Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İBB Davasının 45. günde İmamoğlu, Erdinç Çolak’la ilgili “Dün burada yere yığılışı hepimize acı hissettirdi” dedi…

İBB davasının 45. günü avukat beyanlarıyla başladı. Duruşmada söz alan

İBB davasının 45. günü avukat beyanlarıyla başladı. Duruşmada söz alan tutuklanarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu, dünkü oturumda fenalaşan Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erdinç Çolak‘ı hatırlatarak, “Ayda bir yaptığınız tutukluluk değerlendirme kuralını değiştirmek sizin uhdenizde. Bunu bir haftaya düşürebilirsiniz hatta anlık verebilirsiniz. Dün burada yere yığılışı hepimize acı hissettirdi” dedi. Ayrıca İmamoğlu, “Sürecin çok uzadığı, insanların canının yandığı, yargıya dair insanların algısının daha da kötüleştiğini görüyorum. Bu iddianame beni örgüt lideri diye yazdı. Her konu bana bağlandı. Dolayısıyla her şey beni ilgilendiriyor. Burada bir insanın bir gün bile tutuklu kalmasına içim elvermiyor” diye konuştu.

İmamoğlu’na yönelik yürütülen ‘yolsuzluk’ soruşturması tamamlanarak 11 Kasım 2025 tarihinde 3 bin 809 sayfalık iddianame hazırlandı. İddianamede ‘örgüt lideri’ olarak adı geçen İmamoğlu’na; ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Rüşvet’, ‘Suç gelirlerinin aklanması’, ‘Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, ‘Kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘Kişisel verileri ele geçirme ve yayma’, ‘Suç delillerini gizleme’, ‘Haberleşmenin engellenmesi’, ‘Kamu malına zarar verme’, ‘Rüşvet alma’, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’, ‘İrtikap’, ‘Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’, ‘İhaleye fesat karıştırma’, ‘Çevrenin kasten kirletilmesi’, ‘Vergi usul kanununa muhalefet’, ‘Orman kanununa muhalefet’ ve ‘Maden kanununa muhalefet’ suçları isnat edildi. İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İBB Davası’nda 45. gün başladı. Bugünkü oturumda iş insanı Hüseyin Köksal’ın avukat savunmalarının ardından Nihat Sütlaş’ın savunma yapması bekleniyor. Duruşma öncesinde davanın dünkü oturumunda görev alan bazı jandarma personelleri hakkında soruşturma başlatıldı.

Köksal’ın avukatı Burak İnce, müvekkiline yönelik ihalelerle ilgili suçlamalarda somut delillerin olmadığını, yapıldığı iddia edilen toplantıların gerçekleşmediğinin delilleriyle sabit olduğunu söyledi. Hüseyin Köksal’ın örgüte üye olduğuna dair dosyada bir delil bulunmadığını da belirten avukat İnce, “Müvekkil, işleyemeyeceği bir suçun faili olamaz” dedi.

Tevdi raporunda Hüseyin Köksal’ın kuzeni Ahmet Köksal’la kardeş olarak gösterildiğini söyleyen avukat İnce, “Bunu bile bilmiyorlar. Bu insanlar bu bilinçli yargılarla tutuklandı” dedi. Mahkeme heyetini eleştiren avukat İnce, müvekkilinin mal varlığına el konulduğunu ve genel müsadere talep edildiğini belirterek, “Anayasa’da çok açık, genel müsadere talep edilemez. Siz genel müsadere talep edilen iddianameyi kabul ettiniz. Kendisi rüşvetten tutuklandı ama iddianamede rüşvet suçu isnat edilmemiştir” ifadelerini kullandı.

Avukat İnce’nin ardından İmamoğlu söz aldı. Mahkeme heyetine taleplerini sunan İmamoğlu, şunları söyledi:

“Sayın Başkan, Sayın Heyet, bugünkü duruşmayla aslında bu haftayı tamamlayacağız. 3 aydır bu salonda birbirimizin gözlerine bakıyoruz ve açıkçası siz bize, biz size; önümüzdeki kürsüye gelip kendini anlatmaya çalışan, ifade veren çok sayıda tutuklu sanık arkadaşımız soruşturma süreçlerine dair pek çok sıra dışı, gerçekten hukuk dışı olayları, yani ‘Bu da mı yaşanır?’ diye düşündüğümüz birçok süreci yaşadık, üzüldük ve çok zor anlar geçiren arkadaşlarımız oldu. Bizler de o anları yaşayarak, aslında aynı psikolojiye büründüğümüzü hepimiz biliyoruz. Bunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Gerçekten apaçık bir zulüm ve zulmün getirdiği dramla, çok sayıda arkadaşımız yüzleşti ve yüzleşmeye devam ediyor. Dramın aynı zamanda mağduriyeti de en yüksek seviyeye taşıdığı bir gerçek. Ben sizin de heyetçe çok üst seviyede bir duyguyla bu sürece tanık olduğunuzu, hissettiğinizi düşünüyorum.

Sayın Başkan, elbette sizin burada prensiplerinizle ya da yargı kurallarına göre süreci yönetme tarzınız var. Elbette bize de buna saygı duymak düşer. Ancak bizim de fikirlerimiz var ve bizim de hukukçularımızdan aldığımız bilgiler ya da onların size aktardığı birtakım hususlar üzerinden taleplerimiz var. Ben hukukçu değilim. Buna da sizlerin saygı duymanız gerektiğini düşünüyorum. Zira burada 15 ayını doldurmuş ve ilk defa bugün, dün söz alan insanlar var. Tam 15 ay sonra ilk defa kendini ifade edebilen insanlar var. Ben, böyle bir yargılama sürecinin Türkiye tarihinde çok az olduğunu düşünüyorum. İçerik açısından handikaplarıyla belki de bu tarihte ilk olarak yaşandı ve yaşanıyor. Bu manada insanların, koymuş olduğunuz birtakım kurallara dair ciddi itirazları var; ben dahil.

“Bir aylık tutukluluk inceleme kuralı koydunuz, bunu değiştirmek veya esnetmek sizin uhdenizde”

Örneğin bir aylık tutukluluk inceleme kuralı koydunuz. Bu kuralı değiştirmek veya esnetmek de sizin uhdenizde. Yani ‘Bu kuralı bu şekilde uygulayacağım’ demek kadar değiştirmek ve esnetmek de sizin uhdenizde. Onun için 1 ayı 1 haftaya indirebilirsiniz. Anlık bile karar verebilirsiniz diye düşünüyorum. Ve bunu bir talep olarak da size iletiyorum, istirham ediyorum.

“Burada yere yığıldığını yaşamak hepimize çok acı bir durum hissettirdi”

Bakınız dün, burada sağlık sorunu yaşadı diye hafife aldığımız… ‘Aldığımız’ diyorum; sizi kastetmiyorum. Arkadaşımızla ben, aylardır aynı hapishanede yan yana hukuk görüşü yapıyoruz ve o arkadaşımın sayısını bile söylemekten ar edeceğim sayıda stenti olan, kalp operasyonu geçiren, hipertansiyonu olan bir insan olduğunu da biliyorum. Ve her defasında sağlığını soruyorum. Gün geçmiyor ki biz karşılaşmayalım. Ve burada yere yığıldığını yaşamak hepimize çok acı bir durum hissettirdi. O manada iki dudağınızın arasındaki bazı uygulamaların yapılmaması, artık başka hiç kimseye değil, direkt sizi ve sayın heyetinizi bağlar. Bu ve birçok haklı talep, tabii ki 7-8 ay iddianame çıkana kadar iddia makamını ilgilendiriyordu. Tepeden tırnağa iddia makamına yönelik en vahşi, en üst seviyede delile dayanan ve birçok insanın şahitliğinde burada ifade edilen itirazlarımız var. Bunu siz de biliyorsunuz.

“Daha önceki yedi-sekiz ayda tek bir kişinin bile tahliye edilmemiş olması tarihi bir durum”

Bazen burada dinlerken kendimi tutamadığım, belki yapmamam gereken haykırışları da yaptım. Bu insani bir şey. Ama artık yedi ay bitmek üzere, şimdi siz yönetiyorsunuz Sayın Başkan, Sayın Heyet. Daha önceki yedi-sekiz ayda tek bir kişinin bile, bakınız tek bir kişinin bile tahliye edilmemiş olması da tarihi bir durumdur. Kasıtlıdır ve gerçekten acıdır. Çünkü, yani isminin bir yerde geçmediği insan mı desek, birçok aile ferdinin burada niçin tutulduğunu anlamamak mı desek, inanın bu çok can yakan bir husus. Ama artık yedi aydır sizin uhdenizde Sayın Başkan ve yedi aydır günler bir taksimetre gibi sizin önünüzde işliyor. Ve bu algının ne size ne yüce Türk yargısına ne bize hiçbir faydası yok. Bundan kim haz alabilir, bundan kim mutlu olabilir ben bilmiyorum. Ve böyle bir insan, böyle bir yaratık tanımlayamam yani.

Sıfır tahliye yaşadık ve şimdi böyle bir süreç yaşarken, etrafımızda dönen olaylara da bakıyoruz ister istemez Sayın Başkan. Bir kısmıyla biz komşuluk da yapıyoruz. Yani ‘altın rafinerisi’ deniyor; manşetler, gazeteler yazıyor, çiziyor. 800-900 yıl örgüt vesaire; insanlar serbest! İddianame çıkmadan serbest. Kalsın. Zaten tutuksuz yargılansın istiyoruz. Malum TV kanalının sahipleri veya eski sahibinin yakınları vesaire serbest. Kalsınlar. Ve nasıl manşetler? Günlerce, aylarca ‘Büyük bir şey bulundu’ yani büyük bir şey varmış gibi Sayın Başkan, sayın heyet. Adli kontrolle serbest bırakıldı bu insanlar. Sakın eleştirdiğimi düşünmeyin.

Tutukluluk nedir, iyi biliyoruz. Yani emin olun, hiç kimsenin bir gün bile yaşamasını istemem. Hele hele tutuklu yargılanma diye bir kavramın asla doğru olmadığını düşünüyorum. Peki iddianamemiz çıktı ve gerçekten üç aydır da buradayız ve sizin huzurunuzda arkadaşlarım her gün çıkıyor, ifade veriyor ve elimizin enteresan bir şekilde bütün bu olanlara rağmen çok sıkı olduğunu görüyoruz. Yani avukatlar pek çok isim verdi, yine veriyorlar, infazları tamamlanan 12-13 tane insan var aramızda diyorlar, ben hukukçu değilim Sayın Başkan, Sayın Heyet. İnfaz nedir onu da bilmiyorum, her terimi dönüp soruyorum, göz işaretiyle ‘Bu nedir?’ diyorum.

“Iraz Bayrak niye bir ay daha yattı, ben açıklayamadım; içim yandığı için eleştiriyorum”

12-13 arkadaşımızın burada infazı tamamlanmış, ceza bile alsa bu 15 ay dahi fazla diyen arkadaşlarımız var. Ve bu insanların serbest kalmamasının yani bir milletvekili diye mi, belediye başkanı diye mi veya başka bir şey mi diye ben anlayamıyorum, kavramlandıramıyorum Sayın Başkan, Sayın Heyet. Değerli Başkan, Allah aşkına, Allah aşkına ben açıklayamadım kendime. Iraz Bayrak niye bir ay daha yattı, ben açıklayamadım Sayın Başkan. Bakınız eleştiriyorum, içim yandığı için eleştiriyorum ve göz göze bakarak bir kavramla, bu nedir bilmem, açıklamak dahi istemem, isteyemem, istememi de doğru da bulmam ama hissettiğinizi hissediyorum.

“Burada bir insanın bir gün bile tutuklu kalmasına içim elvermiyor”

Orhan Erdoğan niye bir ay daha tutuklu kaldı? Ben bir gün bile burada bir insanın tutuklu kalmasına içim elvermiyor. Bakın buraya yığılan arkadaşımızı, yığılan arkadaşımızın burada durması ya da sürüklene sürüklene günlerce haftalarca buraya taşıdığımız bir başka arkadaşımızın geçen tutukluluk incelemede bırakılması. Bu insanlar, bakın buradaki hanımefendilerin her birisine ben bu devletin hazinesini emanet edeceğim yöneticiler var burada. Bu devletin hazinesini emanet ederim, bakın bu kadar net söylüyorum. Ben bu manada sürecin çok uzadığını ve insanların çok canı yandığını, toplumun canı yandığını, yargıya dayalı insanlardaki algının daha da kötüleştiğini düşünüyorum.

“MAPEG diye başlık var, yetkilisi Enerji Bakanlığı”

Gerçekten birçok sorunun yanıtı yok. Her celse sanki bir bakiye yaratılıyor ve sonraki celseye bırakıyoruz ve bu beni çok üzüyor. Beni üzüyor çünkü Sayın Başkan, başkalarını konuşmak diye beni eleştirdiniz ama lütfen eleştirmeyin. Beni ‘örgüt lideri’ diye yazdı bu iddianame. Her insanın burada anlattığı yüzde 90’ına ilk kez şahit olduğum yüzde 90’ı, bir tek sayfasını dahi iddianamenin çevirip okumadım, okumaya da niyetim yok. Avukatlardan dinliyorum, onlar okuyorlar, iddianameye burada sanıklar çıkıyor, anlatıyor. Burada öğrendiğim her konuyu bana bağladı çünkü bu iddianame. Dolayısıyla beni ilgilendiriyor. Bu şekilde sürecin ilerlemesi gerçekten çok can yakıcıdır. Bakınız; bir usule yönelik bir hatırlatmayı ister istemez yapacağım. Çünkü Sayın Başkan, Sayın Heyet, 160 milyarlık yolsuzluk denildi. Bakınız 110 milyar lirası… Gerçekten safsata ve uydurma; gerçekten yetkisi olmayan bir hususla bize yüklenerek, buradaki insanlara yüklenerek… MAPEG diye bir şey var, başlık var. Bu MAPEG’in size daha önce ifade ettiğim gibi yetkilisi Enerji Bakanlığı.”

İmamoğlu’nun konuşmasının sona ermesinin ardından hâkim ile İmamoğlu arasında yaşanan diyalogda ise şu ifadeler yer aldı:

Hâkim: Talebinizi aldık.
Ekrem İmamoğlu: Evet talebimi aldınız, hatırlatıyorum Sayın Başkan. Aldınız ama yani bakınız kantarcı hala burada, harita mühendisi hala burada, çocukluk arkadaşım hala burada, taşeron hala burada yani bunlar olmasa ben hatırlatmayacağım size. Ne zaman gelirse MAPEG o zaman gelsin ya da MAPEG Genel Müdürü o zaman gelsin ama bu insanlar niye burada Sayın Başkan o zaman? 110 milyarla ne alakası var harita mühendisinin, kantarcının, ofis büro sorumlusunun Allah aşkına? Ne alakası var Sayın Başkan? Bunu bence hatırlatmamı lütfen lütfen kızmadan dinleyin, lütfen, istirham ediyorum.
Hâkim: Talebinizi aldık.
İmamoğlu: Tamam aldınız ama geçen ara kararda tek bir kelime etmediniz Sayın Başkan.
Hâkim: O anlamda bir ara karar kurmadık zaten. Sadece tutukluluk değerlendirmesi yaptık. Şu an topladığımız talepleri celse sonunda karara bağlayacağız.
Ekrem İmamoğlu: Tamam, bunu anlıyorum, peki. Bu şu demek oluyor galiba; bu celseler bitecek yani buradaki tutukluların yargılamaları bitecek ondan sonra açıklayacaksınız anlamına geliyor.
Hâkim: 1. celse biterken ara karar…
Ekrem İmamoğlu: Tamam, peki bir ay mı, bir buçuk ay mı? Peki bu insanlar niye tutuluyor o zaman Başkan? Ben anlamış değilim, inanın anlamış değilim. Bu insanlar 110 milyarın neresinde? Tabii ki sizin takdiriniz ama bizim de bir eleştirimiz var. Hani çocukluk arkadaşımın arkadaşlığından dolayı tutulması ya da ben aşağıda tanıdım bu insanları; harita mühendisi, ofis sorumlusu, yok kantarın başında duran adam, yok şu, yok bu…
Hâkim: Başka talebiniz var mı?
Ekrem İmamoğlu: Var Sayın Başkan, var. Bu önemli bir konu. Bir başka talebim müsadere deniyor işte, el koyma deniyor, TMSF vesaire şu… Ya insanların Sayın Başkan köyünde, arsasındaki aile mezarlığına dahi müsadere kararı var. Bakınız 80 yaşındaki bir insanın emekli maaşına el koymuş, hiç bunu duymadınız. Kaç defa söylendi, ben de söyledim, hiç ilgilenmediniz. Bir gencin yurt dışı yasağı var ama 8,5 milyon dolar verdim beni serbest bırakacaklar diye bir kişinin, hatta ilgili firmanın sahibine de “Ben milyonlarca dolar borç verdim.” diyen bir kişinin itirafçı oldu diye her şeyi serbest ama burada emekli maaşı alıp geçinemiyor insan; emekli maaşı var sadece, el konulmuş durumda Sayın Başkan. Bunlara ne zaman bakacaksınız? 8 ay sizin döneminizde geçti.
Hâkim: Kendinize dair talebiniz var mı?
Ekrem İmamoğlu: Hani Sayın Başkan alıyorsunuz, değişen bir şey yok. Benimle ilgili talebim yok. Benimle ilgili talebim varsa da avukatlarım bildiriyor. Ben bunları tekil anlatacak kişi değilim, beni karıştırmayın.
Hâkim: Sanık avukatları bildiriyor zaten.
Ekrem İmamoğlu: Ama ama değişen bir şey yok Sayın Başkan. Değerlendiriyorsunuz ama yedi ay bitti. Bakın samimiyetinizi sorgulamak gibi bir derdim yok, işim de değil. Ama fazla tahliye kanaatiniz olduğunu düşünüyorum. Bu mahkemeye kimsenin eli değemez, sizin ve heyetinizin dışında kimsenin burada karar verme yetkisi olamaz. Ben buraya lütfen kimseyi karıştırmayın. 850 yıl, 1000 yıl, 300 yıl insanlar serbest bırakılırken buraya en ön sırada oturan kadınların, yöneticilerin, buradaki belediye başkanlarını, buradaki siyasileri, buradaki iş insanlarının, emekli maaşı kesilmiş emekçilerin veya sıfır lira maaş alan insanların yüzüne nasıl bakıyorsunuz, ben bilmiyorum Sayın Başkan, sayın heyet. Bu çok can yakıcı. Lütfen bu kadar zaman…
Hâkim: Daha önce de aynı hususta…
Ekrem İmamoğlu: Tamam, bu kadar, bitiriyorum bitiriyorum Sayın Başkan. Ama bakın bunu bana demeyin. Ben 86 milyonu temsil ediyorum bana göre Sayın Başkan. Sizin nereden baktığınızın inanın önemi yok. Ama buradaki insanları siz bana bağlamışsınız zaten. İddianame bana bağlamış Sayın Başkan.
Hâkim: Öyle bir şey yok, herkes kendinden sorumlu.
Ekrem İmamoğlu: Nasıl yok? Bana bağlamışsınız. Sorularınız bile o şekilde, yani iddia makamının soruları o şekilde. Onun için benim tek talebim var. Bütüncül olarak söylüyorum; bu insanların bu şekilde yok maaşıydı, şuydu buydu bunları gözetin. Bu insanların ilgili ilgisiz, alakalı alakasız malını mülkünü gasp eden bu karara lütfen müsaade etmeyin. Yazıktır, günahtır. Sizden ahlaka, adalete ve vicdana uygun talebimizi, insanların özgürlüklerini bir takvime değil, vicdanınıza sığdırmanızı istiyoruz. Buradaki insanları bir takvime sığdırmayın, vicdanınıza sığdırın. İnanınız, yüce Türk yargısına ve insanların, toplumun vicdanına zarar veren günler yaşıyoruz. Birçok insan serbest bırakıldı, birçok dava manşetlerdeyken gündemden kalktı, herkes serbest. Serbest kalsın zaten. Ama burada yaşananlar artık sizin sorumluluğunuzdadır ve yedi aydır sizin sorumluluğunuzda sürüyor insanların burada bayılmasına… Burada sizin bilmediğiniz başka sağlık sorunları da var. İletiliyor, yazılıyor ama hissetmeniz mümkün değil. Bunları tamamıyla sizin vicdanınıza emanet ediyorum.
Hâkim: O olaydan sonra biz öğleden sonra bile avukatıyla görüştük. Konuyu da takip ediyoruz, merak etmeyin. O konuda ne kadar hassas davrandığımızı verdiğimiz kararlardan bilirsiniz zaten.

İmamoğlu’nun ardından savunmasına başlayan tutuklu sanık Sinan Sepetçi, “Neden gözaltına alındığımı anlamadım. Sulh Ceza Hakimliği’nde tutuklandım. Gerekçenin sahte fatura temin etmem olduğu söylendi. Ben hangi sahte faturayı hazırlamışım? Dava açılınca binlerce sayfa okuduk, bulamadık” dedi. Sepetçi, “Ben adam öldürmedim, uyuşturucu satmadım, terörist değilim. Sadece maaşlı olarak bir şirkette çalıştım. Başka şirkette çalışsam da aynı işi yapacaktım. Kanuna aykırı bir işlem yapmadım” ifadelerini kullandı.

“Evlatlarımdan ayrı kalmayı hak edecek bir şey yapmadım” diyen Sepetçi, “Size kendimi nasıl ifade edebileceğimi bilmiyorum. Bu yapılanlar çok büyük kötülük. Birçok kişi kendini kurtarmak için yalan beyanda bulundu” ifadelerini kullandı. Sepetçi, “Duruşma salonunun her bir köşesinden feryat ediliyor. Ben de onlardan birisiyim. Ben aylardır unutulduğumu düşünüyorum burada. Artık unutulmak istemiyorum” dedi.

“Ne MASAK raporunda ne başka bir yerde adım geçiyor”

“Siz bizden neyi aldığınızın farkında mısınız? Cezaevinde günlerim geçiyor. Buradaki çocuklu ailelere bunu yapmayın, lütfen adil olun. Adli kontrolümü verin, eldeki avuçtaki biteli çok oldu” diyen Sepetçi, eşinin 2 hafta önce ayağının kırıldığını, kırık ayağı ile çocuklarını görüşe getirdiğini söyledi.

“Ne MASAK raporunda ne başka bir yerde adım geçiyor. Sizden ricam, tutukluluk incelemesini bugün yapmanız. Ortada ne bir suç var, ne de savcılığın arkasında durabileceği bir suç isnadı var. Benim, ailemin yanında olmaya ihtiyacım var, onların babalarına ihtiyacı var. Bugün tahliyemi talep ediyorum” diyen Sepetçi’nin savunmasının ardından mahkeme başkanı duruşmaya öğle arası verdi.

Murat Kapki’den Sinan Sepetçi’ye: Size usulsüz talimat verdim mi?

Ara sona erdi, duruşma başladı. Mahkeme başkanı ve duruşma savcısı Sepetçi’ye soru sormadı. Tutuklu sanıklardan Murat Kapki, “BVA’da çalıştığınız sürede size usulsüz bir talimat verdim mi?” sorusunu yöneltti. Sepetçi’nin yanıtı “Hayır” oldu.

Avukat Eskici: İddianamede yazan isnatlara dair somut delil yok

Sorgunun ardından Sinan Sepetçi’nin avukatı İbrahim Burak Eskici savunmasına başladı. Avukat Eskici, soruşturma aşamasında yaşanılan hak ihlallerinin ülkedeki hukuka olan güveni sarstığını belirtti ve “Yazmış olduğunuz tutukluluk gerekçeleri Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırılık teşkil etmektedir. İddianamede yazan isnatlara dair bir somut delil yok. Bir suçtan soruşturma başlatıyorsanız ve buradan dava açmıyorsanız kovuşturmaya yer yok kararı vermeniz gerekir” dedi.

“Tutuksuz sanıkları neden duruşmadan vareste tutuyorsunuz? Gerçeğe ulaşma gayeniz varsa müvekkilim hakkında ifade veren Ahmet Çiçek, Elif ve Berat Kapki burada olurdu” diyen avukat Eskici, “Böyle bir hazırlığın yapılmaması, gayenizin gerçeğe ulaşmak olmadığını gösterir” dedi. Sepetçi’nin tutuklu kalmasını gerektirecek bir durum olmadığını söyleyen avukat Eskici, müvekkilinin tahliyesini talep etti.

Davada savunma sırası, Muhtarlık İşleri Daire Başkanı Yavuz Saltık‘a geçti. Yavuz Saltık, sözlerine “Biz kimsenin başını öne eğdirecek insanlar değiliz. Arınacak, temizlenecek bir suçumuz yoktur” diyerek başladı. “Ben hak ihlallerine karşı bir aktivistim. Tutuklu olmasaydım, Filistin’e yardım götüren Sumud filosunda olurdum” ifadelerini de kullanan Saltık, “Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı dönemimden suçlanıyorum. İnsan onurunu esas alan bütüncül bir sosyal hizmet modelini hayata geçirmeye çalıştık” dedi.

“İstanbul Büyükşehir Belediyesi yoksullukla ciddi mücadele etti. Kadın ve çocuklar başta olmak üzere kırılgan gruplara karşı hizmet, temel önceliklerimizden oldu” diyen Saltık, “İnsanları yardıma bağımlı kılmak değil, onları güçlendirerek kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir yaşam kurmalarının amaçlanması gerektiğine inandık” ifadelerini kullandı.

Suçlandığı ihalede 63 milyonluk ihaleyi 45 milyona düşürttüklerini söyleyen Saltık, “Ben sözelciyim ama yemin ederim 45, 63’ten büyük değil” ifadelerini kullandı.

Tutukluluğunun üçüncü ayında görüşüne tanımadığı bir avukatın geldiğini söyleyen Saltık, “Ağrı Doğubeyazıt’a yardım götürmüştük. Bot verdiğimiz kızlardan biri çöp toplama işçisinin kızıymış. Avukata ‘Git, ona benim yerime sarıl’ demiş” ifadelerini kullandı. Saltık’ın bu sözleri üzerine salonda duygu dolu anlar yaşandı, bazı sanıklar ve izleyiciler gözyaşlarını tutamadı.

“Adaletimi size ve heyetinize eşimi, kızımı ve kendimi de uğruna çalıştığım ülkenin yoksullarına ve ötekilerine emanet ediyorum” diyen Saltık, savunmasını bitirdi. Mahkeme başkanı ve duruşma savcısı Saltık’a soru yöneltmedi.

Saltık’a ilk soruyu tutuklu Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun sordu. Ongun’un ardından İmamoğlu, “Hem muhtarlık, halkla ilişkiler ve sosyal hizmetler hem de Beylikdüzü’ndeki konularla alakalı herhangi bir farklı, bu suçlamayla ilgili tek bir gündemimiz, bir zorlamamız oldu mu?” diye sordu. Saltık, “Olmadı başkanım” yanıtını verdi.

Saltık’ın savunması ve sorgusunun ardından avukatı Doğa Şanlıoğlu söz aldı. Müvekkili hakkında hazırlanan bilirkişi raporunda Sayıştay raporu, Kamu İhale Kanunu’nun yok sayıldığını, kamu zararı değil, kamu yararı olduğunu ifade eden Şanlıoğlu, Saltık’ın derhal tahliyesinin ve beraatinin yasal bir zorunluluk olduğunu belirtti.

Karaoğlu: Bahse konu 6 eylem, 6 ihale varmış gibi çoğaltılmış

Savunma sırası, İBB Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Karaoğlu‘na geldi. 2002 yılından bu yana devlet memuru olarak görev yaptığını belirten Karaoğlu, bir dönem uzman çavuş olarak görev yaptığını, 13 aydır süren tutukluluğunun kendisini ve ailesini derinden üzdüğünü belirtti. Fesat karıştırıldığını iddia edilen ihalelerin tanıtım ve organizasyon işleri olduğunu söyleyen Karaoğlu, “Bahse konu 6 eylem, 6 ihale varmış gibi çoğaltılmıştır” dedi.

çolak

İBB davasının 44’üncü gününde savunma yapan Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erdinç Çolak fenalaştı. Kürsüde ayakta duramayan Çolak, “403 gündür tutukluyum, yaklaşık 2 saat konuşmak için 403 gündür bekliyorum. Kalp damarımın değiştiğini, diyabetimin olduğunu, hipertansiyon hastası olduğumu beton tabutun içinde her gün 16 tane hap içtiğimi biliyordunuz. Beni burada cezalandırırken evlatlarımı da dışarıda cezalandırmayı tercih ettiniz” dedi. Çolak, salona gelen sağlık ekipleri tarafından salondan çıkarıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik 68’i tutuklu 414 sanıklı davanın duruşmasına, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki 1 No’lu salonda devam edildi.

