelik hizmetlerin bir bütün olarak yürütüldüğünü belirten Karay, farklı yükleniciler olması halinde koordinasyon sorunları yaşanabileceğini söyledi. “Tek yüklenici, idari olarak bizim için hem daha verimli bir çalışma ortamı hem de zaman tasarrufu sağlamış oluyor” diyen Karay, yapılan düzenlemelerin yalnızca kamu yararı amacı taşıdığını ifade etti.
Karay, savunmasının sonunda ailesinden bahsederken gözleri doldu. Kısa savunmasını şu sözlerle noktaladı:
“Sayın Başkanım, 13 ay uzun bir süre. İnsan 13 ay boyunca birçok şey öğreniyor. Ben de bu süreçte cezaevinin ne olduğunu öğrendim. Hayatım boyunca hiçbir zaman bir suçun içinde olmadım. Hiçbir zaman karakol kapısından girmeyen, mahkeme koridorlarında dolaşan ya da cezaevinin nasıl bir yer olduğunu bilen bir insan olmadım. Hatta ilk adli vakama tutuklanarak başladım diyebilirim. Bugün ise gecelerimi, hayat hikayeleri benim hayatımdan tamamen farklı insanlarla aynı koğuşta geçiriyorum. Cezaevinde geçen her gün, insanın yalnızca özgürlüğünden değil, alıştığı hayattan da ne kadar uzaklaşabileceğini gösteriyor. Bazen düşünüyorum; 20 yılı aşkın kamu hizmetinin sonunda kendimi burada, bu şartlar altında suçsuzluğumu anlatmaya çalışırken bulacağım aklıma gelseydi inanmazdım. Bir kadın olarak zaman zaman kendimi güvende hissetmediğim, tedirgin olduğum, korktuğum anlar yaşıyorum. Ancak bütün bunlardan daha ağır gelen şey, her akşam koğuş kapısı kapandığında ertesi sabah yine aynı çaresizliğin içinde uyanacak olduğumu bilmek. Çünkü ben burada bir cezai infaz etmiyorum. Ben hala yargılanıyorum ve hakkımda henüz kesinleşmiş hiçbir hüküm bulunmuyor. Buna rağmen 13 ayda hayatımın en ağır günlerini yaşadım.
Benim çocuğum yok Sayın Başkanım. Eşim yok. 20 yıl önce babamı kaybettik. O günden sonra da en büyük ailem annem, kardeşim ve şu an 18 yaşında olan yeğenim oldu. Bugün 80 yaşına yaklaşan annemle doğduğum günden beri aynı hayatı paylaşıyorum. Bu yaşa gelmiş bir annenin benim adıma duyduğu endişeyi anlatmaya kelimeler yetmez. Ben burada her gün onun için kaygılanıyorum, o da dışarıda her gün benim için kaygılanıyor. İnsanın özgürlüğünü kaybetmesi çok ağır ama bazen insanı en çok yaralayan şey, sevdiklerinin yaşadığı çaresizliğe uzaktan bakmak zorunda kalmasıdır. Hayatın bize birlikte geçireceğimiz ne kadar zaman bırakacağını bilmiyorum. Bu nedenle özgürlüğümü yalnızca kendim için değil, yıllardır aynı hayatı paylaştığım ailemle geçirebileceğim kalan zaman için de talep ediyorum. Teşekkür ederim.”
Çapraz sorgunun tamamlanmasının ardından Ayık’ın Uğur Güner, savunmasına başladı.
“15 aydır tutukluyuz, bundan önce sadece 15 dakika konuştuk” diyen Güner, “İnsan haklarına, insan onuruna aykırı şeyler oldu. İfademizi alan savcı, soruşturma savcısı değildi. Tutuklandıktan sonra önce Silivri’ye konuldu sonra Gebze’ye gönderildi. Avukatlarına bile haber verilmedi” ifadelerini kullandı.
Ayık’ın suçlandığı eylemlerden örnekler veren Güner, şöyle devam etti:
“Şimdi burada insanlardan beyanlar alınması için nelerin yapıldığını, ceza yargılama sistemimize nasıl kan ağlatıldığını hepimiz gördük başkanım, üzülerek dinledik. Tek bir kişi Fatoş Ayık hakkında olumsuz tek bir şey söylemiyor buna rağmen. Bunu artık dikkate almanız lazım başkanım. Bu yargılama, bu dava dosyası beyanlar üzerine inşa edilmiş bir dosyadır. Bunu eleştirmek bir hukukçunun görevi olmaktan öteye de geçmiştir bence, bir vatandaşlık görevi haline gelmiştir.”
Güner, Ayık’ın suçlandığı eylemlerde kamu zararı lehine bir bulgu olmadığının altını çizerken, mahkemenin Medya AŞ iddialarından tutuklu kişilerden “ihaleye fesat karıştırma” suçlamasıyla ek savunma almasını hatırlatarak savunasının son kısmında şu ifadeleri kullandı:
“Bu durum aslında normal bir dosyada bu tahliyenin müjdecisidir bizim için. Bu dosyada sunduğumuz, anlattığımız hiçbir şeyi dikkate almasanız bunu dikkate almanız gerekir. Örgüt üyeliğinin artık enkazı bitmiştir. Zincirleme şekilde ihaleye fesat enkazı bitmiştir. 15 aydır tutuklu olan bir insanı ölçülülük ilkesiyle açıklayamazsınız tutukluluğunun devamını.
Şimdi Başkanım, normal düzende bu tahliyenin müjdecisi ama bu dosya özelinde bu aslında beraatin de müjdecisi. Çünkü açıkladım ihaleye fesat bakımından müvekkilim ve Medya A.Ş. çalışanları bakımından zaten suçun konusu yok. Yani doğrudan temin gelir getirici ihaleler, kısacası ihale yapmak zorunda değilsen ihaleye fesat karıştırma suçunun konusunun varlığından söz edemezsiniz. Burada ihaleye fesat suçundan ek savunma oluyorsak ki alıyorsunuz, bu ancak beraat kararı ile sonuçlanabilecek bir durumdur. Bu yüzden de artık tahliye kararını vermeniz gerekiyor sayın heyet.”
Duruşma başlangıcında tahliye taleplerine ilişkin söz alan Ekrem İmamoğlu, daha sonra Ayık’a soru yöneltmek için tekrar söz aldı.
İmamoğlu, şu soruyu yöneltti:
“Sayın Başkan, sayın heyet; bu soruyu soruyorum çünkü sonuçta bu iddianamenin ana omurgası örgüt. Yani bir suç örgütü iddiası ortaya atılıyor ve benim çalışma arkadaşlarımı da bir yanıyla da kendimi eleştiriyorum, açıkçası buradaki ifadelerinde daha iyi tanıma fırsatı buluyorum. Fatoş Hanım da şu anda onlardan birisi ve kendi ifadesinde de öğrendiğim kadarıyla örgüt üyesi olarak suçlanıyor ve burada öğreniyorum bunu örgüt üyesi olarak. Tabii ki İBB’nin çalışma şeması ya da teşkilat yapısı ya da örgüt yapısı içerisinde olan kısmıyla bu tanımda bir sorun yok ama burada bir suç örgütü kurulu ve ben birçok örgüt üyesi, ki tanımadığım örgüt yöneticileri de var ama tanımadığım örgüt üyeleri de ya da vasıflı üyelerin de olduğunu görüyorum. Ben de şu soruyu sormak istiyorum. Keşke daha önce de daha uzun vakit geçirebilsek ama 100 bine yakın çalışanı ve binin üzerinde yöneticisi olan bir kurulda sizinle yüz yüze gelmenin, bazen el sıkışmanın dışında veya belki 1-2 toplantıda da olmuş olabilirsiniz bunun dışında bir irtibatımız, kurumsal çalışmadaki bütünlükçü yapımızın dışında bir irtibatımız oldu mu Fatoş Hanım?”
Fatoş Ayık: Hayır Başkanım, olmadı. Yani etkinliklerde karşılaşmak dışında olmadı.
Ekrem İmamoğlu: Ben tabii keşke olsaydı diye düşündüm..
Fatoş Ayık: Karşılaşma değil. Ben sizi görüyorum, siz beni görmüyorsunuz.
Ekrem İmamoğlu: Evet, doğru. Ben de keşke olsaydı diyerek sözümü tamamlamak istiyorum. Yani Sayın Başkan, ben huzurunuzda şunu söyleyeyim. Bu devletin, bu canım Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Hazinesi’nin gözü kapalı teslim edileceği yöneticileri ve özellikle hanımefendileri dinliyorsunuz. Teşekkür ederim.
Murat Ongun
İmamoğlu’nun girişte yaptığı konuşmanın ardından danışmanı ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, duruşmada Fatoş Ayık’a Medya AŞ’deki ihale süreçleri ve Recep Taşçı’nın savcılık ifadesinde yer alan iddialarla ilgili sorular yöneltti.
Ongun, Taşçı’nın ihalelerin İletişim Koordinasyon Birimi’nde belirlendiği yönündeki beyanını hatırlatarak “Siz ihale işlemlerinizi Medya AŞ’de mi yoksa İletişim Koordinasyonu’nda mı gerçekleştiriyorsunuz?” diye sordu.
Ayık ise “Medya AŞ’de yapıyoruz” yanıtını verdi ve ihale süreçlerinin şirket merkezinde yürütüldüğünü belirtti.
Ongun, Taşçı’nın imzaların baskı altında atıldığı ve usulsüz işlemler konusunda uyarılarda bulunduğu yönündeki ifadelerini de gündeme getirdi.
Ayık, kendisi ya da başka yöneticiler tarafından herhangi bir baskı uygulanmadığını belirterek “Hayır, böyle bir baskı olmadı. Firmaları nasıl belirlediğimizi, hangi kriterlerden ve değerlendirmelerden geçtiğini detaylı şekilde açıkladım” dedi.
Reklam ihaleleri, ödemeler ve bazı firmalara kolaylık sağlandığı iddialarını da soran Ongun’a Ayık, ödemelerin Mali İşler Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olduğunu söyledi. Ayık, “Hak ediş yapılmadan hiçbir şekilde fatura işleme alınmaz ve ödeme de yapılmaz” ifadelerini kullandı.
Dosyadaki firari Emrah Bağdatlı’nın yönlendirdiği firmalara ihale verildiği iddiasına ilişkin de Ayık, Bağdatlı’nın reklam ihalesi almışlığı olmadığını, davet edilen firmaların piyasada uzun süredir faaliyet gösteren şirketler olduğunu ifade etti.
Ongun’un tedarikçilerin ihale dönemlerinde şirketlerle iletişime geçmesine ilişkin sorusuna da yanıt veren Ayık, bunun olağan bir durum olduğunu belirterek “Tedarikçiler zaman zaman bizi ararlar. Aynı durum bizim için de geçerli; biz de Medya AŞ olarak iş takip ederiz, ihaleler yapılacak mı diye sorarız” dedi.
11.05 | İMAMOĞLU’NDAN TAHLİYE TALEBİ: ‘AK PARTİ GRUP BAŞKANVEKİLİ’NİN DUYARLI İFADESİNİ ÖNEMSİYORUM’
Davaya geçen hafta savunmasını tamamlayan ve 2010 yılından, Kadir Topbaş döneminden bu yana İBB’de çalışan Medya A.Ş Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık’ın çapraz sorgusuyla devam ediliyor.
Duruşma başlamadan önce söz alan Ekrem İmamoğlu, tutukluluk incelemesi öncesi şu mesajları verdi:
“İyi haftalar, inşallah hayırlı bir çalışma haftası olur, sorgu süreci olur. 9 Mart’ta başlayan duruşma maratonumuzda, 3 ayı geride bıraktık Sayın Başkan. 4. aydan gün aldık. Bu haftanın duruşma bitiminde de tutuklu incelemesi olacak ifade ettiğiniz gibi. Gerçekten burada hepimize “asrın yolsuzluğu” diye yutturulmaya çalışılan bir süreçte neler yaşadığımız kamuoyunun önünde oluyor. Sizin de bunu yaşadığınıza ve bu absürt durumun farkına vardığınıza inanmak istiyorum. Bu vesileyle, perşembe günü heyetçe yapacağınız değerlendirmenin, karar verme sürecinin, sizin vicdanlarınızın en doğru şekilde sürece katkı sunmasını temenni ediyorum.
Özellikle sağlık sorunu olan arkadaşlarımızı ve kadın arkadaşlarımızı bu vicdan değerlendirmenizin en üst basamağında tutmanızı ve tabii ki burada savunma yapmış dostlarımızın durumunu da bu vesileyle en üst seviyede değerlendirmenizi umuyorum. Çünkü sizin de ifade ettiğiniz ve bazen herkesin yüzüne yansıyan yorgunluğu gördüğümüz üzere, normal bir yargılama süreci içinde değiliz. Şunu da ifade edeyim bir hatırlatma olarak: Artık 100 günü geçen bir süreç yaşıyoruz. Yani günler, haftalar değil, ayları yaşamış bir şekilde geçmişe dair savunmasını yapmış arkadaşlarımız var burada ve tutsak. Bunların da bir fırsat elde etmesini bu hafta önemsiyorum. Her ne kadar sizin bu konuda net bir tavrınız olsa da hani o net tavrınızı aşan bir süreç yaşadığımızı size hatırlatmayı ve bu talebi bir beyan olarak size sunmak istedim Sayın Başkan, Sayın Heyet.”
“Tabii şunu söyleyeyim, ilginç bir durumu burada beyan etmek istiyorum. Belki şöyle düşünebilirsiniz, “Bizi ilgilendirmiyor bu konu” diye düşünebilirsiniz ama bir parçasıyla burada ifade veren arkadaşlarımızın da içinde olduğu şekliyle ilgilendirebilir düşüncesiyle iletmek isterim. Sayın Başkan, Sayın Heyet; Onur Gülüm Çeşme’de gözaltına alındı, tutuklandı. Arzu Can, bir asistan bu. 3 tane şoför; Çağatay, İlkay, Doğukan… Bunlar… Burada tutuklu yönetici arkadaşlarımız var, bugün Taner Bey mesela sizin huzurunuzda savunma verecek. Bunlar 13. ayını doldurdu Sayın Başkan.
13 aydır iddianameyi bırakın, ortada herhangi gezen bir şey de yok. Yani bu insanlar 13 aydır tutuklu ve tek bir kelime bunlarla ilgili konuşulmadı. Çok trajik bir durum. Burada hem kamuoyunun huzurunda hem bizi dinleyen herkesin huzurunda amam size de beyan ediyorum, belki yapacağınız bir husus vardır. Tekrar ifade ediyorum. Yani 3 tane şoför, 1 asistan ve bir dönem kurumumuzda müdürlük yapmış bir insan, 13 aydır tutuklu. Bakın; belediye başkanı şu bu basında yer buluyor ama bunlar bu dosyayla da ilişkili midir, değil midir? Bu vahim bir durum yani. Kuşkusuz bu salonda hepimiz Pınar Türker Hanım’ın ifadeleriyle de tüylerimiz ürpererek dinlediğimiz olayları yaşadık; ülke olarak yaşadık.”
“İstanbul Emniyeti’nin aksi açıklamasına rağmen, AK Parti Grup Başkanvekili’nin duyarlı ifadesini önemsiyorum, Abdülhamit Gül’ün. Buna karşılık İçişleri Bakanlığı’nın da hassas bir şekilde bu süreci ele almasını yine önemsiyorum. Açıkçası teşekkür de ediyorum İçişleri Bakanlığı’nın bu tutumuna. Aynı hassasiyeti Adalet Bakanlığı’ndan da beklediğimizi ifade edeyim. Burada sadece emniyetteki utanç verici insan onuruna aykırı işlem anlatılmadı; bir savcının, bir anneyi çocuklarıyla tehdit ettiği de anlatıldı. Bunu bir iddia olarak görebilirler. İddianın ispatı çok kolay, SEGBİS kaydında bu görüşme izlenir, gerçekler ortaya çıkar. Çok kolay, çok hızlı sonuç alınacak bir soruşturma bu.
