TÜRKİYE VE TOTALİTARİZM GERÇEĞİ..

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Örnek Resim

Tüm yetkilerin merkezileştirildiği, iktidar sahiplerinin mutlak itaat beklediği totalitarizm, sosyal zafiyetlerin yoğun olduğu ülkelerde bunu fırsata dönüştürmeyi bilen oportünist faşizan zihniyetin demokrasiyi kullanmak suretiyle çeşitli haklı gerekçelerle dayattığı acımasız ve geri dönüşümsüz bir yönetim şeklidir.

Bu kavramın özünü algılayamamış olan toplumlar, muhatap oldukları siyasal ve dolayısıyla ekonomik, sosyal ve coğrafi sorunların nedenini anlayamazlar. Uzun yıllar sonra meydana gelen derin çöküş, sosyal patlamalar ve uluslararası bir müdahale neticesinde anlamaya başladıklarında ise artık çok geçtir..

Tarih boyunca çok sayıda örneği bulunan totalitarizmin, Nazi Almanyası ve Stalin Rusyası örneklerinde olduğu gibi toplumlara göre şekillenen kendine has yönleri vardır.

Totalitarizm; bir toplumun başına gelebilecek en büyük felakettir, hedef haline gelmiş ülkelerde emperyalizmin arayıpta bulamadığı ideal bir zemindir ve daha başından itibaren karşı konulması gerekir.

Lakin bir şeye karşı koymanın ya da eğer mümkünse önüne geçebilmenin yolu ise öncelikle onun ne olduğunu bilmekten ve dolayısıyla da onunla karşılaşıldığında fark etmekten geçer..

Bu nedenledir ki çoğu aydın kesimin bildiği ancak toplumun yabancı olduğu totalitarizm gerçeği, içeriği anlaşılır şekilde ve yaşananlarla illiyet bağı ortaya konularak medya organlarında sürekli olarak anlatılmalıdır.

Bu konuda dünya çapında çalışma yapmış çok sayıda araştırmacı ve yayınlamış eser vardır, bunlardan faydalanmak gerekir.

Bu araştırmacıların en önemlilerinden biri de “Totalitarizm Üzerine” adlı kitabıyla tanınan Alman siyaset bilimci ve filozof Hannah Arendt’dır. Kitabında, totaliter rejimleri en iyi şekilde özetlemiş ve Diktatörün (Şefin) tebaasıyla ilişkisini mükemmel anlatmıştır.

Arendt, üç bölüm halinde yazdığı eserinde, totalitarizme dönüşen unsurları tarihsel zeminiyle birlikte vermiş ve böylece totalitarizmin karakteristik özelliklerini ortaya koyarak diğer kavramlardan ve yönetim biçimlerinden ayırt edici yönlerini açıklığa kavuşturmuştur.

Modern çağın doğurmuş olduğu yepyeni bir yönetim biçimi olarak totalitarizm, Arendt’e göre sanıldığının aksine, modern tiranlık olmaktan öte insan doğasına müdahale eden çok daha girift, sistematik bir yapıya sahiptir. Zamanla kalıcı bir rejime dönüşen totalitarizm; yetkilerinin tek bir elde toplandığı, bireysel özgürlüklerin kısıtlandığı, muhalefetin yasaklandığı, propagandanın yoğun bir şekilde kullanıldığı, korku toplumunun oluştuğu, iletişim ve haberleşmenin kontrol altında tutulduğu, bireyin devlete zorunlu itaatinin sağlandığı bir siyasi sistemdir. Bilinçli karşıtlar, totaliter rejim yöneticisine “Diktatör” dese de bilinçsiz halk onu genellikle “Şef” diye isimlendirir.

Arendt, “Şef ie Tebaası”nın ilişkisini şöyle özetlemiştir;

“Totaliter örgütlerin üst yönetiminde herkes şefin yalan söylediğini bilir. Ancak şef kaybederse, hepsi kaybedeceğinden susarlar…

İlke, şefin yanılmazlığı değil yenilmezliğidir..

Buna olan inanç biterse, totalitarizmin hayal dünyası bir anda çökecek ve gerçeklik kazanacaktır..

Herkes sürekli yalan söylediği zaman sonuçta buna inanmazsınız ama hiç kimse de hiçbir şeye inanmaz. Böyle bir toplum, hiçbir konuda fikir sahibi olamaz. Giderek düşünme, yargılama ve eylem yetisini kaybeder. Böyle bir topluma her istediklerini yaptırabilirler…!

Diktatörlerin göz göre göre o kadar yalan söylemelerinin sebebi, tabanlarının ahlakını bozmak ve suç ortağı haline getirmektir..

Biliyorlar ki ertesi gün o yalanın tam tersini söyleyecek ve taban bunu ‘ne büyük taktik deha’ diyerek bir kez daha alkışlayacaktır..”

Değerli dostlarım,

Bilim insanlarının görevi olanlarla olması gerekenler arasında köprü görevi yapmaktır. Bir bilim insanı olarak ben de uzun bir süredir elimden geldiğince bu görevi yapma gayreti içindeyim..

Yukarıda ifade etmeye çalıştığım tehlike başta ülkemiz olmak üzere toplumsal gelişimini tamamlayamamış tüm ülkeler için geçerlidir. Tıpkı bağışıklık sistemi yeterince gelişmemiş ve her türlü mikroorganizmaya açık bir organizma gibi!.

Geçmişte ve bugün Ortadoğu, Asya ve Afrika ülkelerinde meydana gelen toplumsal ve coğrafi olayların tamamı bu tehlikenin yol açtığı derin çöküş ve çürümüşlüğün hazin birer neticesidir.

Şu asla unutulmamalıdır ki, “Demokrasiden diktatörlük rejimine barışçıl ve demokratik yollardan geçişin örnekleri çoktur lakin diktatörlük rejiminden demokrasiye barışçıl ve demokratik yollardan geçişin örnekleri yoktur..”

Totaliter rejimlerin kalıcılığı her zaman son altın vuruş olan Anayasa değişikliği ile sağlanır. Sonrasında ise toplumun ortak çıkarını ve milli mefaatleri gözeten anayasal devlet düzeni bir anda şahısların ve ailelerinin çıkarını kollayan anayasalı bir düzene evrilir..

Ülke olarak bu konuda son derece uyanık olmalıyız ve Atatürk’ün bizlere emanet ettiği demokratik, laik, sosyal hukuk devleti anlayışına ve onun teminatı olan Cumhuriyet rejimine sonuna kadar sahip çıkmalıyız!

Bunun yolu ise bu anlayışa sahip olan milli bir siyasi ittifak ve Cumhuriyetçi oyların bölünmemesinden geçer..

Lütfen bu konuda bizlere kulak veriniz, yoksa geçmiş olsun..

Dr. Vecdet Öz

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
TÜRKİYE VE TOTALİTARİZM GERÇEĞİ..

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Sonsöz Gazetesi | İlkeli Gazeteciliğin Yerel Öncüsü ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin