Yargıtay Başkanı, 2026-2027 Adli Yılı açılışında konuşmasını Atatürk’ün şu sözleri ile tamamladı. “Adalet gücü bağımsız olmayan bir Milletin, Devlet halinde varlığı kabul edilemez!”
Türk Milleti adına şu soruları soracak bilgi ve cesarette, bir tane Siyasi Parti Genel Başkanı o salonda olsa ve sorsa, 2027-2028 adli yıl açılışı bambaşka şartlarda yapılırdı… Nasıl sorular mı? Çok basit! Hadi başlayalım;
Yargıtay Başkanı konuşmasını yaparken tam karşısında, (AYM) yani “Anayasa Mahkemesi karalarını uygulamıyorum” diyen ve Anayasanın 153. Maddesinin ırzına geçen, Yargıtay filanca dairesinin başkanı, vardı!
Sayın Yargıtay Başkanı; Bu durumda siz ne yaptınız? Yargının bu en önemli problemini çözdünüz mü? Çözemedi iseniz, durumu tüm açıklığı ile Türk Milletine anlatıp, istifa ettiniz mi? Yoo, hiçbir şey yapmadınız. Makamınızda oturmaya, maaşınızı almaya, son model arabanıza binmeye devam ettiniz!
Yani Atatürk’ün dediği, “Devlet olma varlığı kabul olunmayan” koltukta oturmaya devam ettiniz!
Bu ülkede Hukuk Fakültesi öğrencilerinden her hangi birine; “Alman Savcıların, “Yüzyılın Yardım Soygunu” adını verdikleri Deniz Feneri e.V davası sırasında, görevli 3 adet Cumhuriyet Başsavcısının; Olayı çözmekte çok zorlanıyoruz. Ankara’da bir güç, adaleti gerçekleştirmemizi engelliyor. Bu güce tüm Almanya’da “HIRSIZLAR İMPARATORU” diyorlar, dediğinde bir tane YÜKSEK YARGIÇ, “Kimmiş bu Hırsızlar İmparatoru? Yargıdan büyük makam mı var? Burası hukuk devleti değil mi” diye konuştu mu?
Bunu da Türk Milletinden mi beklediniz? Bu millet size daha ne yapsın?
Atatürk’ün Ordusunun sözde Komutanlarının, 54 Bin ŞEHİDİMİZ ve GAZİMİZİN cesetlerinin ve kopan organlarının üzerine oturup, Öcalan denen Bebek Katilinin piçlerinin serbest bırakılmasını onayladıklarını görmedik mi?
Terörsüz Türkiye imiş de, barış gelecekmiş de? Siz bu asil milleti salak mı sandınız?
Aziz Türk Milleti;
Gözünüzü korkutmayın! Bu belalar ve ihanet düzeni, ÇOK KISA bir zamanda düzelir ve yerinden çıkarılan “Devletin Çivisi” beraberce yerine takılır.
Devletin başına “Mevcut Düzende” (Çalmayan bir Türk Evladını oturtun)
O çalmazsa, kimse sizi soyamaz.
Yargının başına, Türk Milletinin gerçek hukuk üstatlarından 5 kişiyi oturtun, görelim bakalım, Allah’ın yeryüzündeki adaletini korumak ve sağlamakla görevi Savcı-Yargıçlar mal-mülk zengini olabiliyorlar mı?
Dünyanın en büyük ve en modern ordularından biri olan Türk Ordusunun başına, “Atatürk” deyince gözleri dolan, helal süt emmiş, dik durmasını ve sadece Türk Milletinin önünde eğilecek Kuvvacı ruhlu bir ASKERİ oturtun da, Türk Vatanında veya dünyanın herhangi bir yerinde TÜRK BAYRAĞI yakılsın da görelim.
Siyasi Partilerin başına, akıllarını küresel çetelerin emrine vermeyecek, yakasını bu çeteye kaptırmamış, bir gün yumuşayıp, ertesi gün normalleşen, içip-içip barlarda yerlerde sürünen yavşakları değil de, her olaya Ankara Penceresinden bakacak vatan evlatlarından koyun, bakın ülkemizin bereketi, huzuru nasıl kısa bir sürede yerine gelecek…
Haram parayla satın alınan, devlet gücüyle mallarına çökülen medya kuruluşları (Her biri yabancı istihbarat örgütlerinden dana fazla zarar veren)
bir gecede çakı gibi Mustafa Kemal’in Askeri olmazlarsa, istediğinizi söylersiniz…
Şu sözümü lütfen kimse unutmasın;
Türk Milleti olarak bizim pazarımız da bir, mezarımız da birdir. Biz tarih boyunca çok devlet kurduk. Ama en büyük Türk Devletini Cennete kurduk. Nasıl mı? Dünya milletleri içinde, sömürgecilik yapmadığı, kimsenin inancına karışmadığı halde, Türk Milleti kadar ŞEHİT veren başka bir millet yoktur. Hepsi cennetteler…
Sağlık ve başarı dileklerimle
05 Eylül 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

GEM’İ AZIYA ALMAK NE DEMEK?
“Gem”, atı yönlendirmek için ağzına takılan demir parçasıdır. Süvari dizgini çektiğinde gem, atın hassas olan ön dişlerine ve damak bölgesine baskı yapmasıyla at durur veya yön değiştirir. Ancak at, dizgin/süvari baskısından kurtulmak için, demir gem’i ön dişlerinden geriye doğru itip sert azı dişlerinin arasına sıkıştırırsa (azıya alırsa) gem’in canını yakan etkisinden kurtulur. At artık binicisinin komutlarını dinlemez hale gelir ve kendi istediği yöne doğru koşmaya başlar. Eğer binici acemi ise, bu koşu bir uçurumun dibinde son bulabilir… Aha tam da bu durumdayız!
Demokratik kurumların içinin boşaltıldığı, hukukun üstünlüğünün yerlerde süründüğü ve bürokrasinin “BİAT” kisvesi altında yozlaştığı dönemler, insanlık tarihinde defalarca tecrübe edilmiş çetin sınavlardır.
“Kurumsal Çürüme” denen bu süreçler, akıllarını kaybedip devleti rutin’in dışına çıkaran siyasetçilerin ve yargı bürokratlarının felaketleriyle sonuçlanmıştır.
Dünyadaki tarihsel deneyimler ve demokrasiyi hazmetmiş sivil toplum pratikleri ışığında yapılması gerekenleri, defalarca yazdık. Dinlenmedi!
Yine ve bir kere daha yazalım yazmasına ama, önce bu Pazar gününde sizi bir parça gülümsetmek isterim! (Deniz Göktaş’a sevgilerimle)
“Baskı rejiminin hüküm sürdüğü bir ülkede, üç kişi cezaevi koğuşunda karşılaşmışlar. Neden buradayız, diye birbirlerine sormuşlar?
Birincisi; “Ben sabah işe 5 dakika geç kaldım. Bana ‘devlet üretimine sabotaj yaptın, ajansın deyip 10 yıl verdiler!”
İkincisi; “ Ben sabah işe 5 dakika erken geldim. ‘Bana, kesin bir casusluk peşindesin, orayı gözetliyordun’ deyip, 15 yıl verdiler!”
Üçüncüsü; “Ben işe tam vaktinde geldim” demiş. İkisi sormuş; Eee seni niye tutukladılar?
Bana ‘ Saatini batıdan mı aldın? Devlete karşı bu disiplini nereden öğreniyorsun’ diye sorup müebbet verdiler…”
Size, içinde bulunduğumuz durumun rezilliğini net bir fotoğrafla anlatayım!
Zafer Çağlayan adlı, eski Ankara Sanayi Odası Başkanlığı yapmış, AKP MV olmuş, AKP’nin ekonomiden sorumlu Bakanlığını yapmış, Bakara Egemen’in, Sinan Aygün’ün, Melih Gökçek’in, R, Hisarcıklıoğlu’nun ağabeyi olan biri vardı. AKP’den Bakan olunca şöyle demişti; “Oh be, şükür AKP geldi ve biz “zorla Türk’üz” demekten kurtulduk. Yaşasın!
Sonra bu kendisine “Zorla Türk” diyen Bakan, Reza Zarrab’dan 700 Bin Avroluk avanta saat kabul etmiş, milyon dolarlık piyano almış, 150 Milyon Dolarlık rüşvet aldığı taa ABD’deki mahkeme zabıtlarına girmiş ve utanmadan, bir otelin peçetesine yazdığı yalanı, TBMM kürsüsünden göstermişti! Bu yüzden adı “Saatçi” olarak kaldı!
İşte bu yalaka, sakal bırakmış bir halde hala AKP’nin “Akil Adamı” olarak, aynen Melih Gökçek gibi, serbestçe dolaşıyor. Fakat Sinem Dedetaş gibi dürüstlük abidesi bir Türk Kadını, haksız suçsuz olarak hapiste tutuluyor…
Bu adaletsizliğe kim sebep olduysa, Allah onun bin belasını versin…
Ne yapacağız? Veya biz DOĞRU Parti olarak ne yapıyoruz?
1)Cumhuriyeti yaşatmak için, önce Yurttaşlar olarak kalabilmeliyiz.
2) Haksız yere tutuklananlara ve yakınlarına sahip çıkmalıyız.
3)En büyük tehlike, toplumsal umutsuzluk, yılgınlık ve pasifliktir.
4)Öfkeye değil, akla ve hukuka dayalı mücadele edeceğiz.
5)Her olayı takip edip, “Hukuki Hafızayı Oluşturmak” ve Anayasal meşruiyetten asla ayrılmamak zorundayız.
Devlet mekanizmasını şahsi malı sanan sapıklar, eninde sonunda yarattıkları kendi meşruiyet krizine yenik düşeceklerdir. Meşruiyeti Trump’tan ve Epstein Adası müşterisi Barrack’tan bekleyenler çok fena yanılacaklardır. Burada en önemli iş, toplumun demokratik bilincini ve Cumhuriyet kültürünü diri tutmaktır.
Bu bir varoluş mücadelesidir. Kimse için feda edilemez. Hele toplumu, dürüstüm diye kandırmaya çalışan yalancı ve hırsız takımını her ortamda (kim olursa olsun) mutlaka açıklamalıyız. Bu davranış “Muhalefete muhalefet etmek” değil, gerçek arınmaya şimdiden başlamak demektir…
Sağlık ve başarı dileklerimle
06 Eylül 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Merkezi

KARİZMA YERLERDE
CB Erdoğan “Kasımpaşalı” olmakla övünür. “Kabadayı” geçinir!
Sağlıklı iken, yürüyüşünden bakışına, tıpkı “Kabadayı” gibi davranırdı.
Kabadayılık raconunda KARİZMA bir kez çizildi mi, eskiye dönmesi neredeyse imkansız olan en hassas sermayedir.
Kabadayılık, fiziki güçten ziyade, kurulan psiko-sosyal baskı ve söze dayalı “Nam” üzerine kuruludur. Kabadayı, bir kez geri adım atar, söyleneni sineye çeker veya racona uymayarak “Falso” verirse, alemde “Dişi sökülmüş” sayılır. O artık kabadayı değildir. Mahalle nezdinde saygınlığını kaybetmiş, aforoz edilmiş sayılır. Olsa olsa o artık bir mafya kırığıdır…
Eski namlı kabadayılar; “Leke, kumaştan çıkar ama namdan çıkmaz” der.
CB Erdoğan’ın karizması öyle derin çizildi ki, temizlenmesi çok zor. Değil bir tane Akın Gürlek, bin tane Akın Gürlek olsa bu leke çıkmaz…
CB Erdoğan’ın karizmasını çizen, paramparça eden kim?
T.C Eski Başbakanı, AKP Eski Genel Başkanı, AKP Eski Dışişleri Bakanı Erdoğan’ın “Hocam” dediği Ahmet Davutoğlu…
Davutoğlu’nun iddiaları ne idi?
-“Benden sonraki Başbakan (Binali Yıldırım) ve Bakanlar, milyarlarına milyarlar kattılar! (Çaldılar-soydular, biliyorum, belgeleri var diyor)
-“Haram yemeyin dedim, YEDİLER!” (Üff, her söz OBÜS mermisinden ağır)
-Damadını Bakan yaptı! (Siyasi akrabalık ve Nepotizm gerçeği)
-Akrabalarını zengin etti! (Sülalece soydular, diyor)
-Türkiye’yi 5 tane müteahhide peşkeş çekti! (Beraber soydular, bu müteahhitler taşerondur, mal sahibi sizsiniz) diyor…
Sayın CB Erdoğan, öğütlerim var. Dinlerseniz sizin için iyi olur!
-Adalet Bakanınız, hemen C. Savcılarını Eski Başbakan’ın üzerine saldı!
Burada hedef sizsiniz. Savcılar değil! Yarın Türk Milletinden bu Savcılar mı oy isteyecek?
-Adalet Bakanınızın “Nasıl edindiği belli olmayan mal varlığı artışı için ona verdiğiniz akıl (!) “Boş ver, yanıt verme. Konuşur konuşur susarlar” gibi bir yöntem seçmeyin. Yanlış yaparsınız!
Aksine, Davutoğlu’nu televizyonda tartışmaya davet edin. Bir siz anlatın, bir o anlatsın, bizler de seyredelim.
Bunu hemen yapın. Yoksa arkası gelir. Bugün Davutoğlu, yarın Babacan, öbür gün Binali, arkası kesilmez. Sözünüzü Bilal Oğlan bile dinlemez.
Son ve en önemli öneri;
Devlet Bahçeli ve Öcalan canisini sıkı tut, hiç bırakma.
Onlar, size yapılan bu saldırıların, TERÖRSÜZ TÜRKİYE projenizi engellemek için yapıldığını dünyaya anlatırlar. Eh Trump ve Netanyahu nasılsa sizinle beraber. Kirkor Ermenistan’ı, Colani katili de Arapları ikna etti mi, gerisi kolay! Arap-Kürt-Ermeni kardeş kardeş yönetirsiniz.
Türkler mi? Siktir edin Türkleri yahu, onlar da kim…
Not; Babacan sıra sende! Senin için; “Sen git çocuk bezi satsın” denmişti ya, seni koyacakları cezaevini bil hazırladılar. Senden ufak bir ricam var.
Türk Telekom’un Erdoğan’ın dostu Hariri Ailesine peşkeş çekilmesinin belgelerini hazırla ve açıkla. Araya Mersin Limanı özelleştirilmesini, Milli Piyango ve şans oyunlarının torbeş TÜPÇÜ’YE nasıl verildiğini de sıkıştırıver.
Hadi göreyim seni! Ne AKP imiş be! İçinizde namuslu-dürüst bir kişi bile kalmadı mı?
Sağlık ve başarı dileklerimle
07 Eylül 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
