KABUS

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Örnek Resim

Bu hafta bütün karartma çabalarına karşın İsmail ağa tarikatı tarafından çalınan bir başka hayata tanık olduk. Anne ve babasının onayı ile 6 yaşındaki bir kız çocuğunun küçük bedeninin cinsel bir nesneye indirgenmesi, yıllarca tecavüze uğraması, çocukluğunun ve hayatının çalınması haberi karşısında dehşet tiksinti ve öfke duyduk.

H.K.G bunu hiç unutmayacak. Neden bu çamurun içine atıldığını, annesinin ve babasının nasıl yaratıklar olduğunu, devletinin kendisini neden korumadığını, küçük bedeninin nasıl bu kadar değersizleştirildiğini hep sorgulayacak.

Uzun bir süredir aynı kabusla uyanıyoruz. Felaketin içinde olduğunuzu bilip kurtulmak için bütün gücünüzle bağırdığınız, sesinizin bir türlü çıkmadığı, bitmek bilmeyen kabuslar vardır. Kimse duymaz sesinizi. Çaresizlik hissedersiniz.

Siyasetçilik oynayan küçük adamlar kendileri kadar çirkin yalanlarını söylemeye devam edecek. Çocuklarını ve torunlarını esen rüzgardan korurken,6 yaşında savunmasız bir çocuğa yapılana kayıtsız kalmaya, bunun gibi yüzlerce, binlerce çocuk olduğunu bildikleri halde karanlığın onları da yutmasına göz yummaya, oy hesabı yapmaya devam edecekler. İnsanlık adına kaybedecekleri hiçbir şeyin kalmadığı yerdeler.

Diyanet, ’Konunun yüce dinimiz İslam ile bağdaştırılarak Müslümanların itham edildiği bir sürece dönüştürülmesi son derece rahatsız edicidir.’ diyor. Oysa tarikatları destekleyerek ve besleyerek İslamla bağdaştıran Diyanetin kendisidir. ‘AKP iktidarında, laikliğe aykırı faaliyetlerde bulunan vakıflara, devlet bütçelerinden ‘Kar amacı gütmeyen kuruluşlara yapılan transferler’ başlığı altında aktarılan paralar, her yıl katlanarak arttı. Bugüne kadar aktarılan paranın tutarı 12 milyar TL’yi aştı. ’(Haber 2021- 09 Aralık,2022,Cuma)

Hükümet ve Diyanet birlikte iktidar olmaları nedeniyle yasadışı tarikat ve cemaatlere göz yumarken, altılı masanın altısının da aynı tutum içinde olduğunu, tecavüze onların da İslami bir kılıf bulduğunu görüyoruz. Hiç birisi tarikatlar kapatılsın diyemiyor çünkü varlıklarını bu suç örgütlerine borçlular. Etle tırnak gibi olmuşlar. Sosyalist Cumhuriyet Partisi Mehmet Bedri Gültekin ve Doğru Yol Partisi Rifat Serdaroğlu dışında tarikatlar kapatılsın diyen bir siyasetçimiz, bir savcımız yok. 6 yaşındaki bir kız çocuğuna yıllarca tecavüzde bulunulması bile adli bir vaka olarak gösterilmeye, normalleştirilmeye çalışılıyor. Bunun münferit bir olay olmadığı, bu kız ve erkek çocuklarının yüzlerce ve hatta binlercesinin aramızda olduğu biliniyor oysa. Bu güruh ve küçük adamların ülkemizde yaşıyor olmalarından utanç duyuyoruz.   

Bir babanın ve annenin buna nasıl onay verdiğini, bir ağabeyin altı yaşındaki kız kardeşini 29 yaşındaki bir sapkına kendi eliyle nasıl teslim ettiğini, bu insanların nasıl olup da insanlıktan çıktığını merak ediyorsanız son 84 yıla, büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılmasıyla birlikte geçen süreye, bakın. Orada laik, devrimci Cumhuriyetimizin, üzerine üşüşen akbabalar tarafından ne hale getirildiğini göreceksiniz.

1950’den bu yana iktidara gelen bütün partiler herhangi bir istisna olmaksızın tarikatlar ve cemaatlerle el ele çalışıp din sömürüsü yaptı. Siyasi rant elde etmek ve oy devşirmek için kanun dışı bu suç örgütlerinden nemalandılar. Ancak tarikatçılık siyasal yaşamımızda AKP ile birlikte en üst düzeye çıktı. Kız çocuklarının okumasını yasaklayan bu tarikatın şeyhi, Mahmut Ustaosmanoğlu’nun cenazesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada, ’ilim, irfan ve hikmet sahibi önderimizi son yolculuğuna uğurluyoruz.’ dedi. Hükümetin bütün bakanları, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, CHP’li İlhan Kesici, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu cenazeye katılanlar arasındaydı. 

Bakanlar tarikat liderlerinin elini öpüyor, ziyaretlerde bulunuyor, fotoğraflar çektiriyor. Milli Eğitim Bakanlığı ise bu tarikatların denetimine girmiş, eğitimi teslim etmişler. Bakanlıklar tarikatlar arasında paylaştırılmış. Kabus değil mi bu?

Bu tavrın iktidara özgü olmadığını göstermek için yıllar önce Kemal Kılıçdaroğlu’nun ne dediğine bakalım; ‘Gülen hareketine de aynı çerçeveden bakıyoruz. Siyasete karışmadığı sürece, belli bir inanç grubu bir araya geliyorsa Herhangi bir şekilde niye siz bunu yapıyorsunuz’ diye bir şey söylemiyoruz. Adıyaman’da da Menzil grubu var mesela, bilinen bir gerçektir, hayatın bir gerçeğidir. Biz onlara saygı gösteririz. Ama onlar eğer siyasetin içine girip, inananları siyasetin malzemesi haline getirirlerse doğru bulmayız bunu. Bakış açımız bu. Biz inanç siyasete alet edilirse onu tehlike olarak görürüz ve onu her zaman dillendiririz.’ (https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kiliçdaroglu-bizi-dunyaya-rezil-ettiniz-53371)

 Siyasetin tam ortasında olan tarikatlara siyasete girmemek koşulu koymak nasıl bir ikiyüzlülüktür? İnsanların zekasına hakaret ediyor. 

Kılıçdaroğlu’nun  getirdiği yasa teklifine bakınca işgal ettiği makama nasıl getirildiğini daha iyi anlıyoruz: ‘Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile üst kuruluşlarına bağlı olarak bir mesleği icra eden kadınlar, yürüttükleri mesleğin icrası kapsamında giyilmesi gerekli cüppe, önlük, üniforma dışında kıyafet giymek ya da giymemek gibi temel hak ve özgürlükleri ihlal edecek biçimde herhangi bir zorlamaya tabi tutulamaz.’(Evrensel  04 Ekim 2022) Kılıçdaroğlu kadınların giyim kuşamını siyasetin tekelinden çıkardığını, bu hakkı yasal güvenceye alacağını söylüyor. Yani sadece türban değil, kara çarşaf da, burka da, peçe de kamu kurum ve kuruluşlarında serbest olacak, İsteyen her kadın herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmadan bunlardan birini giyebilecek. Böylece kadınların giyim kuşamı siyasetin konusu olmaktan çıkacak ve kadınlar özgürleşecek. Kılıçdaroğlu’nun Kadının özgürleşmesi konusunda oldukça tuhaf fikirlere sahip olduğunu, ABD’nin hiçbir şeyi şansa bırakmadığını görüyoruz. 

 Laik Türkiye düşmanlarının bayrağı olan, İslamiyetle hiçbir ilgisi olmayan türban, Ordudan, Yargıya, Emniyetten, Eğitime bütün kamu kurumlarına girmişken, Kılıçdaroğlu’nun laik Türkiye cumhuriyetinin enkazını da yıkma telaşı içinde olduğunu görüyoruz. Kendisine verilen görevi layıkıyla yapmaya çalışıyor. 

 İmam Hatip Liselerinde, Kuran kurslarında, cemaat ve tarikatlarda körpe beyinlere 1400 yıl öncesinin Mekke, Medine gibi şehirlerinin kültürü ve ahlakı ‘din’, ’sünnet’ ,’güzel ahlak’ olarak öğretiliyor. 6,9,10 yaşlarında kızlarla evlenmek o zamanın anlayışı Hicaz bölgesi Araplarının kültürü olarak değil, güzel ahlak olarak anlatılıyor. Kadının erkeğe eşit olmadığı, erkeğe tabi olması gerektiği, evlerinden zorunlu olmadıkça çıkmamaları gerektiği söyleniyor.2000 yıl öncesinin köleci toplumunun geleneğinden, kültüründen başka bir şey olmayan din dogmalarıyla çocuklarımız, Kuran ayetlerinin ve hadislerinin de bunu söylediği gerekçesiyle afyonlanıyor, aptallaştırılıyor.

Halk TV’de ilahiyatçı Cemil Kılıç, İmam Hatip okullarında okutulan ‘Fıkıh’ ve İlahiyat Fakültelerindeki ‘İslam Hukuku’ derslerinin, çocuk yaştaki evlilikleri onaylayan pek çok hükmünün İslam Hukuku olarak okutulduğunu belirtti. Türkiye’deki resmi ‘İslam Hukuku’ eğitiminin içeriğinin IŞID’in medreselerinde okutulan İslam Hukuku içeriği ile küçük farklar taşıdığını söyledi. Diyanet Vakfı tarafından hazırlanan, Mütevelli heyeti başkanlığını Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın yaptığı vakfın 2 ciltlik ‘İlmihal’ kitabında ve resmi web sitesinde, ergenliğe giren kız çocuklarının evlenebileceğini söylerken, nikahı şöyle tanımlıyor; ’Nikahın iki şahit huzurunda tarafların irade beyanında bulunmak suretiyle akdedilmesi gerekir. Buluğ çağına erişmiş kadının velisi olmaksızın kendisinin nikahlanabilmesi mümkün olmakla birlikte, velisinin de bulunması menduptur.’(iyidir) ‘Buluğ’ döneminin, kızların 9,erkeklerinse 12 yaşına basmaları halinde oluşacağı söyleniyor ;’İslam hukukçularınca buluğ çağının alt sınırı erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak belirlenmiştir. Bu yaşa ulaştıktan sonra erkeğin iltiham olması, baba olabilme devresine girmesi;  kızın da adet görmesi, gebe kalabilme çağına ulaşması fiili olarak baliğ olmalarıdır. Ancak erkek ve kızlar 15 yaşına ulaştıklarında, kendilerinde bu ergenlik alameti görülmese de baliğ olduklarına hükmedilir.(Sözcü 02/01/ 2018 Ali Ekber Ertürk, gündem)

Aşılması gereken,1400 yıl öncesinin çürümüş ahlakı ve bunun kaynağı tarikatlarken felaket bununla sınırlı kalmıyor.145 bin kişilik personele sahip Diyanet İşleri de aynı pedofil fetvayı veriyor.

 Sözde muhalefet, iktidar, Diyanet, tarikatlar ve cemaatler tek bir blok oluşturmaktadır. İdeolojik uyum içindedir ve aynı merkezden talimat almaktadır. Siyasi partiler, yasadışı suç örgütü ve milli bir güvenlik sorunu olan, acilen kapatılması gereken tarikatlar ve cemaatlerle işbirliği yaparak suç işlemektedir. Tarikat ve cemaatler ulusal varlığımıza, geleceğimize ve çocuklarımıza yönelik ölümcül bir tehdittir. Ahlaki çürümenin kaynağı bir Amerikan projesi, geriliğin ve gericiliğin odağıdır. Tereddütsüz ve vakit kaybetmeden kapatılmalıdır. Halen yürürlükte olan ancak uygulanmayan devrim yasalarının hemen ve titizlikle uygulanarak, Cumhuriyetimizin kuruluş ayarlarına geri dönülmesi gerekmektedir. Kabusu sonlandırmanın tek çaresi budur.

 

Mehtap Kaynak

 

 

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
KABUS
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Sonsöz Gazetesi | İlkeli Gazeteciliğin Yerel Öncüsü ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin