Şöyle demişti Atatürk:
“Efendiler, şimdi sırası gelmişken saygıdeğer ulusuma şunu öğütlerim ki bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz mayayı, çok iyi incelemekten hiçbir zaman vazgeçmesin.” (Nutuk)
Şunları da söylemişti Ulu Türk Ulu Kağan:
“Memlekete hizmet etmek isteyenlerin kalbi açık olmalıdır. … Olan şeyler ve yapılacak şeyler, olduğu gibi ifade olunmalıdır.”
Millet olarak bu uyarıları dikkate almadığımız bir gerçek. Geçmişi bilmeyenlerin ya da bilip de umursamayanların, şimdiyi irdelemeyenlerin, geleceği şekillendirebilme şansları olabilir mi? Bu nedenlerledir ki siyasi seçimlerimizde sürekli yanlış yapıyoruz ve sürekli bedel ödüyoruz.
Örneğin; hâlâ, her önümüze gelen kadın-erkek siyasetçiye “adam” muamelesi yaparak ayrıcalıklı olacağımızı düşünüyoruz. Onların hemen etrafını sarıyor, desteğimizi sunuyoruz. Oysa çoğunun ağzı sadece laf yapıyor. Cambaza baktıranlar, önüne gelene sarılmakta ustalaşanlar, dinsel hassasiyetleri okşayanlar, nema zincirleri ile midelere dokunanlar, dürüst yaftası altında sinsice ilerleyenler de diğer bazı türler. Bir de eşini, sevgilisini şiddete maruz bırakanlar var! Bu da işin bonusu (!) olsa gerek!
Seçmenin aklına gelmeyen ise oy sandığına gitmeden önce bu “adamlar” ın kim olduklarını sorgulamak! Aksine taraftar zihniyeti ile hareket etmek yeğleniyor. Birilerinin sorgulaması da yarar sağlamıyor. Sağlamadığı gibi, ufak bir aykırı düşünce dile getirildiğinde, aydınlatma çabası içinde olanlar kafa bulandırmakla itham ediliyor. Hırslı, hain olarak yaftalanmak da cabası…
Görünen o ki genlerimizi İslam’ın, Osmanlı’nın, “biat” kültüründen, siyasetinden arındıramıyoruz. Ya da mevcut işleyişten yarar elde edeceğimizi düşünüyoruz, bir gelecek umuyoruz.
Köy seyirliği tiyatro tipini bilirsiniz. Oyunlar köylülerin gelenek ve değerleri üzerine kuruludur, oyuncular izleyenlere eğlence ve sosyal bir ortam sunar.
Ya siyasetteki köy seyirliği oyuncuları! Bakalım onlar ne sunuyor?
Son yılların oyun türü önce oy’u kapmak, bir koltuğa oturmak sonra da kabuk değiştirip asıl amaçlananın gereğini yapmak. Artık her şey çok açık oynanıyor, kimsenin yüzü kızarmıyor; ilk cümle de “alnım ak başım dik” tekerlemesi oluyor.
Siyasi partiler ve belediyelerde yaşananlar neredeyse ışık hızında.
Adam/kadın CHP seçmeninin oylarıyla seçiliyor, bağımsızlığını ilan ediyor.
Adam/kadın CHP ya da İYİ parti seçmeninin oylarıyla seçiliyor, AKP’ye geçiyor.
Adam/kadın CHP seçmeninin oylarıyla seçiliyor, YENİ’ye geçiyor.
Anlaşılan seçmenin oyu bu hovarda yapının aparatı olmuş. Taraftar ise gerekçe üretmekte ısrarcı.
Taraftar, kişi demokratik hakkını kullanıyor diye kendini kandırmaya devam edebilir; ancak düşünmesin ki Türk milleti diyebilenleri kandırabilir! Onlar izlemeye devam ediyor.
Biat siyasetinin son örneği, Türkiye’yi “çerçeveleyen” bir yasaya “EVET” denmesi. Hani şu, Sevr denen ihanet projesinin 106. yılında TBMM’den geçen yasa! Ancak biat zihniyeti öyle bir ustalıkla beyinlere kazınmış ki partilerini karpuz gibi ortadan ikiye bölenler bile “EVET” te birleşebiliyor. Sormak lazım: Madem hepiniz “evetçi” idiniz neden bölündünüz?
Burada yine taraftar zihniyeti devreye giriyor; “büyüklerimiz” öyle yapmışsa vardır bir hikmeti deniyor. O büyükler de kendi büyükleri için aynı düşünceyi sürdürüyor ve Batı dünyasına uzanan bu “büyükler” zincirinin halkası olabilmek için hepsi âdeta yarışıyor.
Sade vatandaş da günün sonunda hiçbir şeyin hayrını göremeyeceğini bile bile her adıma, her yola hayırlı olsun demek alışkanlığını sürdürüyor …
Örneğin; 11 Kasım 1938 ile başlayan ve bugüne gelene kadar yaşanan süreçte atılan hangi siyasi adımın hayrını gördük diye sormuyor.
Örneğin; 2026 Türkiye siyasetine damga vuran, Enver’ci zihniyetin uzantısı bir “çerçeve” ile gerçekte neyin çerçevelendiğini sormuyor.
Bakın o çerçeveyi nasıl anlatmış Falih Rıfkı Atay, “Çankaya” adlı muhteşem eserinde:
“Enver’in tasarladığı, Arap liderleri ile anlaşarak Misak-ı Millî disiplini altındaki Anadolu kurtuluş savaşını, Irak-Suriye-Filistin ve Türkiye arası bir federasyon yönüne çevirmekti.”
Bugün, her türlü kıvırmanın kitabını yazanları “Medine aklı” sarmış, ümmet ve federasyon için âdeta çırpınıyorlar! Batılı emlakçılar iyi iş çıkardılar! Vatan için siyaset yapanlar uyarsa da nafile; gözler görmüyor, kulaklar duymuyor…
İçinde eser miktarı vatan olan bir siyaset anlayışı sürüyor.
Atatürk’le inatlaşma çok yönlü sürüyor.
Kötülüğün sıradanlığı sürüyor.
Siyasetin geldiği nokta, nefret ettiğine benzemek!
Adalet siyasete yenik düşmüş; terazinin kefeleri eşitlenemiyor.
Sahi siz hâlâ TBMM çatısı altındaki seçilmiş ya da oluşturulmuş partilere, matruşka misali yol yürüyen aynı adamlara/kadınlara oy vermeyi mi düşünüyorsunuz?
Canan Murtezaoğlu
