‘Önce vatan gelir’
Simon Bolivar
Venezuella’nın başkenti Caracas’ın bombalanmasının ardından, ülkenin başkenti basılarak Devlet başkanı Maduro ve eşinin ABD tarafından kaçırılması ve 100’e yakın asker ve sivili öldürmesi ile uluslararası hukuk rafa kaldırılarak eşsiz bir zorbalığa imza atıldı. Venezuella’nın egemenlik hakları çiğnenirken, gücümüzü kimse sorgulayamaz mesajı veren ABD eşine rastlanmamış terörist bir devlet olduğunu bir kez daha gösterdi.
2025’i Gazze’de ve Ukrayna’da binlerce ölü çocuk bedeni ve dinmeyen gözyaşları ile uğurlarken,2026 yılının ilk günlerine bundan böyle hiçbir ülkenin güvende olmayacağını gösteren, kontrolden çıkmış azgın bir barbarlığın yeni bir evresine tanıklık yaparak girdik. Emperyalist haydutluk ve yağmanın olağanlaştırıldığı, silahlı saldırganlığın ve ırkçılığın normalleştiği, ulusal ve uluslararası hukukun en temel ilkelerinin yok sayıldığı bir barbarlık ve çatışma dönemiyle, emperyalizmin yeni normali, maskesiz, çirkin görüntüsüyle yüzleştik.
300 yıl süren İspanyol egemenliğinden bağımsızlık savaşıyla kurtulan Venezuella, ulusal kimliğini Latin Amerika tarihinin en büyük kahramanı, ülkenin kurucusu Simon Bolivar’ın ‘önce vatan gelir’ sözü üzerine inşa etmiştir.
İnanılmaz büyüklükte doğal gaz ve petrol rezervlerine, altın ve kıymetli madenlere sahip Venezuella’nın en kıymetli hazinesi ise bilinçlere kazınan, evlerin ve okulların duvarlarını, sokakları süsleyen bu sözcükler olmuştur.
Ciddi bir antiemperyalist bilinç üzerine temellenen bu vatanseverlik ve direniş ruhu Venezuella halkının, ABD’nin yıllardır devam eden darbe girişimlerine, ülkelerine ve ülkeleriyle iş yapan şirketlere uygulanan ambargoya, çökülen altınlarına, ülkeyi felç etmeye çalışan yaptırımlara, tehditlere, istihbarat faaliyetlerine ve bütün bu emperyalist politikaların neden olduğu açlığa ve yoksulluğa direnmesini sağlamıştır. Tehdit ve şantajla, yaptırımlar ve izolasyonla sonuç alamayan ABD yönetimi zorbalığa başvurmuştur.
Trump ‘Venezuela’yı biz yöneteceğiz,petrolünü biz satacağız’ diyerek müdahalenin Venezuella ile sınırlı kalmayacağı yeni bir döneme işaret ediyor.
Daha saldırgan bir anlayışla şekillendirilen yeni Monroe doktrini ile Venezuella’dan Panama’ya kadar uzanan bir hat üzerinde kaynakların kendisine ait olduğunu iddia ettiği bir itaat düzeni kurmak istiyor.
Bundan böyle hiçbir ülkenin egemenlik hakkının güvencede olmadığı, ABD zorbalığının Şili’ye, Küba’ya, Meksika’ya, Panama’ya, Grönland’e ve İran’a kadar uzanacağı yeni bir saldırganlık dönemine giriyoruz. Buna Venezuella ve Latin Amerikan halkları ne der bilinmez ama Trump’ın bu tavrıyla ülke içinde büyük çelişkileri ve huzursuzlukları barındıran ABD için de zor günlerin başlayacağını tahmin etmek zor değil.
ABD açısından meselenin, Amerikalı siyasetçilerin de ifade ettiği gibi petrol ve güç arayışı ile ilgili olduğunu, bölge kaynaklarının kontrolünü ele geçirirken bir yandan da Çin’in Venezuella’dan temin ettiği ucuz petrol alımını engellemek ve nihai olarak bölgede Çin etkisini yok etmek amacını taşıdığını söyleyebiliriz. Bunu yapmak için ABD’nin kıtadaki anti-emperyalist iktidarları devirerek yerine Amerikancı halk düşmanı rejimleri yerleştirmek, Bolivarcı damarı yok etmek istediğini biliyoruz. ancak Latin Amerika’nın bağımsızlık savaşının büyük mirası Bolivarcılığı bölge halklarının hafızasından silmek mümkün olmayacaktır. Amerikan saldırganlığı Bolivarcı ruhu uyandıracak ve devrimci hareketleri ayağa kaldıracak keskin bir saflaşmaya neden olacaktır.
ABD Emperyalizminin dünyayı kontrolsüz bir şekilde savaşa sürüklediği bu konjonktürde hedefe oturtulan Latin Amerika ve dünya halklarının ABD zorbalığına karşı birleşerek güçlenmekten, emperyalizme karşı birlikte direnmekten, örgütlenmek ve mücadele etmekten başka bir çıkış yolu yoktur. ABD’nin küçük ve yoksul ülkeler tarafından bile yenilerek kovulduğunu, yenilmez bir güç olmadığını hatırlamak gerekiyor.
Çözüm halkın örgütlü gücü ve sokaklardan yükselen ses olacaktır.
Mehtap Kaynak















