BİR FELAKET DAHA YAŞADIK VE MAALESEF Kİ YİNE UNUTULMAYA TERK ETTİK!
ŞU ASLA GÖZARDI EDİLMESİN!
DOĞAL FELAKETLER, DOĞANIN DEĞİL DOĞAYA RAĞMEN RANT PEŞİNDE KOŞTURAN AHLAKSIZLARLA LİYAKATSİZLERİN VE UNUTKAN TOPLUMLARIN ESERİDİR!
Bu ülkede hizmet anlayışı parayı kapana kadardır!
Yapılan işlerde ne planlama vardır ne de mühendislik!
Ne altyapı kurmayı biliyoruz, ne kaldırım ne de yol yapmayı!
Ne imar planı yapmayı biliyoruz ne de dayanıklı ve kalıcı yapı üretmeyi!
Ne çevre ve şehir planlaması yapmayı biliyoruz ne de trafik düzenlemesi yapmayı!
Bu konuda ne bilimsel bir çalışmamız var ne de medeni bir kamu düzenimiz!
Liyakat, disiplin, kalite, denetim, cezai müeyyide hak getire!
Her şey ahbap çavuş ve çıkar ilişkisiyle!
Ot gibi geldik ot gibi gidiyoruz…
Düzen menfaat, rant, rüşvet üzerine kurulmuş…
Bunun için her yol mübah!
Doğaya rağmen doğanın önüne ne dayatırsan doğa alır götürür! Bunu bile bile çıkar uğruna her şeyi yapıyoruz!
Her seferinde doğa intikamını alıyor ve ne var ne yok elimizden alıp götürüyor, kayıplardan ders almak yerine anında unutuyoruz!
Hiç sızlanmanın gereği yok zira biz olanları hak ediyoruz!
Sele de, depreme de aldırmadan dere yatağına ve taşma alanına yapılan binanın imarını veren ahlaksız da alan kafasız da felaketin müteselsil müsebbibidir!
Göz yuman da, yapan da, satan da, alan da suçludur!
Yaşamın her alanında ahlaksızlık diz boyudur!
Devlet devlet gibi, millet millet gibi değilse ne nizam kalır ne intizam!
Devletin devlet gibi, milletin millet gibi olduğu ülkelerde felaketlerin verdiği hasar minimize edilmiştir ve kayıplar en aza indirilmiştir!
Doğal felaketler ülkesi Japonya bunun en güzel örneğidir!
Başkent Tokyo; 14 milyonun üzerinde nüfusu olan ve sürekli tayfun tehlikesi ve dolayısıyla sel baskınlarına maruz kalan kalabalık bir şehirdir.
Onlar bizim gibi boş işlerle uğraşmak, ahlaksızca rant, rüşvet peşinde koşturmak yerine kamu görevini hakkaniyetle yapmak suretiyle bu sorunu daha başından itibaren çözmüşler ve felaketlerden en az şekilde etkilenmeyi yaşam şekli haline getirmişlerdir.
Tokyo’da aşırı yağış, sel ve tayfunlara karşı alınan en büyük önlem ve koruyucu tedbir; yerin 50 metre altında inşa edilen G-Cans (Metropolitan Area Outer Underground Discharge Channel) adlı dünyanın en büyük yeraltı su tahliye sistemidir.
Yaklaşık 3 milyar dolara mal olan ve 13 yılda tamamlanan bu devasa mühendislik harikası, şehirdeki aşırı yağmur sularını toplayarak güvenli bir şekilde Edo Nehri’ne deşarj eder.
Sistem, sel riskini sıfıra indirmek için şu çok katmanlı altyapı elemanlarını kullanır:
* Devasa Yeraltı Siloları: Şehrin farklı noktalarından taşan suları toplamak için her biri Özgürlük Anıtı sığabilecek büyüklükte (65 metre derinliğinde ve 32 metre genişliğinde) 5 adet devasa su tankı (silo) bulunur.
* Yeraltı Tünelleri: Silolara dolan su, yerin altındaki 6,3 kilometre uzunluğunda devasa tünellerle ana depolama alanına aktarılır.
* “Yeraltı Tapınağı” (Surgu Tankı): Futbol sahası büyüklüğündeki bu dev yeraltı odası, suyun basıncını azaltmak için tasarlanmıştır. İçerisinde her biri 500 ton ağırlığında olan 59 adet devasa sütun yer alır.
* Uçak Motorlu Güçlü Pompalar: Su seviyesi yükseldiğinde, jet uçaklarında kullanılan motorlara benzer sistemlerle çalışan dev pompalar devreye girer. Bu pompalar, saniyede 200 ton suyu Edo Nehri’ne güvenle tahliye eder.
* Akıllı Bariyerler ve Kapaklar: Kıyı bölgelerinde ve nehir kenarlarında su seviyesini anlık olarak ölçen meteorolojik sistemler, taşkın anında hareketli su kapakları ve bariyerleriotomatik olarak kapatarak suyun yerleşim yerlerine girmesini engeller.
Şimdi şu soruyu sormak gerekir: Ülkemizde böylesi mühendislik harikası çalışmaları yapmak ve kalıcı önlemler almak iktidarın ve yerel yönetimlerin aklına neden gelmez?
Cevabı gayet basittir!
Çünkü kalıcı olmayan palyatif çözümler sürekli harcamayı gerektirir ve dolayısıyla bundan ömür boyu rant geliri elde edilir.
Yollar, kaldırımlar, alt yapı sürekli bozulur, dağılır, yeniden yapılır ve müteahhitler işbirliği içinde para kazanır…
Öyleyse kalıcı çözüm kimin işine gelir..?
Bir gün iktidar olursak bu düzene son vermek ve tüm şehitlerimizi Tokyo örneğine eriştirmek, yaşam felsefemizi de Japon ahlakına uygun hale getirmek boynumuzun borcudur…
Tıpkı büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Finlandiya diyarını anlatan “Beyaz Zambaklar Ülkesi” adlı eseri emsal aldığı gibi…
