1. Haberler
  2. AK PARTİ
  3. YENİDEN DEVRİM

YENİDEN DEVRİM

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Örnek Resim

‘Türk vatanı bir bütündür, parçalanamaz.’

‘Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk edilemez.’

‘Bu vatan, çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya layıktır.’

Mustafa Kemal Atatürk

 

Seçim sürecinde son iki haftayı yaşıyoruz. Halk açlıkla ve türlü felaketlerle terbiye edilirken siyasi partiler  ‘halkı kandırmanın türlü yolları’ adlı ucuz bir seçim oyununu sahneliyor. İçinde bol miktarda soytarılığın, sahtekarlığın, ihanetin ve ölümcül yalanın olduğu, eski oyuncuların vatanı satmak karşılığında küplerini doldurup yedi sülalelerini zengin etme rolünü yeni oyunculara vermek zorunda kalacağı, seyircilerin ise hüzün ve tedirginlikle başlarına geleni ve gelecek olanı seyrettikleri oldukça tiksindirici, ne yazık ki 70 yıldır oynanan bir ihanet oyunu.

15 Mayıs  1919 günü İzmir işgal edildiğinde Yunan ordusuna koşarak teslim olan, Yunan komutan tarafından tokatlanan ve düştüğü yerde tekmelenen Ali Nadir Paşa, Yunan’ın üstün hizmet nişanı ile ödüllendirilen kambur İzzet Paşa, Damat Ferit, Vahdettin, Şeyh Sait ve Ali Kemallerin torunları, ülkemiz bir kez daha Sevr’e adım adım götürülmek istenirken, kara birer leke gibi milletvekili listelerinde yerlerini almış görünüyor.

Tarihin garip bir cilvesi bizi 103 yıl öncesinin ihanet ve işgal günlerinin acı veren hatıralarına götürüyor. Aynı oyuncularla daha sofistike bir oyunun ve ateş çemberinin içinden bu sefer lidersiz, örgütsüz, uysal, sessiz, isyansız ve çaresizliğe teslim olarak geçiyoruz.

Gücümüzü ve kim olduğumuzu unutmuş görünmemize rağmen en olmayacak anlarda bağımsızlığı için ayağa kalkıp gözünü kırpmadan ölüme yürüyen, esarete boyun eğmeyen, emperyalizme diz çöktürmüş, büyük devrimci liderimiz Mustafa Kemal’in, Milli Mücadelenin ve şehitlerimizin aziz hatıralarını kalbinde taşıyan ve kuşaktan kuşağa aktaran bir millet olduğumuzun bilinmesi gerekiyor.

Milletimiz bundan 103 yıl önce bağımsızlığını tamamen kaybedip parçalanmak ve sömürge olmak ya da sonuna kadar savaşmak ve zafere ulaşmak arasında bir tercih yaptı. Dünyanın en haklı, mazlum milletlere örnek olmuş en meşru savaşını vererek kurduğumuz gazi meclisi 103.yılında emperyalizmin ve  Nato’nun önünde diz çökmüş, Amerikancılıkta ve liberalizmde yarışan, emperyalist efendilerinden rol dilenen partilerle milletin meclisi olmaktan çıkarılmış, kirletilmiş, işgal edilmiştir.

Bir kez daha köklü çarelere, devrimci çözümlere yönelmeden, sistem dışına çıkmadan işin içinden çıkamayacağımız bir noktadayız. Cumhuriyet dönemi boyunca yaşadığımız en ağır ekonomik, sosyal ve ahlaki krizin mevcut sistem içinde bir çözümü görünmüyor.

‘Ne olursa olsun AKP gitsin’ politikası, yerini antiemperyalist bir politikaya bırakmadığı, kalkış noktamıza Atatürk’ü kaybettiğimiz an başlayan karşı devrim süreciyle hesaplaşmayı koymadıkça sefalet sirki devam edecek, öze dokunmayan hamlelerle düzenin devamı, Cumhuriyetin kimliksiz, kişiliksiz bir ucubeye dönüşümü devam edecektir.

Kaynağı kapitalizm olan sorunları daha iyi bir kapitalizmle çözmek mümkün değildir. ‘Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ sözüyle ifade edilen, insanı insanlıktan çıkarmak dışında bir sonuç üretmeyen sefalet sürecinin geldiği yer cellatlarımızın kurtarıcılarımız olarak sunulduğu yerdir.

70 yıl sonra liberal politikaların ve izleyicisi olduğumuz siyaset sirkinin bizi getirdiği yer Cumhuriyeti yıkmak için rızamızın istenmesidir. Tescilli Fetöcüleri, Şeyh Sait’in, kambur İzzet paşaların, Vahdettinlerin torunlarını meclise taşımak dışında bir seçeneğimizin olmadığını düşünür hale gelmemizdir.

CHP emperyalizmden demokrasi bekleyen mandacı bir zihniyete teslim olmuş, başkalaşmış, Cumhuriyeti ve devrimleri gündeminden çıkarmış Batı’nın önünde diz çökmüş talimat bekliyor.  AKP eskileriyle birlikte tarikatlar ve cemaatleri yasaklayan devrim kanunlarını anayasadan çıkarmaya hazır ‘daha iyi bir kapitalizm’ ile Londra tefecilerinden alınacak paranın ekonomik krizi çözeceğine inandırmaya çalışırken asıl amacı olan Türkiye Cumhuriyetinin kimliğini yeni bir Anayasa ile değiştireceği günü sabırsızlıkla bekliyor.

Mafya uzantılarının, tarikatların, ihalecilerin ve yağmacıların bir araya geldiği, ülkemizin en ağır ekonomik krizinin sorumlusu, Cumhuriyeti bir enkaz haline getirmiş Cumhur ittifakı ve ideolojik hiçbir farkı olmayan Millet ittifakı ABD’ye hizmette birbiriyle yarışıyor. Her ikisi de yaşadığımız sefaletin asıl nedeni olan piyasa sistemi içinde iktidar olmayı savunuyor. İktidarı ve muhalefeti ile sistemin yaşanan krize bir çözümü, emekçiden yana, sefaletten başka önerebileceği hiçbir şey yok. Türk milleti bu iki ateş arasında PKK ve Fetö ile şeriatçı alternatif arasında kıstırılmış, çaresiz kalmış adeta lanetlenmiştir.

Bir an önce uyanmamız ve Atatürk devrimini kaldığı yerden sürdürmemiz gerekiyor.15 Mayıstan itibaren devrimci bir güç merkezi inşa etmekten, anti emperyalist cephede birleşmek ve dayanışarak güçlenmekten, emperyalizme ve onun iş bilir küçük adamlarına karşı  hızla ve kararlılıkla örgütlenmekten, kendimiz olmaktan ve bununla gurur duymaktan, Cumhuriyetimize hayat vermekten, yeniden devrimden başka şansımız bulunmamaktadır

Tarihimizin bu ağır ihanet günlerinde Cumhuriyet ve Atatürk’te buluşmak bir beka meselesidir. Bizi bekleyen görev Cumhuriyet devrimlerini ön cepheye taşımak ve içimizdeki savaşçı damarı çıkarmaktır.

Gücümüz tarihimizde, 200 yıllık aydınlanma ve 100 yıllık ‘Laik Cumhuriyet’ birikimindedir.

Yol haritamız Atatürk’ün ABD’li General Harbord ile 1919’da Sivas’ta yaptığı tarihi görüşmedeki sözlerinde saklıdır. ’Mustafa Kemal Atatürk General Harbord’a çağdaş ve bağımsız bir devlet kurma hedefini açıklar. Gerçekçi bir asker olarak Harbord, ‘Almanya gibi büyük bir müttefik ile başaramadığınızı tek başınıza nasıl yapacak, İngiltere ve müttefiklerine karşı nasıl duracaksınız?’ diye sorar. Mustafa Kemal bunu üzerine General Harbord’un karşısında elini masaya koyar, avucunu açar ve ‘Düşmanın eline düşmüş bir kuş gibi ağır ve şerefsiz bir ölüme katlanmaktansa’ diye başlar, sonra parmaklarını tek tek kapayıp yumruğunu sıkarken ‘Atalarımıza layık bir şekilde dövüşerek ölmeyi tercih ederiz’ diye sözünü bağlar. Mesaj açıktır: Ya İstiklal ya ölüm!’ (Kerem Çalışkan Miras,s.55)

 

Mehtap Kaynak

 

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
YENİDEN DEVRİM
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Sonsöz Gazetesi | İlkeli Gazeteciliğin Yerel Öncüsü ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin