ASKERİ GÜÇ ZAFERİN GARANTİSİ DEĞİLDİR
ABD en büyük yenilgisini, 2.Dünya Savaşından sonra en uzun, en kanlı ve en acımasız ABD saldırganlığı olarak hafızalara kazınan Vietnam savaşında direnen yoksul köylülerden ve Vietnamlı devrimcilerden aldı.
Napalm, beyaz fosfor, dioksin, köy katliamları da dahil olmak üzere her türlü barbarlığın seferber edildiği, yıkıcı gücünün 300 Hiroşima’ya eşit olduğu tahmin edilen bombalama ile yüz binlerce sivilin öldürüldüğü, bebeklerin genetik hastalıklarla doğduğu, ülkenin altyapısının yok edildiği korkunç bir katliama ve yıkıma kanlı bir imza attı.
ABD’nin yoksul ve mazlum bir ülkede 2 milyon kişiyi öldürdüğü, 3 milyondan fazla kişi yaraladığı ancak Vietnamlı direnişçilere boyun eğdiremediği bu kanlı süreç, askeri gücün zaferin garantisi olmadığını tüm dünyaya gösterdi.
Vietnam Savaşı’nın Amerika açısından sonucu binlerce Amerikan askerinin hayatını kaybederken, binlercesinin de sakatlanarak utanç içinde ülkesine döndüğü büyük bir bozgun oldu.
Vietnam savaşı ABD emperyalizminin çirkin yüzünü ortaya çıkaran ve ABD ordusunun yenilmezlik efsanesini çökerten büyük bir askeri ve ahlaki bir yenilgidir ABD’ ye maliyeti 58.000’den fazla ölü,100.000’den fazla yaralı,120 milyar dolar harcama, Amerikan kamuoyunda derin bir tepki, kutuplaşma ve hafızalara kazınan insanlık suçları ve utanç oldu.
Tarih, halklara emperyalizmin askeri gücünün zaferin garantisi olmadığını ve örgütlü bir halkı yenmenin mümkün olmayacağını gösteren göğüs kabartan örneklerle dolu. ABD saldırganlığına boyun eğmeyen Vietnam halkı, Batista rejimini deviren Kübalı devrimciler, Mustafa Kemal Atatürk’ün, dört koldan sarılmış, haraca bağlanmış, tükenmiş Anadolu köylüsünü örgütleyerek emperyalizme karşı kazandığı zafer ve kurduğu Cumhuriyet, devrimci dehanın, cesaretin, haklılığın ve direnişin gücünü gösteren, tarihin akışını değiştiren bir başka örnek.
Tarih bir kez daha bu kez 2022 yılında Afganistan’da tekerrür ederek halk direnişinin gücünü gösterdi. ABD’nin 20 yıllık işgalinin ardından Afganistan’dan kaçarak çekilmesi ve savaşın dünyanın en yoksul halklarından Afganların zaferi ile sonuçlanması ile bir kez daha başarısızlığın utancını yaşadı. En az 2 trilyon dolar harcanan Afganistan macerası, ABD’nin panik halinde kaçması ve kaçarken Taliban’a 200 hava aracı, 600 bin ateşli silah, 65 bin zırhlı araç ve işbirlikçilerinin bütün bilgilerini vermesiyle sonlandı.
ABD’nin Irak saldırısı, bir milyon sivilin öldürülmesi ve Irak’tan geri çekilmesi ile sonlandı.Enkaza ve kan gölüne çevirdiği her iki ülkede de başarısızlığa uğradı.
Bunlar tarihin kaydettiği sayısız alçaklıklardan sadece bir kısmı. Bir de tarihin öğrettikleri var. ABD saldırganlığının hem içerde hem dışarıdaki insanlık dışı tutumu ABD halkına da, Latin halkına da mafyalaşmış emperyalizmin anladığı tek dilin örgütlü halkın direnişi olduğunu, bundan büyük ve anlamlı bir güç olmadığını öğretiyor.
Dünyanın halen en güçlü ordusuna sahip olmasına rağmen kurduğu haraç ve yağma sistemi sayesinde sürdürebildiği hegemonyacı konumunun zayıfladığını gören ABD, varlığını savaşarak idame ettirebileceğini düşünüyor. Panama’ya, Kanada’ya, Grönland’e el koymak istiyor, Ortadoğu’yu cehenneme çeviriyor, İran’ı tehdit ediyor fakat bütün bunlar köşeye sıkışmış vahşi bir hayvanın can havliyle saldırmasına benziyor.
Venezüella Özgürlük ve Sosyalizm Partisi lideri Hernandez Birgün gazetesine verdiği röportaj’da, ‘ABD saldırganlığına karşı liderler kıtasal bir seferberlik başlatmalı. Tüm kıta birlikte direnmeli’ diyor. ABD saldırısının ABD’nin hegemonya ve ekonomik krizini tersine çevirmeye amaçladığını, bu krizin kapitalist emperyalizmin küresel krizinin bir parçası olduğunu, Trump’ın, ABD’yi prestijini geri kazanmış büyük bir süper güç olarak sunmaya çalıştığını söylüyor.(1)
ABD, geçen yüzyılda dünya üretiminin yarıya yakınını yaparken bu oranın yüzde 15’e gerilediği, doların rezerv para olma oranının yüzde 60’ların altına düştüğü, teknolojinin pek çok alanında ve altyapı ile ilgili alanlarda geride kaldığı, Çin’in 234 savaş gemisine karşılık 219 savaş gemisiyle gemi inşa kapasitesi kendisinin 200 katı olan Çin’e yetişme imkan ve kabiliyeti olmayan bir noktaya gerilemiş durumda. İçerde de durumu daha parlak değil.2024 yılında evsizlerin oranının yüzde 18 artarak toplam evsiz nüfusun 771 bin kişiye ulaştığını öğreniyoruz.(2)
Büyük bir bütçe açığı, iflas ilan eden şehirleri, azalan kaynakları derinleşmiş toplumsal eşitsizlikler, açlıkla karşı karşıya olan vatandaşlarının sayısının 50 milyona ulaştığı, işsizliğin büyük bir hızla arttığı, yoksullaşmanın ve eşitsizliğin korkunç boyutlara ulaştığı, neredeyse bir polis devletine dönüşmüş, kendi vatandaşına bile acımadan kurşun sıkan bir yönetimden, çöken bir imparatorluktan bahsediyoruz. Bütün bu veriler bize Amerikan rüyasının bir kabusa dönüştüğünü söylüyor.
Tarih bize ABD ve her tür emperyalist saldırganlığın önündeki en büyük engelin örgütlü ve direnen bir halk olduğunu öğretiyor. ABD’nin küçük ülkeler tarafından dahi yenilerek kovulduğunu, yenilmez bir güç olmadığını, insani değerler ve yaşam hakkı için zorbaya ve işbirlikçilerine karşı kenetlenmekten başka bir çarenin olmadığını, direnmenin aynı zamanda bir erdem ve ahlak meselesi olduğunu hatırlamak gerekiyor.
Kaynakça
1.Birgün 08.01.2026, Umut Can Fırtına, Venezüella Özgürlük ve Sosyalizm Partisi Lideri: Tüm kıta birlikte direnmeli
2.Stratejik Düşünce Enstitüsü.SDE
Mehtap Kaynak


















