İkinci Dünya Paylaşım Savaşı, 1 Eylül 1939 günü Nazilerin Polonya’yı işgaliyle başlamıştı. Ardında elli milyonu aşkın ölü, milyonlarca yaralı ve sakat insan, enkaz yığını haline gelmiş kentlerle acı ve gözyaşı bırakarak, 1945 Mayıs ayında son bulmuştu. İnsanlık tarihinin bu en acımasız ve en kanlı savaşının başladığı gün, yani 1 Eylül günü, savaşın insanlık için yarattığı acıları anımsatması için Dünya Barış Günü olarak kabul edildi.
Her ne kadar Dünya Barış Günü kutlanıyor olsa da kendisini dünya jandarması olarak gören, çıkarına gelen her türlü terörü destekleyip, kollayan ABD ve onun Ortadoğu’daki vurucu gücü haydut devlet İsrail, emperyalist ve yayılmacı politikalarından vazgeçmedikleri sürece, dünyada barış kutlamaları yapmak göz boyamadan öteye geçmez.
Barış, iki devlet arasında yapılır. Devlet ile terör örgütü arasında barış olmaz. Devlet, terör örgütleriyle müzakere yapmaz, mücadele eder. Dünya üzerinde bunun pek çok örneği varken, şimdi ülkemiz PKK terör örgütü ile barış masasına oturtulmaktadır.
Terörle mücadele sürecinde, yapılması gerekenler yapılmadan, emperyalist devletlerin isteğiyle terör örgütüyle pazarlığa oturmak, yenilgiyi kabullenmek anlamındadır. Yaklaşık elli bin kişinin ölümünden sorumlu PKK terör örgütünün uyuşturucu, sigara, akaryakıt ve insan kaçakçılığıyla sağladığı finans kaynaklarını çökertmeden, tüm silahlarını bırakmadan yapılan görüşmeler, ülkemizin varlığına tehdittir. Terör örgütünün maddi kaynaklarının kesilip, hareket edemez duruma getirilmesi gerekirdi ama emperyalistler buna izin vermedi.
Kurulduğu günden bu yana PKK terör örgütüne tüm AB ülkeleri ve ABD’nin verdiği destek bilinmektedir. Kendi ulus devletlerini korumaya çalışırken, Türkiye üzerinde yeniden Sevr planları yapanların ikiyüzlülüğü bilinmektedir. PKK terör örgütü, ülkemizin bütünlüğünü parçalamaya yönelik emperyalist amaçlara hizmet eden ve bu uğurda yaklaşık elli bin insanımızı acımasızca öldüren bir terör örgütüdür.
10 Ağustos 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulunda 468 milletvekilinin oyuyla kabul edilen Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un her maddesinin, anayasaya aykırı olduğu bilinmektedir. Ancak bu durum, proje siyasetçiler tarafından halka çözüm olarak sunulmaktadır. Bu yasanın ardından yeni anayasa yapılması gündeme getirilecek ve böylece üniter yapımızın tehlikeye gireceği görülecektir.
Elli bin kişinin katillerine af getirip, ortalığa salmak niyetinde olan ve çıkarılan yasaya evet oyu veren 468 milletvekili, terörsüz Türkiye masalı ile barış gelmeyeceğini ve olası bir iç savaş tehlikesinin kapımızda olduğunu anlamak istemiyorlar mı? Kürt sorunu, eşit yurttaşlık, anadilde eğitim, yerel yönetimlere özerklik söylemleriyle bugünlere geldik. Ama hiç kimsenin toprak ağalığından, feodaliteden söz etmemesi tuhaf değil mi?
Günümüzde ülkemizin tüm sorunları bir yana bırakıldı ve PKK terör örgütünün bebek katili başı, gerçek adı Artin Agopyan olan Abdullah Öcalan’dan barış elçisi yaratmak için seferberlik yapılmaktadır. Öcalan soyadı ile gerçekten Türklerden öç almak için savaşan bu emperyalizmin maşası ile sözde barış görüşmeleri yapılarak, toplum uyutulmaktadır.
Bu sözde barış sürecinin yeniden planlamasını yapanlar, allayıp, pullayıp servis edenler, destek verenler, destek olanlar, öldürülen elli bin insanımızdan utanmıyorlar mı? Yaralanan, sakat kalan insanlarımızdan utanmıyorlar mı? Şehitlerimizin çocuklarından, yetimlerden, öksüzlerden, yüreği yanan analardan, babalardan, kardeşlerden, tek başına yaşam mücadelesi vermeye çalışan eşlerden utanmıyor musunuz?
2018 Mart ayında Afrin’de şehit edilen askerimizin evine giden bir binbaşının anlatımı, sözde barış sürecine destek verenler için bir anlam ifade eder mi? “Ailesine taziyeye gittiğimiz şehidimizin beş yaşında bir kızı vardı ve elindeki mavi balonu hiç kimseye vermiyordu. “Beraber oynayalım mı?” dedim. “Olmaz, patlarsa ölürüm” dedi. “Patlarsa ben sana binlerce balon alırım” dedim. Minik kız, beni bir mıh gibi yere saplayan ve karşılığında hiçbir şey söyleyemediğim şu yanıtı verdi: “Babam şişirdi bu balonu, içinde onun nefesi var…” Şehidimizin beş yaşındaki küçük kızının elindeki balonda babasının nefesini saklaması duygusu karşısında sözde barış sürecine destek verenler utanır mı, yoksa pişkin pişkin sırıtır mı?
Sözde Dünya Barış Günü ile tüm dünya oyalanırken, sözde barış süreci ile de ülkemiz uyutulmaktadır. Bunun sonu ülkemizin parçalanmaya doğru sürüklenmesidir. Terör örgütüyle yapılan bu hain pazarlık açıkça bir ihanettir. Bu ihanete son vermek için yeniden Kuvayi Milliye hareketine gereksinim vardır.
Suay Karaman, 7 Eylül 2026
