Atatürk cumhuriyeti iki alanda, dünyaya parmak ısırtmıştı;
Osmanlı’nın sefil ve sünepe kullarından yaratılan özgür ve gururlu Türk milleti ile.
Bütün toprakların Osmanlı’ya ve tarikatlara ait olduğu, eldeki üç beş atölyenin de yabancılara ait olduğu, savaştan viran çıkan kullar diyarını, birkaç on yılda tarımda kendine yeten, sanayinin, teknolojinin ve bilimin her alanda patlama yaptığı imrenilen bir ülke yaratılmasıyla.
…
Ekonomisi zaten geri olan G. Kore, 1950’lerde savaştan da harap ve umarsız çıkınca, 20 yıl boyunca kalkınmanın çarelerini aradı.
Öyle etti olmadı, böyle etti olmadı.
1970’lerde Türkiye’ye heyet gönderdi. Bürokratlarla günlerce görüştüler. Fabrikaları, tarımı incelediler.
Öğrendiler ki Türk mucizesinin iki sırrı varmış meğer;
Birisi toplumculuğu esas alan kamu ağırlıklı karma ekonomi.
Diğeri de Planlama.
Koştular, uyguladılar ülkelerinde.
Jet hızıyla kalkındılar, bütün dünyada satılan markalar yarattılar.
Bugünlerde Kore mallarını satın alan Türkler bilmezler ki, o imrendikleri Hyundai, Kia, LG, Samsung gibi markaların hepsi kamu ortaklıdır, hepsi de Atatürk ülkesinden öğrenilerek yaratılmıştır.
…
Atatürk cumhuriyetine ne oldu derseniz, emperyalizmin nasihatiyle “Plan değil pilav lazım” diyen demagojilerle Planı terk ettiler önce.
Sonra dünyanın imrendiği fabrikalara, işletmelere saldırdılar. Sattılar, yok ettiler.
Marabadan kurtulan, kendine yeten tarımı yerle bir ettiler.
Ve Osmanlının sefil kullarından yaratılan gururlu milleti dağıtmak için, silahını ve parasını emperyalistlerin verdiği terörle 40 yıldır saldırıyorlar.
Bugünlerde de bu gururlu milleti sefil etnik gruplara dönüştürmenin adımları atılıyor, terörün elebaşının kurmaylığında.
Mehmet Akkaya
