Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Teröristbaşı Öcalan’a ‘statü’ verileceği açıklandı

PKKterör örgütünün 5-7 Mayıs 2025 tarihleri arasında yapılan, fesih ve

PKKterör örgütünün 5-7 Mayıs 2025 tarihleri arasında yapılan, fesih ve silah bırakma kararı alınan 12. kongresinin yıl dönümünde yapılan açıklamada, “Biz üzerimize düşeni dünyada hiçbir kesimin beklemediği düzeyde yaptık. Artık barış ve demokratik toplum sürecinin sonuca gitmesi için Apo’nun statüsünün belirlenmesi, yasal ve hukuki adımların atılması gerekmektedir. Halkımızın da demokratik güçlerin de bizlerin de beklentisi bu yöndedir” denilmişti.

PKK terör örgütü ayrıca 11 Temmuz’da silah yakma törenini de hatırlatmasının ardından, “Özgürlük Hareketi olarak silahlı mücadelenin sonlandırılması ve demokratik siyasal çözüm irademizi ortaya koymak için Türkiye sınırları içindeki silahlı güçlerimizi sınır dışına çektik. Medya Savunma Alanlarındaki çatışma riski olabilecek bazı gerilla mevzilerini de boşalttık. 2017 yılında esir aldığımız MİT yöneticilerini de teslim ettik…

Tüm bunları demokratik siyasal çözümü sağlayacak siyasi ve yasal adımların atılması için yaptık. Bu süreçte İmralı’da Önderliğimizle yapılan bazı görüşmeler ve Medya Savunma Alanlarında bazı şehitlerimizin alınmasını sağlama dışında herhangi bir adım atılmadı. Biz, demokratik siyasal çözüm için Kürt kamuoyunu hazırlama ve Türkiye halklarına olumlu mesajlar verme konusunda hassas davranırken, bazı iktidar sözcüleri ve iktidara yakın basın, bırakalım kamuoyunu hazırlamayı, aksine kamuoyunda olumsuz algılar yaratan bir tutum içinde olmuşlardır. Muhalefete olumsuz yaklaşım da toplumsal desteğin artmasının önüne geçmiştir. Mecliste oluşan komisyonu olumlu gördük. Ancak rapor hazırlama sürecinin zamana yayılması ve kamuoyunu hazırlama konusunda yetersizliklerin yaşanması iyi olmamıştır… Önder Apo Türkiye ile Kürt halkı arasında yüz yıllık gerilim ve çatışma döneminin bitirilerek demokratik entegrasyonla Kürt sorununun çözüldüğü demokratik bir cumhuriyeti arzulamaktadır. Amacı da çabası da bu yönlüdür. Ancak böyle bir amacın gerçekleşmesinde rolünü oynaması için resmi muhatap alınması gerekir. Böylece devletin Kürt sorununun çözümü konusunda bir irade sahibi olduğu anlaşılır. Gerçek bir çözüm sürecin Apo’nun yasal muhataplığının statüsünün belirlenmesiyle girilmiş olur. Apo yapılan görüşmelerin ve ifade edilen söylemlerin anlamlı ve sonuç alıcı olması açısından statüsünün belirlenmesini defalarca ifade etmiştir. Yasal ve siyasi konumu belli olarak çeşitli kesimlerle görüşebilirse o zaman Apo rolünü sonuç alıcı biçimde oynar. Yoksa zaman zaman bir heyetle yaptığı görüşmelerle Apo gerçek rolünü oynayamaz; rolünü oynaması da beklenemez.”

