Bu yazının bire bir benzerini 5 Kasım 2015’te “AK Kürdistan’a Doğru) başlığıyla yazmıştım. Dileyen internetten bulabilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kızılay Genel Kurulunda konuşurken kelimesi kelimesine şunları söylüyor;
“Biz çözüm süreci dedik. Bunlar ALDATTILAR ve her NUMARAYI yaptılar. Bunların hiçbir sözüne inanılmaz. Artık geçti. Şimdi İŞİ bitireceğiz. Her şeyi BAĞLAYACAĞIZ ve Allah’ın izniyle huzur ve REFAH ÜLKESİ bir GÜNEYDOĞU’YU ortaya koyacağız!” (Güneydoğu diye ayrı bir ÜLKE Mİ var?)
“Anayasa Mahkememiz kendi varlığına İHANET edercesine anayasaya aykırı karar verebiliyor. Bu böyle olmaz. Türkiye şu anda terör örgütleriyle en yoğun mücadeleyi veren ülkedir. İşte Washington’un yarım saat mesafesinde Türk-Amerikan medeniyet Merkezinin açılışını yaptık. Muhteşem bir eser inşa edildi!”
Bu konuşmanın tamamını iki uzman kişiye okuttum;
-Halen devlette simültane (anında) tercüme yapan bir arkadaşıma ve
-Diplomasında “Sağlık Bakanı” olarak imzam olan, Sinir ve Beyin Cerrahı bir Profesör dostuma!
Anında tercüme yapan arkadaşım, şunları söyledi;
Sayın Erdoğan’ın irticalen yaptığı konuşmalarda hepimiz çok zorlanıyoruz. Çünkü bizler, küfür-kabadayı lisanı- Kahvehane konuşmalarını bilmiyoruz.
Örneğin, “Biz işi bitirip, bağlayacağız! Numara yapıyorlar! Yesinler senin gazeteciliğini! Lagara lugara yapma ulan” dendiğinde, tercüme edebilmek için anamızdan emdiğimiz süt, inanın burnumuzdan geliyor.
Tercüme edemeyince bizler de başka şeyler söylemek zorunda kalıyoruz…
Profesör dostum ise çok ilginç şeyler söyledi;
Konuşmanın tamamını okuduğumuzda, kişinin çok karmaşık bir ruh hali taşıdığını net olarak görüyoruz. Korku, özellikle gelecek korkusu ciddi şekilde etkili. İfade bozuklukları var ki, bu çok önemli bir problem. En önemlisi bir konu üzerinde konuşurken, cümleyi nasıl bağlayacağını ve bir sonra ne söyleyeceğini unutuyor, sıklıkla da söylememesi gerekenleri ağzından kaçırıyor!
Güneydoğu bölgemizi ayrı bir ülke olarak tanımlaması ise kafasının içindeki gerçek düşüncesidir. Bu, Manik Depresif Bozukluğun başlangıcıdır ki, bir klinikte tedavi edilmezse, hasta tamamen içine kapanır, yemeden içmeden “zehirlenme korkusu” gerekçesiyle kesilir ve intihara kadar gider.
Bu ruh halindeki kişilerin kesinlikle yapamayacağı işler şunlardır;
Savcılık- Yargıçlık-Avukatlık-Otobüs ve Kamyon Şoförlüğü- Kasaplık- Güvenlik Görevlisi yani Polis ve Asker- Gemi ve Yat Kaptanlığı- Dalgıçlık…
Değerli Okurlar;
Kimsenin kültür durumu, eğitimi, konuşma tarzı, hastalığı bizi hiç ilgilendirmez. Kim nasıl ve ne şekil isterse öyle konuşsun, ister tedavi olsun isterse olmasın.
Bu onun problemidir. Fakat kişi, bizlerin kaderini doğrudan etkileyecek bir görevde bulunuyorsa o zaman ilgilendirir, hem de çok ilgilendirir.
Cumhurbaşkanının konuşmalarını kişinin kimliğini unutup, gözleriniz kapalı olarak dinlerseniz, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız!
Bu konuşulanların akıl işi olmadığını ve Türk Milletinin iyiliğine, güzelliğine olmadığı net olarak ortaya çıkar.
Cumhurbaşkanının epilepsi ve hipoglisemi hastası olduğunu, kolorektal kanser sebebiyle defalarca ameliyat olduğunu, tedavi uygulamaları nedeniyle ilaçların organlarda tahribata yol açtığını hepimiz biliyoruz. Ortağı Bahçelinin durumu daha ağır! Eli ayağı tutmadığından Ankara’dan Nevşehir’e bile gidemiyor!
Başımıza daha büyük dertler açmadan, bu sağlık kontrollerinin derhal yapılması gerekir. Bu kontrole sadece iş bağlayanları değil, önlerinden kamyon-kamyon bombalar, ağır silahlar geçerken, mahallelerde kilometrelerce barikat ve tünel yapılırken, trene bakar gibi seyreden tüm devlet görevlilerini katmak gerekir. Kontrol sonucu aklı başında çıkanları ise “Vatana İhanetten” yargılamak, diğerlerini ise önce tedavi ettirmek ve sonra yargılatmak aziz şehitlerimize, gazilerimize olan vefanın ve borcun gereğidir…
Vücut sağlığı KÖTÜ, Ruh sağlığı KÖTÜ, Yoğun ilaç tedavisi nedeniyle çoklu organ
bozukluğu durumu KÖTÜ, Sinir sistemi KÖTÜ, velhasıl iyi olan bir durum yok!
ANKARA NATO 36. Liderler Zirvesinde kavga çıkmazsa şanslıyız demektir.
Trump-Erdoğan-Zelenski’nin birarada olduğu toplantıda huzur olmaz…
Sağlık ve başarı dileklerimle 08 Temmuz 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

AÇIK AÇIK KONUŞUN
Sık sık şöyle bir eleştiriyle karşılaşıyorum;
“Rifat Bey, sizi her gün beğenerek takip ediyorum ve paylaşıyorum. Fakat bu günkü yazınızda ırkçılık ve ayrımcılık yapmışsınız. Sizi kınıyorum!”
Bakın, gelin artık açık açık konuşalım;
–Danıştay’ın Türk Tanımı; 18 Şubat 2011 tarihli kararı!
TÜRK kelimesi bir ırkın değil, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan dili-dini-ırkı-rengi-cinsiyeti- siyasi düşüncesi-felsefi inancı-mezhebi ne olursa olsun, tüm vatandaşların bir araya gelerek oluşturdukları ve herkesi kucaklayan Milletin ortak adı olup, aksi yöndeki davacı iddialarına itibar edilmemiştir. Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür!
-Irkçılık;
Bir halkın, bir grup insanın diğer halk ya da insanlardan farklı olmakla kalmayıp, aynı zamanda diğerlerinden fiziksel, entelektüel ya da ahlaki bakımdan daha iyi, daha güçlü, daha yüksek ya da daha yaratıcı olduğunu, bu üstünlüğün atalarından miras alınmış olan biyolojik farklılıklardan kaynaklandığını savunan anlayışa IRKÇILIK denir.
-Ayrımcılık;
Bir kişinin cinsiyeti, ırkı, ten rengi, dini ya da inancı, siyasi görüşü, yaşı, engelli olması ya da milli, sosyal ya da etnik kökeni sebebi ile başkalarından daha kötü muamele görmesini beraberinde getiren haksız ve yanlış bir muameledir.
Ben bu üç tanıma da yürekten inanırım. Bu ülkede yaşayan herkesin
TÜRK MİLLETİ şemsiyesi altında, hukuk-eşitlik-adalet-özgürlük-sosyal devlet ve lâik devlet anlayışıyla her türlü inanışını, kültürel değerlerini yaşamasını savunurum. Irkçılık ve Ayrımcılığa, sonuna kadar karşı çıkarım.
Bu uğurda can vermek gerekirse, bir an dahi tereddüt etmem.
Fakat herkesin şu gerçeği de çok iyi anlaması şarttır;
Kimse Türk Milletini sürekli olarak aldatamaz ve bizi aptal yerine koyamaz.
Her Devlet kendini terör eylemlerine karşı korumak zorundadır!
-Eğer sen, Kürtçülük ve Kürt Milliyetçiliği yapıyorsan, üstelik eline silah alıp çoluk-çocuk, genç- yaşlı, sivil-devlet görevlisi ayırmadan insanları öldürüyorsan, sen insanca bir muameleyi hak etmiyorsun demektir. Yasalar çerçevesinde Devlet Kurumları, Türk Milletine yaptığın zulmü durdurur ve seni ensenden yakalayıp, yargıya teslim eder.
Türkiye’nin Kürt kökenli iş adamları-bilim insanları- akademisyenleri- gazetecileri-aydınları, siyasetçileri Türk Devletini değil de Kürtçü-Bölücüleri savunmaya kalkarlarsa, onlar da Türk Milletinin dostu değildirler.
Eğer bu kişiler, silahlı örgüt mensuplarına; “Ben de Kürdüm ama senin gibi düşünmüyorum. İnsanları öldürmeye, yabancı istihbarat örgütlerine kulluk etmeye devam ederseniz, beni de karşınızda bulursunuz” demezlerse, onlar da Türk Milletinin hoşgörüsünü hak etmemiştir.
Herkes yerini, tarafını belli etmek durumundadır. Yemi, Türk Milletinin tarlasından yiyeceksin, ama sütünü Kürtçü-Bölücülerin tarafına vereceksin! Böyle bir olay yok. Ya Türk Milletindensin, ya değilsin. Vesselam…
-Eğer deden, hem Ruslarla hem Fransızlarla beraber olmuş ve benim dedelerimi arkadan hançerlemişse, abilerin Asala adlı terör örgütüyle Türk Diplomatları öldürmüşlerse, kardeşlerin şu an PKK Narko-Terör öğütün emrinde Türk Askeri ve Türk Polisini öldürüyorsa, sen bu alçaklıklara karşı çıkıp Türk Milletinden yana tavır almıyorsan ve bu alçakları eleştiren bana “Irkçılık-ayrımcılık yapıyorsun” dersen, Türk Milletinin hoşgörüsünü hak etmemiş olursun!
Ermenistan Devleti, orada Türkçe gazete yayınlanmasına izin verir mi?
Bırakın gazeteyi, bir tek Türk’ün yaşamasına, iş yapmasına izin verir mi?
Karar vereceksiniz, ya Türk Milletindensiniz ya değilsiniz. Bu kadar…
-Eğer sen, Türk Milletinin düşmanı olan PKK Narko-Terör örgütüne mühimmat ve para yardımında bulunuyorsan, İsrail Subayları bunlara savaş eğitimi veriyor ve öldürmeyi bu çakallara öğretiyorlarsa, bu sebepten binlerce Türk Askeri can veriyorsa, sen bu ülkede yaşayan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak bunlara karşı çıkmıyorsan, sen de Türk Milletinin hoşgörüsünü hak etmiyorsundur!
-Eğer sen, Cumhuriyetin ve Demokrasinin sana verdiği nimetlerden yararlanıp, Federe İslam Devletini kurmak istiyor ve rejime ihanet ediyorsan, şeriatçı terör örgütleriyle işbirliği yapıyorsan, Türk Milletini her zaman kandıramazsın.
Türk Milleti gerçeği anladığı anda seni alaşağı eder…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok zor bir dönemden geçiyor. Herkes, dikkatle izlesin. Bu günler kim Türk Milletinin dostu, kim düşmanı sorusunun cevap bulacağı günlerdir.
Yeter artık kimse karnından konuşmasın ve lütfen tarafını belli etsin,
yazık değil mi, gencecik vatan evlatlarına…
Sağlık ve başarı dileklerimle 07 Temmuz 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
