Bir paraşütçüydüm, amatör tabi… O komutu hiç unutmadım…
Dün moderatörlüğünü yaptığım Sonsöz Gazetesi YouTube kanalında, omzundaki kas yırtılmasına rağmen katılmayı tercih eden konuğum olan E. Kurmay Albay Haydar ATEŞ ile yaptığım program öncesi üç-beş dakikalık sohbette 19 yaşında gittiğim Türk Hava Kurumu’nun hızlı eğitim veren paraşüt kursu ve orada ayak bileğimdeki şiddetli burkulma aklıma geldi, o dönemin fotoğraflarını bugün sosyal medya hesaplarımdan paylaştım.
Eğitim uçağından atlamadan önce verilen görevli eğitimizden sorumlu otuz yaşlarındaki subayın “Kapıda dur, atla!” komutu hayatımdaki en özgür hissettiğim anlarımdan biriydi. O dönemde Türk Hava Kurumu (THK) dünyanın en hızlı paraşüt eğitimi veren kurumuydu. Bana son derece yeterli gelen 8 günlük sürenin ilk 5 gününde yerde eğitim vardı, sonraki 3 gün ise atlayış…
24 Temmuz 1990, atlayıştan hemen önce…
Türk Hava Kurumu’nun (THK) Uşak’taki 8 günlük paraşüt kursuna gittim, ilk gün kubbe paraşütle (T-10 paraşütü) atladım. Kubbe paraşüt otomatik açılır, kanat paraşütteki gibi ip-fren sistemi yoktur ve hızlı düşer. Yaklaşık 13 saniyede 500 metreden kuş gibi süzülürken zamanın çok hızlı tükendiğini ve yere aslında duvardan atlamayı andıran bir hızla düşeceğimi tahmin edemedim. Güzelliklere dalıp, eğitim sırasında aldığımız özgüvenle iki elimiz karnımızdaki yedek paraşüte sarılı vaziyette süzülürken, aklımda kaldığı kadarıyla uzaktaki tepeler sanki zamanın daha var olduğunu söylüyordu. Yere yanaşınca ayaklarımı bükmeyi, alçak mesafeden atlarken olduğu gibi çift basarak yuvarlanmayı unuttum ve diğerinden daha önce yere basan sağ ayak bileğimi şiddetli şekilde burktum…
Tüm bunları anlatarak, bugün Türkiye’de yaşayan gençlerin ve çocukların hayatlarıyla bir kıyaslama yapma ihtiyacı duydum. Bizler gençlik dönemlerimizde elbette problemler yaşadık; ancak ülkemizde son yaşanan Şanlıurfa ve Kahramanmaraş okul baskınları göz önünde bulundurulursa, çok karanlık bir dünyaya doğru ilerleyen bir nesil var karşımızda…
Fotoğraf çekmeyi çok severdim, Walkman taşıyıp #İlhamİrem , #BulutsuzlukÖzlemi kasetlerini dinlerdim.
Kıvırcık saçlı kumral arkadaş #TuranÇoban İTÜ öğrencisiydi, uzun süre arkadaş olarak iletişimimiz kopmadı. Kursta walkman dinleyip, onunla aralarda çok gülerdik.
Pendik’te aynı yıl bir milli bayramda (23 Nisan veya 19 Mayıs 1990) paraşütçülerin atladığını gördüğüm anda paraşütle atlamaya karar verdim. Türk Hava Kurumu ilanları beni THK Şubesi’ne götürdü ve hemen kaydoldum. Uyarılara kulak asmadım…
Dünyanın ilk kadın savaş pilotu #SabihaGökçen ‘e büyük bir hayranlık duyardım.
THK bizi 8 günde asker disipliniyle eğitti, talim yaptırdı, paraşütçü yaptı.Uçakta aldığımız “Kapıda dur, atla!’ komutunu hiç düşünmeden yerine getirdik. Atlayınca kubbe paraşütün uçağa bağlı olan ipi ağırlığımızın etkisiyle koparak, otomatik olarak açılıyordu.
Kanat paraşüt profesyoneller içindi, atladıktan sonra kendiniz “heyecanlanmadan” açmalıydınız. Bizi Kubbe Paraşüt ile atlattılar.
Paraşütle atlarken iplerin birbirine dolaşma ihtimaline karşı, karın bölgemizde taşıdığımız yedek paraşüt vardı; aksi bir durumda onun pimini kendimiz çekmeliydik.
Uçak kaç sortı yaptı, hatırlamıyorum; her sortide 5-10 öğrenci atlattılar, diye hatırlıyorum. Biz oradayken toplam öğrenci sayısı 70-100 civarında olabilir. Kız öğrencilerin sayısı daha düşüktü. Kızlar ve erkekler koğuşu ayrıydı. Kahvaltılar ve öğle yemekleri karavana usulüydü. Saat 06:00’da kalkıp koşu, talim, ardından paraşüt ipleri bağlama eğitimi verilirdi. Disiplinsiz davranıp yaramazlık yapanlara (!) şınav, mekik cezası ve onlarla dalga geçen arkadaşların gülme ve esprileri reva görülürdü…
Seyyar tuvalet ve onun etrafında resim çekilme, ayrı bir espri konusuydu…
Hastanede sadece sargıya alınsa da geri kalan 2 günde atlayışlara katılamamış ve çok üzülmüştüm. Ziyarete gelen ve eğitim veren (rütbesini bilemiyorum) komutan, “Sadece senin sakatlanmanı beklemiyordum” dedi…
Uşak merkezde “mecburiyet caddesi” adını verdiğimiz bir ana cadde vardı, gezmeye oraya giderdik. Bir lunaparka denk gelmiş, resim çekilmiştik.
Gençliğini biraz çılgınca, deli-dolu yaşamış bir insan olarak, geriye baktığımda pek çok şeyden memnuniyet, bir doygunluk hissediyorum. Her ne kadar zorluklar olmuşsa da…
Günümüzün gençleri için bu kadar endişe duyacağım aklıma gelmezdi. Daha ileriye gidecek bir Türkiye hayal ederdik; ama öyle olmadı…
Biz Atatürkçü Cumhuriyet sayesinde bunları yaşadık…
Uşak, 24 Temmuz 1990, Ayça Yılmaz , “Atlayıştan hemen önce…” Türk Hava Kurumu (THK) Paraşüt Kursu…