“Barış ve demokratik toplum sürecinin ilerlemesi için Apo’nun statüsünün belirlendiği siyasi bir kararın alınması ve demokratik siyasetin özgürce yapılacağı yasal adımların atılması gerekir. Silahların tümden bırakılmasının ve demokratik siyasete girilmesinin atılacak yasal adımlarla gerçekleşeceği sürecin başından beri tüm çevreler tarafından bilinmektedir. Hangi yasal adımların atılacağı ve hukuki bir sistemin oluşacağı bu nedenle tartışılmaktadır. Bu açıdan yasal adımların atılmasının ‘silahların bırakılmasının tespit ve teyit edilmesine bağlı olduğunun’ ifade edilmesi gerçeği yansıtmamakta ve bu da kamuoyunun kafasını bulandırmaktadır. Özgürce demokratik siyasetin yapılacağı ifade ve örgütlenme özgürlüğünü sağlayan yasalar çıkarılmış da buna karşı silahları bırakmayız ve gelmeyiz mi denilmiş! Aksine Apo gelişlerin hızlanması için yasal ve hukuki zeminin hazırlanmasını istemiştir. Aslında yetkililer Ramazan Bayramı sonrası yasal adımların atılacağını belirtmişler, ancak sürecin ilerlemesini sağlayacak gerekli yasal adımlar halen atılmamıştır… PKK’nin feshedildiği ve Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin sonlandırıldığı kongrede barış ve demokratik toplum sürecinin Apo tarafından yürütülmesi kararı aldık. Başmüzakereci ve bu sürecin yürütücüsü Apo’dur. Bu gerçeklik dikkate alınarak Apo’nun temel muhatap olarak siyasi konumunun belli olması ve özgür çalışır koşullara kavuşması gerekir. Bu süreç ancak böyle doğru yürütülür ve sonuca ulaştırılır. Biz üzerimize düşeni dünyada hiçbir kesimin beklemediği düzeyde yaptık. Artık barış ve demokratik toplum sürecinin sonuca gitmesi için Apo’nun statüsünün belirlenmesi, yasal ve hukuki adımların atılması gerekmektedir. Halkımızın da demokratik güçlerin de bizlerin de beklentisi bu yöndedir.”

Bahçeli’nin Öcalan için önerdiği ‘statü’ ise Koordinatörlük oldu

Bahçeli, “Barış için çıktığımız bu kutlu yola baş koyduk” diyerek ‘terörsüz Türkiye’ sürecinde sıranın siyasi ve hukuki düzenlemelerde olduğunu belirtmişti.

“Teklifler değerlendirilecek kanunlaştırma sürecinin çerçevesi millet iradesi ile oluşturulacaktır” diyen MHP lideri, daha sonra sözü Öcalan’ın statüsüyle ilgili tartışmaya getirdi:

* Abdullah Öcalan’ın statü meselesinin konuşulması da bizim açımızdan önemlidir. Bu mesele yokmuş gibi davranarak sürecin sağlıklı işlemesi mümkün değildir.

* Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ve silahların teslimini takip eden bu süreçte bunun hukuki siyasi ve vicdani ölçüler içinde açıkça değerlendirilmesi gerekir.

* Türkiye’nin güvenliği ve geleceği söz konusuysa ani reflekslere sosyal medya gürültülerine, siyasi yaygaralara, temelsiz muhalefet tantanalarına, takvimi meçhul belirsizliklere mahal veremeyiz.

* Abdullah Öcalan için statü açığı varsa, bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, ‘terörsüz Türkiye’ hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır. Bu noktada ihtiyaç duyulacak mekanizmanın adı ne olursa olsun özü açık olmalıdır.

* Bu mekanizma toplumsal onarımı, siyasal normalleşmeyi, demokratik katılımı, kardeşlik hukukunu, kamu düzenini, milli güvenliği ve huzurluğu geleceği birlikte gözetmelidir.

Bahçeli2nin önerisi, “Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü’ olmuştu…

* Bu tartışmalara son vermek için bunun adının ‘karış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü’ olmasını öneriyorum. Başka alternatifler de üretilebilir.

* Temennimiz PKK’nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır. Çünkü meselenin esası terörün tamamen tasfiye edilmesi, silahların susması, siyasetin terör vesayetinden arındırılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasıdır.

Bahçeli ardından “Milli meseleler kişisel çıkar siyasetinin gölgesinde konuşulamaz” deyip devam etti:

* Kimsenin en ufak şüphesi olmasın; şehitlerimiz baş tacımız, gazilerimiz yüz akımızdır. ‘Terörsüz Türkiye’ hedefi şehit ve gazilerimizin adanmışlıklarını zafere ulaştırma, mücadelelerini nihayete erdirme iradesidir. Onların kudreti olmasaydı bugün bu hedefleri konuşamazdık. ‘Terörsüz Türkiye’ hedefimiz kutlu, ‘Türk ve Türkiye Yüzyılı’ daim olsun.

* Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı aynı hedefe bakıp aynı istikamete yürümeli, aynı tarihin sorumluluğun kararlılığını taşımalıdır. Her bakanlık bir cephe, her karar Türkiye’nin büyük yürüyüşünün bir parçası olarak görülmelidir.

* İç siyasetin dili, seviyesi ve sorumluluk anlayışı da aynı ciddiyete ulaşmalıdır. Dünya ağır bir belirsizlik döneminden geçerken Türkiye’nin iç siyaseti ve ‘Terörsüz Türkiye’ vizyonu küçük hesaplara, günlük çekişmelere ve dar parti menfaatlerine sıkıştırılamaz.

* Türkiye’yi yönetmek ciddiyet, yönetmeye talip olmak ağır bir mesuliyet ister. Milli meseleler kişisel çıkar siyasetinin gölgesinde konuşulamaz. Milletin kaderi, devletin bekası böylesi bir hafifliğe taşınamaz. Bu ülkeyi yönetmeye talip olanın uykuları kaçmalı, saçları ağarmalı, vicdanı sızlamalıdır. Çünkü bu yük büyük, çetin ve mukaddestir.

Öcalan’ın statüsü tartışması

Öcalan’ın statüsü tartışması da daha önce de konuşuldu.

Bahçeli, 24 Şubat’ta partisinin grup toplantısında da şöyle dedi:

“Madem 27 Şubat çağrısı barışçıl arayışları destekleyen ve teşvik eden demokratik bir eşiktir; o halde bundan sonrasında planlanan atılımların, yapılacak düzenlemelerin gerçekleşmesi için PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır?

Eğer böylesi bir sorun varsa, ki bize göre vardır. Bunun çözümü nasıl olacaktır? ‘Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapatılacaktır?

Samimiyetle bu tartışmanın yapılarak makul, akla ve vicdana müzahir sonucuna kısa sürede ulaşılmalıdır.”

Aynı gün Bahçeli’den sonra konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da Öcalan için ‘statü’ istedi:

“Kalıcı bir barış için sayın Öcalan’ın statüsü yasal bir düzenlemeyle tanınmalı ve hukuki güvence altına alınmalıdır. Bu süreç sözde kalmamalı, TBMM çatısı altında yasal düzenlemeler hızlıca yapılmalı.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 24 Şubat Salı günkü grup toplantısında, PKK lideri Abdullah Öcalan için yaptığı “statü” çıkışı, siyasette yeni bir tartışma başlığı açtı.

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı ortak raporun açıklanmasının ardından meclisteki parti grubuna seslenen MHP lideri Bahçeli, yapılacak düzenlemelere işaret etti.

Bahçeli raporla birlikte atılacak adımlar için, “PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır?” diye sordu ve ekledi:

“Eğer böylesi bir sorun varsa, ki bize göre vardır, bunun çözümü nasıl olacaktır? Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapatılacaktır?”

Bahçeli’nin bu çıkışıyla kime ne mesaj verdiği konusu net değil, ancak MHP, AKP ve DEM Parti’de farklı yorumlar öne çıktı.

DEM Partililer, Öcalan için İmralı’daki iletişim koşullarının yeniden düzenleneceği “hukuki statü” tanınmasını istiyor.

İktidar kanadında ise Bahçeli’nin, Öcalan’ın çağrılarına tam uymadığı iddiasıyla PKK ve DEM Parti’ye mesaj verdiği yorumları yapıldı.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin 25 Şubat’taki grup toplantısının ardından gazetecilerin bu konudaki bir sorusuna “İmralı şu anda gerekli olduğu şekilde Adalet Bakanlığımız tarafından işletiliyor” diye yanıt verdi.

MHP: Tartışılsın

Bahçeli’nin “statü” çıkışına yönelik MHP içinde yapılan ilk yorum, “örgüte” ve DEM Parti’ye dönük bir mesaj olduğu yönündeydi.

Bazı MHP kaynakları, Öcalan’ın çağrılarının PKK ve DEM Parti tarafından yeterince dikkate alınmadığını savundu.

Kaynaklar, Öcalan’ın dışarı çıkmak değil, İmralı’daki iletişim olanaklarının artırılmasını istediğini, böylece örgüt üzerinde daha etkili olacağı inancında olduğunu aktardılar.

MHP kulislerinde Bahçeli’nin bu çıkışının zamanlaması ve “tartışılmasının” süreç açısından yararlı olacağı düşünülüyor.

İktidar partisi kulislerinde ise ilk yorumlar Bahçeli’nin bu çıkışının “Umut hakkı” çağrısının devamı olduğu yönünde oldu.

Bir AKP kurmayı örgütün silah bırakmayı ağırdan aldığını, DEM Parti’nin de Öcalan’ın çağrılarının gereğini yeterince yerine getiremediğini savundu.

Kurmay, “Bu süreçte Öcalan’ın terörün, şiddetin son bulması için daha önemli inisiyatifler alması isteniyorsa, iletişim kanallarının açılmasını kastetmiş olabilir” yorumunu yaptı.

Öcalan’ın, silahların “zihinde de bırakılması” çağrısının örgütte karşılık bulmadığını savunan AKP kurmayı, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Parti olarak henüz statü konusunu oturmuş konuşmuş değiliz. O nedenle şu adım atılacak, bu yapılacak diyemeyiz. Ama bana göre burada hem DEM Parti hem örgüte mesaj veriyor Bahçeli.

“Hem Kandil hem de DEM Parti Öcalan’ın iradesini ve İmralı adresini işaret ediyordu. Öcalan iradesini ortaya koydu süreç konusunda.

“Ancak zafiyet söz konusu. Öcalan’ın iradesi ve söylemiyle uyumlu hareket edilmesi söz konusu değil. Öcalan’ın iradesi ve söylemi güçlendirilmedi.

“Dolayısıyla da Sayın Bahçeli örgüt ve partiyi işaret ederek Öcalan’ın statü sorununu dile getirdi.”

AKP kaynakları yasal adımlar için örgütün silah bıraktığının “teyit ve tespiti” ön koşulunun yerine getirilmesi gerektiğini, öncesinde herhangi bir yasal adım beklenmemesi gerektiğini ifade ediyorlar.

DEM Parti: ‘İmralı’daki koşullar düzeltilsin’

Öcalan’ı “baş müzakereci” olarak nitelendiren DEM Parti, Bahçeli’nin statü tartışmasını açmasından memnun.

Öcalan’ın, büyük risk alarak silah bırakma ve fesih çağrısı yaptığını söyleyen DEM Parti kaynakları, örgütle iletişim kanallarının açılması halinde, bu çağrıların hayata geçmesinin daha kolay olacağını vurguluyor.

Aynı kaynaklar Öcalan’ın gazeteciler, akademisyenler başta olmak üzere farklı toplum kesimleri ile görüşmesinin toplumsal barışın sağlanmasına katkı sağlayacağını ifade ediyorlar.

Parti kaynakları, umut hakkı ve statü konularında atılacak adımların, özellikle süreçle ilgili kuşkuları olan Kürt kamuoyunu rahatlatacağını savunuyor.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da grup toplantısında “baş müzakereci” olarak nitelendirdiği Öcalan’ın hukuki statüsünün yasal düzenlemeyle tanınmasını istedi.

Hatimoğulları “başmüzakereci” kavramıyla neyi kastettiği sorusuna ise “Aydın, yazar, gazeteci, hukukçu, siyasetçi her kesimle özgürce ve rahat görüşüp görüş alışverişinde bulunabilmeli. Kendi örgütüyle görüşmeleri daha doğrudan ve direkt olmalı” yanıtını verdi.

DEM Parti Öcalan’ın PKK’ya silah bırakma ve fesih çağrısı yaptığı 27 Şubat’ın birinci yıldönümü nedeniyle özel bir toplantı gerçekleştirecek.

Parti tarafından yapılan açıklamada, bu toplantıda, Öcalan’ın da sürece dair yeni bir mesajının paylaşılacağı duyuruldu.

Öcalan’ın statüsü: Silahsızlanma ve Siyasallaşma Alt Kurulu’nun başına geçecek

Veysi Aktaş, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın Abdullah Öcalan’ın sürece katkı sunduğuna ilişkin açıklamasını değerlendirerek, “İlk kez siyasi irade Sayın Öcalan’ın statüsünü kabul etmiş oldu” dedi.
DEM Parti İmralı Heyeti üyesi ve Van Milletvekili Pervin Buldan, İmralı Heyeti üyesi ve Abdullah Öcalan’ın avukatı Faik Özgür Erol ve İmralı Cezaevi’nde Abdullah Öcalan’la beraber kalan ve 31 yıl 3 ay sonra tahliye edilen Veysi Aktaş, İstanbul’da basın mensupları ile bir araya geldi.Öcalan’ın statüsü, kurulacak mekanizmalar, tutukluların durumu, DEM Parti kongresi ve sürece yönelik uluslararası müdahalelere ilişkin başlıklar ele alındı.DEM Parti İmralı Heyeti üyesi ve Van Milletvekili Pervin Buldan, çerçeve yasayla oluşturulan kurulun 24 Ağustos’ta ilk toplantısını yapacağını, bu toplantıda alt kurulların kurulması için süreç başlayacağını belirterek, “Bu alt kurulların bir tanesi silahsızlanma ve siyasallaşma kurulu olacak ve burada Sayın Öcalan yer alacak. Çünkü Sayın Öcalan gelişleri organize de edecek” dedi. DEM Parti İmralı heyeti üyesi Faik Özgür Erol, Resmi Gazete’de yayımlanarak kanunlaşan çerçeve yasa ile yaklaşık 4 bin tutuklunun tahliye olabileceğini, yasadan 75 binin üzerinde soruşturma ve kovuşturma dosyasının etkilenebileceğini belirtti.

Veysi Aktaş ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın Abdullah Öcalan’a dair “sürece katkı sunan bir konumda. İmralı da özellikle devletimizin ilgili kurumlarıyla birlikte bu süreçlerde” açıklamasına değinerek “İlk kez siyasi irade Sayın Öcalan’ın statüsünü kabul etmiş oldu. Bu eşik bir türlü aşılamadığı için diyalogdan müzakere aşamasına bir türlü geçilemiyordu. Bu aşamadan sonrası artık müzakere aşamasıdır” dedi.

İki yıllık sürecin sonunda tüm eksikliklerine rağmen kronikleşen bir köklü sorunun çözümü yolunda bir kapı açıldığını, bunu çok önemsediklerini vurgulayan Erol, açılan bu kapıyı sonuna kadar kullanacaklarını, burayı zorlayacaklarını belirtti. “Silahlı süreç bitiyor, siyasal süreç başlıyor” diyen Erol, yeni bir dönemin kapısının aralandığını, bunun çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Süreç

T24’ten Murat Sabuncu’nun sürecin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile hayatını kaybeden DEM Parti Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in temasının ardından başladığı yönündeki iddiayı sorması üzerine Pervin Buldan, Bahçeli’nin süreci tek başına başlattığını söyledi. Buldan “Devlet Bahçeli önce gelip Genel Kurul’da DEM Partili eş başkanlarımızın elini, elimizi sıktı ve daha sonra grup toplantısında yaptığı çağrı ile başladı, bunun bir öncesi yok” dedi.

Veysi Aktaş ise sürecin başlamasında Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin etkili olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Devlet bu noktaya bölgedeki gelişmeler doğrultulusunda geldi. İsrail faktörü önemli bir faktör. İngilizleri de unutmayalım… Yeniden bir Orta Doğu’ya müdahale, kaybettikleri hegemonyayı yeniden elde etme arzusu, on yıllık savaşın müsebbibi bu ülkelerdir. İsrail’in artık varlığını sürdürebilmesi için Ortadoğu’da bir Kürdistan’a ve ikinci bir İsrail’e ihtiyacı var. Sorun bu! Yani milliyetçi bir ulus devlet istiyor. Bu süreci devletin geliştirmesinin en önemli nedenleri bunlardı. İbrahim Anlaşmaları olarak ifade edilen anlaşmalara göre bölge yeniden dizayn ediliyor. Buna karşı çıkan tüm iktidarlar düşüyor. Suriye, İran, Lübnan, Irak hedefte… Bölge yeniden düzenleniyor ve sıra Türkiye’de.

Sayın Devlet Bahçeli’nin açıklamaları da bu yöndedir, ‘devletin bekası’ dediği olay budur. Aynı zamanda savaş hem Kürtlere hem Türklere kaybettirdi, bunun ceremesini halk ödedi, ekonomik faturası yoksulluk oldu ve çok insan öldü. İşte bu süreç bu sebeplerle başlatıldı. Bahçeli’nin açıklamalarından önce de adada hiçbir görüşme yaşanmadı. Aksine çok büyük bir tecrit yaşadık, 10 yıla yakın tecrit vardı. Sayın Öcalan 2023 yılında ‘gelmelerini’ bekledi. Çünkü aniden odası değiştirilmişti, Mandela ile yapılan barış görüşmelerinden önce de kendisinin kaldığı oda aniden değiştirildiği için bu beklenti doğmuştu. Bunun engellendiğini düşünüyoruz. Ancak Devlet Bahçeli’nin çağrısına kadar hiçbir ilişki kurulmadı. O çağrıya önderlik yanıt geliştirdi ve devletle ilişkiler başladı.”

Heyet üyeleri, süreci “devlet kararı ve devlet projesi” olarak tanımladı ve muhataplık ilişkisinin de devlet ile Öcalan arasında kurulduğunu belirtti.

Nevzat Çiçek’in Independent Türkçe’de yer alan yazısına göre, sürecin bundan sonraki yol haritası, “çerçeve yasa, demokratikleşme süreci ve yeni anayasa” olmak üzere üç aşamada değerlendiriliyor.

Heyet üyelerinin aktarımına göre Abdullah Öcalan, çıkarılan yasayı Kürt meselesi açısından “bir kabuk” olarak değerlendiriyor ve yasanın adından ya da kullanılan kavramlardan çok, düzenlemenin hayata geçirilmesine önem veriyor.

Yasa sürecini anlatırken “tek kişilik satranç oynadım” ifadesini kullanan Öcalan, düzenlemeyi aynı zamanda bir “centilmenlik sözleşmesi” olarak değerlendirdi.

Öcalan’a göre bu tür sözleşmelerde her konu yazılı hale getirilmese de tarafların hayata geçirilmesi gereken başlıklar üzerinde karşılıklı anlayış oluşturması gerekiyor.

Cumhurbaşkanlığında üst kurul, Meclis’te izleme kurulu

Aktarılan bilgilere göre süreç kapsamında Cumhurbaşkanlığı bünyesinde bir üst kurul oluşturulması, bunun altında ise “silahsızlanma ve siyasallaşma kurulu” olarak adlandırılması beklenen bir alt kurulun kurulması planlanıyor. Meclis’te de yalnızca milletvekillerinden oluşacak ayrı bir izleme kurulunun oluşturulması öngörülüyor. Pervin Buldan bu kurula ilişkin yapılanmayı şöyle anlattı:

“İki kurul kurulacak. Bir üst kurul bir de buna bağlı olarak alt kurul. Üst kurul zaten belli. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında Adalet, İçişleri, Dışişleri Savunma bakanları, MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın olduğu bir üst kurul kurulacak.

Buna bağlı olarak bir alt kurul kurulacak. Bu alt kurulda siviller olmayacak. Ama sayın Öcalan Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu dediğimiz kurulun başında olacak. Muhtemelen bunun içinde devlet yetkilileri olacak. Teyit ve tespit meselesini bilen, yapan yetkililerden oluşacak bir kurul olacak. Geri dönüşlerin koordinasyonu buradan yönetilecek.”

İmralı’da yeni görüşme alanı

Toplantıda İmralı Cezaevi’ndeki koşullara ilişkin de bilgi verildi. Öcalan için yeni bir alan hazırlandığı ve bundan sonraki görüşmelerin burada yapılmasının planlandığı belirtildi.

Heyet üyeleri, son görüşmelerinde Öcalan’ın henüz yeni bölüme geçmediğini, daha sonra bir değişiklik olup olmadığını ise bir sonraki ziyarette göreceklerini ifade etti.

Milli Güvenlik Kurulu’nun da ekim ayında toplanmasının beklendiği aktarıldı.

Heyet üyeleri, Meclis’te kabul edilen yasanın hazırlık sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Yasa taslağını ancak kabul edileceği gün görebildiklerini belirten heyet, kendi hazırladıkları bir taslağı AK Parti’ye sunmadıklarını, AK Parti’nin de taslağı önceden kendileriyle paylaşmadığını ifade etti.

Düzenlemenin bazı maddelerinde sorun gördüklerini belirten heyet üyeleri, metnin kendileriyle ortaklaşarak hazırlanmadığını söyledi. Son İmralı görüşmesinde yasa taslağının kendisini değil, düzenlemenin genel çerçevesini Öcalan’a aktardıklarını kaydettiler.

Buldan yasa için çok uğraştıklarını ifade ederek, “Başından beri hep yasayı görmek istedik, Sayın Öcalan’a götürmek istedik ama bu gerçekleşmedi. Biz Sayın Öcalan’la en son yaptığımız görüşmede yasanın taslağıyla değil, ilkesel olarak yasaya nasıl yaklaşıldığına dair görüşlerimizi ifade ettik ve onun görüşlerini, önerilerini aldık. Ama iktidarla, AKP’nin hukukçu kurmaylarıyla yasanın çıkacağı günün bir gün öncesi arkadaşlarımız bir araya geldiler ve biz ertesi gün yani yasanın çıkacağı günün sabahı taslağı görme imkanına sahip olabildik” diye konuştu.

Buldan, Öcalan’ın yasayla ilgili görüşünü ise şu sözlerle anlattı:

“Son yaptığımız görüşmede yasaya nasıl yaklaştığına dair şunu hep söyledi; ‘Ben kavramlara çok takılmıyorum. Bizim için önemli olan bu yasanın çıkması. Kavramları bir kenara bırakalım. Evet bunun mücadelesini vereceğiz tabii ki. Bu yasa bir ilktir, bir kilit yasadır, bir kök yasadır. Hatta bir kabuktur. Bu yasa Kürt meselesinde bir kabuktur. Bu kabuğu ya da bu kök yasayı nasıl geliştireceğimizi, nasıl bunun mücadelesini vereceğimizi elbette ki daha sonraki dönemlerde, süreçlerde tartışacağız. Ama ben bu aşamaya gelmesi konusunda büyük bir çaba sarf ettim ve tek kişilik bir satranç oynadım’ dedi. Bu kelime tamamıyla kendisine aittir. Bu tek kişilik satrançta elbette ki zorlandığı zamanlar oldu biz bunu biliyoruz ama hep meselenin pozitif yanına baktı. Artık silahlı mücadelenin bittiği ve siyasal bir mücadelenin devreye gireceği bir zaman dilimini örmeye çalıştı. Bunu hayata geçirmeye çalıştı.”

AİHM ve AYM kararları 

Heyet üyeleri, çıkarılan yasanın tek başına bütün sorunları çözmeyeceğini, bazı adımların yeni düzenlemeler beklenmeden de atılabileceğini söyledi.

Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanabileceği ifade edildi. Heyet, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptıkları görüşmede de AİHM ve AYM kararlarının uygulanması gerektiğini gündeme getirdiklerini belirtti.

Cumhurbaşkanı’nın görüşmede heyeti dinlediği ve not aldırdığı ancak bu başlıkta özel bir değerlendirme yapmadığı aktarıldı.

Heyet, sürecin yalnızca devlet kurumları ve siyasi partilerle yürütülmemesi gerektiğini de savundu. Sivil toplum kuruluşları ve kadın örgütlerinden oluşacak ayrı bir kurul oluşturulmasına ihtiyaç bulunduğu ifade edildi.

STK’ların süreci doğrudan izlemek istediği, bu yöndeki taleplerin yetkililere iletileceği belirtildi.

Heyet ayrıca ana akım medyanın süreci daha fazla sahiplenmesine ihtiyaç bulunduğu görüşünü dile getirdi.

DEM Parti’de yeniden yapılanma

Toplantıda DEM Parti’nin önümüzdeki dönemdeki yapılanmasına ilişkin değerlendirmeler de yer aldı.

Partinin 6 Eylül’de yasal zorunluluk nedeniyle kongreye gideceği, esas kapsamlı kongrenin ise mart ayına doğru yapılmasının planlandığı belirtildi. Bu süreçte kurucular kurulunun çalışmalarına başlaması bekleniyor.

Aktarıma göre parti tüzüğü, programı ve kadrolarında değişiklik gündemde. Öcalan’ın bu başlıklarda belirleyici rol üstlenmesinin beklendiği ifade edildi.

Pervin Buldan açıkladı: Öcalan, CHP'ye yönelik baskılardan rahatsız |  Independent Türkçe

Öcalan’ın DEM Parti eş genel başkanlarıyla da görüşmek istediği, görüşmenin ardından parti yapılanmasına ilişkin değerlendirmelerini netleştireceği belirtildi.

Heyet ayrıca yalnızca siyasi parti temsilcilerinin değil, gazetecilerin, akademisyenlerin, sivil toplum örgütlerinin ve kadın kuruluşlarının da İmralı’ya gidebilmesini sağlayacak bir düzenleme yapılmasını istedi.

Faik Özgür Erol ise “çerçeve yasa”yla yaklaşık 4.000 tutuklunun serbest kalabileceğini, 75 binin üzerinde soruşturma ve kovuşturma dosyasının da yasadan etkileneceğini ifade etti.

Erol, “75 bin siyasi dosya demek neredeyse Türkiye’deki dosyaların sayısal kalabalıklığını da düşünürsek, yüz binlerce insanın hayatına dokunacak bir yasa niteliği taşıyor. Fakat sadece bundan ibaret değil. Yasanın kendi içinde ihtiva ettiği kurullar meselesi var. Bu kurullarla aynı zamanda hem İmralı’da Sayın Öcalan’ın süreci daha iyi yönetebileceği, daha iyi geliştirebileceği koşulların ortaya çıkması imkanını sağlıyor. Aynı zamanda yasa içeriğindeki pek çok düzenlemeyle ilerleyen dönemde bir bütün olarak bu sorundan etkilenmiş herkesi kapsayabilecek bir potansiyele ulaşma ihtimali taşıyor“ dedi.

Yasayı bir kapının aralanması olarak da değerlendiren Erol şöyle devam etti:

“O kapıya yükleneceğiz. Biz o kapıya yüklenmekte ve bunun bir hukuk ve demokrasi alanına açılması noktasında ısrarcı olacağız. Ve bu açılacak olan kapı, yasanın pratik olarak uygulanma sürecinin aynı zamanda hem Kürt sorununun çözümü hem de demokratikleşme noktasındaki reformlarla paralel ilerlemesine gerektiriyor. Yani esasen siyasi öngörümüz ve siyasi ajandamız bunun üzerine kuruludur.

Veysi Aktaş: Devlet ilk kez Öcalan’ın statüsünü kabul etti

Süreçte bazı gecikmeler yaşandığını kaydeden Aktaş şöyle konuştu:

“Geçen yıl, silahların yakılması meselesinde bu komisyonun oluşması gerekiyordu. Fakat o komisyonun oluşturulması geciktirildi. Şu an tartışılan ‘çerçeve yasa’ aslında ekimde çıkması gerekiyordu. Yani bir türlü aşılamayan bir eşik durumu vardı. Bu yüzden asıl temel soruna bir türlü inilemiyordu, mesafe alınamıyordu. Fakat 10 Ağustos’ta meclisten geçmesinden sonra Kürt sorununun çözümü için önemli bir eşik atlatıldı. Yeni bir hukuki zemin oluşturuldu

Bana göre Türkiye’nin en tarihi anlarından biridir. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın da Sayın Öcalan’ın statüsüne dönük açıklaması da çok değerli bir açıklamaydı. İlk kez siyasi irade Sayın Öcalan’ın statüsünü kabul etmiş oldu. Bu eşik bir türlü aşılamadığı için diyalogdan müzakere aşamasına bir türlü geçilemiyordu. Bu aşamadan sonrası artık müzakere aşamasıdır.

Bu sürecin üç aşaması var. İlk adım ‘çerçeve yasa’ ya da kök yasa olarak ifade edilen süreçti. Bu aşıldı, şimdi demokratikleştirme sürecine geçildi. Cumhuriyetin demokratikleşmesine dönük müzakereler geliştirilecek. Bu uzunca bir zaman da alabilir. Bu süreçten sonrası da bir anlamda bizim demokratik toplum örgütlenmemiz, cumhuriyetin demokratikleşmesi, demokratik toplumun demokratik cumhuriyete entegrasyonu, sürecin yeni bir anayasayla yeni bir toplumsal sözleşmenin şekillenmesi sonucunu verecek. Böyle üç aşamadan oluşan bir süreçtir.”

Toplantıda Kürt siyasi hareketinin bundan sonraki yönelimine ilişkin de değerlendirmeler yapıldı. Heyet üyeleri, sürecin Kürt siyasi hareketinin sona ermesi anlamına gelmediğini, siyasi mücadelenin devam edeceğini belirtti.

Yeni dönemde silahlı mücadele yönteminin ortadan kalkacağı, siyasi ve demokratik mücadelenin ise süreceği ifade edildi.

Heyet, sürecin hukuk ve demokrasi alanını genişletebileceğini savunurken, Kürt meselesinin Türkiye’deki otoriterleşmenin temel gerekçelerinden biri haline geldiği değerlendirmesinde bulundu.

DEM İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın başkanlığındaki kurula bağlı bir alt kurul olarak, Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu’nun kurulacağını ve başında da Öcalan’ın olacağını açıkladı:

“Teyit ve tespiti yapacak devlet görevlileri bu kurulda olacak. Geri dönüşlerin koordinasyonu buradan yönetilecek.”