Bu anlamda Adalet Bakanlığı’nın bunu bildiği halde susmasını da gerçekten çok vahim bir durum olarak görüyorum. Yani bu iş faili meçhul değil, faili belli. Bu dönem, bir dönem birlikte çalıştığı bir insanın yaptığı bir olay. Bu konuda da Adalet Bakanlığı’nın da tutumunu hızlıca değiştirmesini ve bu hususta bir işlem başlatmasını önemsiyorum. Zira yürekleri sızlatan, sizin de bu anlamda bu duyguyu yaşadığınızı hissediyorum. Böyle bir olay ki bütün Türkiye bunu konuştu, yazıldı, çizildi. Üstü örtülecek bir olay değil. İfade ettiğim gibi, lütfen vicdanınızla güçlü bir haftayı kapatın. Bu, Türkiye için, milletin vicdanı için de kıymetli. Ve yine az önce ifade ettiğim gibi, zindanda unutulanlarla ilgili de sizin yapabileceğiniz bir şey varsa bunu da dikkatinize sunuyorum. Teşekkür ederim.”
İBB DAVASI
Seçilmiş İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen soruşturma tamamlanarak 11 Kasım 2025 tarihinde 3 bin 809 sayfalık iddianame hazırlandı.
İddianamede ‘Örgüt lideri’ olarak suçlanan Ekrem İmamoğlu’nun; ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Rüşvet’, ‘Suç gelirlerinin aklanması’, ‘Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, ‘Kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘Kişisel verileri ele geçirme ve yayma’, ‘Suç delillerini gizleme’, ‘Haberleşmenin engellenmesi’, ‘Kamu malına zarar verme’, ‘Rüşvet alma’, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’, ‘İrtikap’, ‘Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’, ‘İhaleye fesat karıştırma’, ‘Çevrenin kasten kirletilmesi’, ‘Vergi usul kanununa muhalefet’, ‘Orman kanununa muhalefet’ ve ‘Maden kanununa muhalefet’ suçlarını işlediği iddia edildi.
İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
İLK DURUŞMADAN BUGÜNE 42 SANIK TAHLİYE EDİLDİ
Mahkeme heyeti geçtiğimiz celselerde, sanıklardan İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, Özgür Karabat’ın şoförü Sırrı Küçük, Ağaç A.Ş çalışanı Fatih Yağcı, iş insanı Ali Üner, iş insanı Evren Şirolu, iş insanı Ebubekir Akın, İSPER personeli Davut Bildik, Altan Ertürk, Hüseyin Yurttaş, Murat Ongun’un şoförü Kadir Öztürk, Mustafa Bostancı, Kadriye Kasapoğlu’nun şoförü Sabri Caner Kırca, Baran Gönül, Mahir Gün, Esra Huri Bulduk, Şehide Zehra Keleş Yüksel, Başak Tatlı ve zabıta memuru Nazan Başelli, İBB’de veri uzmanı İsmet Korkmaz, İBB’de yazılım koordinatörü Emrah Yüksel, İBB’de bilgisayar mühendisi Mehmet Çağlar Kuru, İBB Şehir Planlamacısı Nuri Cem Ceylan, İBB Sosyal Medya Danışmanı Ulaş Yılmaz , reklamcı Yusuf Utku Şahin, İmamoğlu’nun koruması Çağlar Türkmen, iş insanı Adem Soytekin, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in Özel Kalem Müdürü Seyhan Özcan, reklamcı Esma Bayrak, Fatih Keleş’in yeğeni Murat Keleş, İBB Kamulaştırma Müdürü Fatih Özçelik, Beyoğlu dosyasından tutuklu İnan Güney’in eniştesi İsmail Akkaya, İş İnsanı Harun Cengiz Beğenmez ve İş insanı Mehmet Kaya, Iraz Bayrak, Orhan Gazi Erdoğan, Engin Ulusoy, Mustafa Keleş, Gökhan Köseoğlu, Seza Büyükçulha, Ahmet Şahin, Cevat Kaya, Hakan Aplak’ın tahliyesine karar verdi. (Cumhuriyet)
