Çürüme-Yolsuzluk- Rüşvet-Ahlaksızlık-Adaletsizlik en tepeden başlarsa kademe, kademe tüm toplumu sarar.
Bir sınır kapısında görevli, maaşıyla geçinmeye çalışan bir devlet memuru,
Bakanlığını yapmış bir siyasetçinin (Hayati Yazıcı) FON VURGUNUNA karışmış oğlunun milyarlarca liralık mal varlığına, yargı kararı ile konan TEDBİRİ birkaç saat içinde kaldırması haberini televizyondan dinleyince, sizce ne düşünür?
Ya da gecesini gündüzüne katıp çalışan ve hakkıyla üniversiteyi bitiren bir gencin girdiği KPSS sınavında en yüksek puanı aldıktan sonra, mülakat denen sahtekarlıkla elendiğini, yerine başarısız bir torpillinin işe alındığını görünce, sizce ne düşünür?
Bu iki örnekteki milyonların, Devletin Adaletine inançları kalır mı?
Bir devletin en büyük zenginliği ADALETİDİR. Vatandaşlarının yarınlarından, canlarından, mallarından emin olmasının, olmazsa olmazı adalettir.
Son günlerde her yerde karşılaştığım sorular var; Neden böyle olduk? Bize ne oldu? Biz böyle değildik!
Neden mi böyle olduk? Anlatmaya çalışalım!
Toplumların ahlaki, idari ve sosyal bir aşınma sürecine girmesi bir günde gerçekleşmez. Zamanla biriken kurumsal, sosyolojik ve hukuki bozulmaların bir sonucudur.
Bir ülkede yolsuzluk ve liyakatsizliğin çoğalmasının ilk nedeni, denetleyici ve dengeleyici mekanizmaların işlevini kaybetmesidir. Kamu kaynaklarının nerede ve nasıl kullanıldığının açıkça denetlenemediği, hesap verilebilirliğin olmadığı ortamlarda YOZLAŞMA hızla yayılır. “Türkiye’de olduğu gibi”
Liyakat Yerine Sadakat ve Biat Kültürü;
Liyakat, işin ehline verilmesidir. Bir ülkede adalet ve ehliyet ilkeleri bırakılıp yerine yakınlık, akrabalık veya siyasi torpil geçtiğinde;
Devlet ve kurum hafızası silinir, nitelikli yetenekler sistemin dışına itilir ve beyin göçü yaşanır. “Türkiye’de olduğu gibi”
Çürüme Çok Hızla Yayılır;
Kural ihlali yapanların kısa yoldan kazanç sağladığı görüldükçe, dürüst kalmak bir BAŞARI değil, maalesef SAFLIK gibi algılanmaya başlar!
“Herkes yapıyor, ben yapmazsam enayi durumuna düşerim” düşüncesi, ahlaki barajların yıkılmasına yol açar. Paslanmanın demiri yavaş yavaş kemirip en sonunda yapıyı çökertmesi gibi, toplumun ahlak anlayışını perişan eder…
Bu durumdan çıkmanın elbette ki yolları var. Fakat çıkış, AKP ve Ortakları ile olmaz. CB Erdoğan ve AKP, işbaşında iken her gün yeni bir soygun, yeni bir yolsuzluk, yeni bir ahlaksızlık yaşanacağı kesindir…
Sağlık ve başarı dileklerimle
26 Ekim 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

İKTİDARIN MUHALEFETİ !
Liyakatsizliğin idareyi, kural tanımazlığın hukuku, enflasyonun halkın ekmeğini yuttuğu derin bir rejim kriziyle karşı karşıyayız. Tek merkezden yönetilen bu denetimsiz güç, adalet duygusunu yıkarak, gençlerin umudunu çalarak ve geleceğimizi karartarak ülkemizi topyekûn bir çöküşe sürüklüyor.
Ülkenizi yöneten çapsız siyasetçiler, Emperyalist Devletle anlaşıp iktidarı ve devlet kadrolarını dizayn etme yetkisini ona devrederlerse (Tom Barrack’ın konuşmalarını hatırlayın, bize Osmanlı Millet Sistemini ve “Hayırsever Monarşi “ önermişti) bilin ki o Küresel Eşkıya, ülkemizdeki muhalefet partilerini de dizayn eder!
Ülkemizde çekilen sıkıntının bir türlü def edilememesinin önemli sebeplerinden biri budur. Teker teker bakalım;
CHP; Butlancı Kılıçdaroğlu, yüzde yüz Saray kontrolündedir. Yani Küresel Eşkıyanın emrindedir. Ellerindeki Milletvekilleri ile, önümüzdeki dönemde, TBMM’de AKP ile birlikte hareket edecektir!
YENİ Parti; Maalesef, parti üst yönetiminin yolsuzlukları, belgelenmiş bir halde AKP’nin elindedir. TBMM’de yapılacak Anayasa oylaması, adi bir pazarlık konusu yapılacak ve büyük oranda AKP-MHP-DEM doğrultusunda
şekillenecektir. Bugüne kadar olduğu gibi!
CHP bünyesinde yaşanan “Mutlak Butlan” kararı ardından YENİ Partinin kuruluşu, partinin adının başka bir partinin adına benzemesi yüzünden yaşanan gereksiz tartışmalar!
Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, Kılıçdaroğlu tarafından “Milletvekilleri Aidatı” olan 5 Milyon liranın geri istenmesi ve konunun yargıya aktarılması, yine bir boşa zaman harcama, toplumu hiç ilgilendirmeyen bu konuda yeni bir kavga, toplumun muhalefet etme arzusunu kırmaktadır.
Söz konusu mali tartışmalar (Aidat İadeleri) ve iç çekişmeler yaşanırken, geniş halk kitlelerinin geçim sıkıntısı, yüksek enflasyon, açlık sınırı, gazetecilerin ve aydınların tutuklanmaları somut ekonomik ve siyasi krizlerle mücadele ediyor olması, muhalefet ile toplum arasındaki mesafenin açıldığını göstermektedir.
Vatandaşın önceliği özgürlük ve günlük yaşam mücadelesi iken, muhalefetin gündeminin mali veya koltuk paylaşımlarına kilitlenmesi, toplumsal muhalefette derin bir moral bozukluğuna ve siyaseten soğumaya yol açmaktadır.
Sonuç olarak, kamuoyunda beliren “Zavallılık, Siyasetsizlik” eleştirileri, toplumun MUHALEFETTEN beklediği sorumluluk, şeffaflık ve ciddiyet ilkesinin zedelenmesinden kaynaklanmaktadır. Bir siyasi yapının, kriz anlarında kendi iç çıkar kavgasına gömülmesi, seçmenin alternatif üretme umudunu tüketme noktasına getirmektedir. Bu durum teslimiyeti getirir ki,
demokrasinin sonu demektir…
Sağlık ve başarı dileklerimle
25 Ekim 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
PASLANMA/ÇÜRÜME (1)
Paslanma, metalin kimyasal bozulmasının ilk aşamasıdır. (Korozyon)
Müdahale edilmediği takdirde ilerleyerek metalin tamamını sarabilir.
Korozyon yüzeyde başlar, metalin dış yüzeyinde kızıl-kahverengi bir tabaka belirir.
Paslanmanın siyasetteki karşılığı çürümedir.
Siyasette çürüme dipten değil, en tepeden başlar! Tepede çürüme başladığında devlet tedbir almalıdır.
Devlet; Kurumları, Hukuku, Bürokrasisi, Güvenlik Güçleri, Ekonomik Düzeniyle ve Denetim Mekanizmalarıyla ayakta kalır.
Demokrasinin, seçimle gelen tepe yöneticisi “Anayasal Çerçevenin” dışına çıkmaya başlarsa sistem, Anayasal Kurumlarıyla, demokratik uyarılarını yapmalıdır.
28 Şubat 1997’de Devlet, Anayasal bir kurum olan Milli Güvenlik Kurulu ile bu görevini yapmış ve “İrtica-Yolsuzluk Ortaklığı” olan Refahyol İktidarına gerekli uyarıyı yapmıştı! Refahyol yaklaşık 4 ay iktidarda kalabilmiş, istifa etmek zorunda kalmıştır. Yobazlar, bunu “Demokrasiye Müdahale” olarak anlatırlar! Sanki kendileri demokrat imiş gibi! Sanki Cumhuriyete ve Türk Devletine saygı duyarlarmış gibi!
28 Şubat’tan bu güne tam 29 yıl geçti. 28 Şubat’ın “Siyasal İslamcı” genç kadrosu, liderleri Erbakan’ı sırtından bıçaklayarak iktidar oldular, 25 yıldır Türkiye’yi yönetiyorlar!
Hangi siyasi görüşe sahip olursanız olun, herkese birden soruyorum;
Bugün Türkiye’de Hukuk Devleti var mı?
Ülkemizin birliği bütünlüğü ve üniter yapısı güvende mi?
Cumhuriyetin temeli Laiklik ilkesi korunuyor mu?
Can mal tapu güvenliğiniz var mı? Çocuklarınızın geleceği garantide mi?
Her birimizin birikimlerinin en az yarısı, yönetenler tarafından çalınmadı mı?
Türk Lirasının ve Türk Pasaportunun değeri muhafaza edildi mi?
Tüm Türk Milleti olarak, yarınınızdan geleceğinizden emin misiniz?
28 Şubat’ı “Demokrasiye Darbe” olarak gösterip yerden yere vuran Yobaz Hırsızların, 25 yıllık “Zulüm ve Vurgun” düzeninin gerçek demokrasi ile bir ilgisi var mıymış?
28 Şubat, Türk Devleti ve Türk Milletinin bugünleri yaşamaması için yapılmıştı! Ama Siyasal İslamcı Yobaz Hırsızlar, Bölücü Kürtçüler, Numaralı Cumhuriyetçi Solcu müsveddeleri, Tarikat-Cemaatler ve Türk düşmanı medya kuruluşları, bir kısım satılmış NATO Paşaları ve salak siyasetçilerin hepsi birleştiler ve Türk Milletini kandırarak AKP’yi iktidar yaptılar!
AKP, Demokratik Rejimin hoşgörü ortamından yararlandı, iktidar oldu ve bir Cihan Devleti olan Türk Devletini emperyal devletlerin kuklası yaptı!
Türk Devletinin geleceğini, Epstein tecavüzcüsü bir Büyükelçi tayin eder oldu!
Peki, AKP ve ortakları yaptıkları ihanetin farkındalar mı?
Yazının başında söylediğimizi hatırlayalım; Korozyona uğrayan metalin yüzünde kızıl-kahverengi bir tabaka belirir, demiştik.
Korozyona uğrayan metalin YÜZÜ KIZARIR, Türk Milletine ÇÜRÜMEYİ yaşatan yobazların YÜZÜ KIZARMAZ…
Yarın devam edelim…
Sağlık ve başarı dileklerimle
23 Ekim 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

PASLANMA / ÇÜRÜME (2)
Liderlerin yakın çalışma arkadaşları ve siyasi- bürokrat kadro oluşturmasını hem “Lider Odaklı” tercihler, hem de dönemin “Kurumsal Denetim ve Siyasi Kültür” koşulları çerçevesinde değerlendirmeliyiz.
25 Yıllık AKP İktidarında CB Erdoğan’ın, kadro tercihlerini çok kötü kullandığını görüyoruz. Çeyrek asır boyunca Erdoğan Kabinelerinin neredeyse yarısı (Kamuoyuna yansıyanlar) ciddi yolsuzlukla suçlandılar.
Ne ilginçtir ki, BİR TANE Bakan bile Yüce Divan’a veya alt mahkemelere sevk edilmedi. Hepsi Erdoğan tarafından korundu.
Halkbank/Reza Zarraf olayını hatırlayalım.
Dönemin Başbakanı Erdoğan. Bakanları atayan kendisi. 4 Bakanının rüşvet aldıkları yazılı-sesli-görüntülü olarak tespit edildi. Bakan Veletleri ve rüşvet verenler tutuklandılar. Fakat ne Başbakan ne de Bakanlar, sorumluluk almadılar. Aksine hırsızlığın adı “AKP’ye karşı Darbe” ilan edildi! Suçlanan Bakan’ın biri TV Canlı yayınında Başbakanı suçlamasına rağmen, üzerine almadı.
Şimdi hepinize soruyorum!
Siz Başbakan olsanız ve sizin atadığınız Bakanlarınız “Yolsuzluk-Hırsızlık-Rüşvet” olaylarına karışsalar, ülkede, basında yer yerinden oynasa, siz ne yapardınız?
Ben söyleyeyim; Eğer işin içinde siz de varsanız, Bakanlarınızı kurtarır, olayı başkalarının üzerine atardınız.
Olayda yoksanız, HIRSIZLIK yapan Bakanlarınızı yargıya gönderir, burnunuzun ucunu göremeyecek kadar yönetim yeteneğiniz olmadığı için istifa ederdiniz!
İşte, “DEVLET ADAMI” ile “Kasaba Particisi Sütü Bozuk” siyasetçi arasındaki fark budur.
Fon Olayının da, şimdiye kadar yapılan yolsuzlukların ve peşkeşlerin tamamında siyasi sorumlusu AKP Genel Başkanıdır, vesselam…
Size, mukayese yapmanız için iki olay anlatayım;
CB Erdoğan, Resmi ziyaret için yurtdışına gidiyor. Seyahat en az 5 Uçakla yapılır. Erdoğan’ın makam otosu bile Askeri Nakliye Uçağı ile götürülür.
Resmi görüşmelere, hiçbir Dışişleri görevlisi alınmaz. “Kene Hatun” denilen Fonzicinin yakını bir kadın tercüman olarak içeri alınır. Ne konuşulur, ne sözler verilir, Türk Devletinden kimse bilmez…
Demirel Cumhurbaşkanı! Yurtdışı Resmi seyahat öncesi, kendisiyle gelecek Bakanları belirler. Seyahatten 10 gün önce, Bakanları davet eder ve sorar;
“Muhatabınız hangi Bakan? Görüşeceğiniz konular neler? Lütfen anlatın” der. Anlatırsınız, eksik ve yanlış kısımlarını tamamlar ve düzeltir. Seyahat günü THY’den kiralanan uçağına binersiniz. Demirel, uçaktaki siyasetçi-bürokrat-basın mensuplarının ellerini sıkar. Demirel ve Bakanlar ayrı bölmededirler. “Çıkarın bakalım notlarınızı, beraberce üzerinden bir kez daha geçelim” der! İlk gün kendi görüşmelerinizi yaparsınız. Sabah saat 06.00 da kapınız çalınır. “Sayın Cumhurbaşkanı 07.00 de sizi kahvaltıya bekliyor” der görevli. Gidersiniz ve tek tek sorar. “Dünkü görüşmeniz nasıl geçti, ne kararlar aldınız, lütfen anlatın Sayın Bakan!”
Dinler ve yine sorar; “Yanınızda Dışişlerinden zabıt tutan görevli var mıydı?
Siz de Bakanlık olarak zabıt tutturdunuz mu?
Lütfen o zaptın bir suretini Cumhurbaşkanlığına gönderin…”
Bir daha sorayım;
Demirel’in Bakanlarından rahmete kavuşmuş N. Cevheri-İ. Sezgin-
N. Bayar- S. Kılıç- E. Ceyhun, diğerleri hakkında bir yolsuzluk duydunuz mu?
Ben yıllarca aynı takım elbiseyi giyen Bakanlar, bilirim. Öğle yemeğini sefertası içinde yanında götüren Yargıtay Üyeleri bilirim.
1965-1971 arası %5 Enflasyon, %7,5 Büyüme nasıl oldu sanıyorsunuz?
O Demirel ki, hayali ihracat yapan bir yeğenini Başbakan iken cezaevine attırdı. Bankasında yolsuzluk yapanın, bankaya el konulması kararnamesini anında imzaladı ve el koydurdu! (Sn. Hüsamettin Özkan şahittir)
Aynı hassasiyeti, dürüstlüğü şimdi SARAYDA görebilir misiniz?
FON Vurgunundan tutuklanan BİR tane AKP Genel Başkan Yard. sı var mı?
Soyadı Erdoğan olan biri 50 kilo esrarla yakalandı. Mahkemede hakim sordu; “Evlat bu ne?” Yanıt “İçiciyim Hakim Bey”, Hakim “50 Kilo?”
Yanıt; “Ben toptan alışverişi severim Hakim Bey!” Bir ay sonra serbest…
Çürüme tepeden başlarsa, o ülkede ne bereket kalır ne de huzur!
AKP gidecek, hem de çok yakında! Son 25 yıldaki gibi bir durumla karşılaşmamak için, Atatürk İlke ve Devrimlerinin Türk Devletinde yeniden etkin olması için, tahribatı onarmak için kime oy vermeyi düşünürsünüz?
Sakın özel birini aramayın! Yetişmiş, Türklüğünden onur duyan, dürüst, aydın bir Türk Gencini seçmeye hazır mısınız? Kim mi? Bu kalitede o kadar çok gencimiz var ki, yeter ki görmesini bilelim.
Sağlık ve başarı dileklerimle 24 Ekim 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