Duruşmada savunma yapması beklenen Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erdinç Çolak, fenalaştı. Çolak fenalaşmadan önce savunmasında diyabet hastası ve kalp hastası olduğunu kalbinde 7 stent olduğunu söyledi.

Çolak, fenalaşmadan savunmasında şu ifadelere yer verdi:

“Sayın heyet, bugün 403. gün. 403 gündür bir beton tabutun içindeyim. Bu süre zarfında eğer dünya turuna çıkmış olsaydım büyük ihtimalle şu an dünya turunu tamamlamış olurdum. Ama ben sadece burada yaklaşık 2 saat konuşmak için 403 gün bekliyorum. Yaklaşık 9600 saat. Ve şu an burada 2 saat bir savunma vereceğim. Yetmezmiş gibi, gidip, yaklaşık bir 3 saat daha bu beton tabutun içinde bekliyor olacağım. Aslında benim için yapmanız gereken çok basit bir şey var: Kamu İhale Kanunu’na bakın. Bilirkişi raporunu sunduğunda, ona bakmış olsaydınız belki bugün burada tutuklu olmayacaktım. Ama buna rağmen siz beni burada tutuklu olarak tutuyorsunuz. Benim sağlık sorunlarım olduğunu da iyi biliyorsunuz. 

Benim 2 tane kalp operasyonu geçirdiğimi, 7 tane kalp stentim olduğunu, 1 kalp damarımın değiştiğini, hipertansiyon hastası olduğumu ve o beton tabutun içinde ölmemek için günde 16 tane ilaç içmem gerektiğini biliyorsunuz Başkanım. Bu da yetmezmiş gibi benim devlet memuru olmadığımı da biliyorsunuz. Şirketimden 1 kuruş para almadığımı, aynı zamanda nafaka ödemem gerektiğini ve benim burada cezalandırırken, evlatlarımı da dışarıda cezalandırmış oluyorsunuz. Hakkımda ne MASAK raporu ne HTS kaydı var ne de herhangi bir gizli tanık veya başka bir tanık tarafından verilmiş olumsuz bir ifade bile yok Başkanım. 

Balıkesirliyim. 2 tane evladım var. İstanbul Üniversitesi’nde 4. üniversiteme başladım. 2002-2006 yıllarına kadar Balıkesir’de yazılım geliştirdim. Server ve network sistemleri kurulumu ile desteğini verdim. 2006 yılında Endüstri Mühendisliği’nden iş teklifi aldım ve proje sektörüne geçiş yaptım.”

Fenalaştı, ayakta duramadı 

“Şekerim düştü” diyen Erdinç Çolak kürsüde ayakta duramadı. Bayılmak üzere olan Çolak, savunmasına devam edemedi. Erdinç Çolak daha sonra salona gelen sağlık ekipleri tarafından salondan çıkarıldı.

Duruşmaya 15 dakika ara verildiği duyurulmuştu ancak Mahkeme Başkanı daha sonra ara vermekten vazgeçti.

İBB davasının görüldüğü salonda İmamoğlu’nun doğum günü kutlanması üzerine görevli jandarma personeli hakkında soruşturma

İmamoğlu doğum günü

İBB davasının görüldüğü Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinde bulunan 1 No’lu duruşma salonunda İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu‘nun doğum gününün kutlanmasının ardından İstanbul İl Jandarma Komutanlığı, davanın görüldüğü salonda görevli jandarma personelinin bir kısmı hakkında idari soruşturma başlattı.

İstanbul İl Jandarma Komutanlığı tarafından, Marmara Ceza İnfaz Kurumları kampüsünde 1 No’lu duruşma salonunda devam eden İBB davasında görevli bir kısım jandarma personeli hakkında idari tahkikat başlatıldı.

Soruşturma gerekçesinin dün duruşma başlangıcı ve aralarda çekilen görüntüler olduğu öğrenildi

Ne olmuştu?

İBB’ye yönelik ‘yolsuzluk’ davası devam ederken, duruşma öncesi mahkeme salonunda İmamoğlu’nun doğum günü kutlandı. Eşi Dilek İmamoğlu, sanatçı Cahit Berkay ve yazar Sunay Akın’ın da yer aldığı duruşmada İmamoğlu’nu destekleyenler ‘İyi ki doğdun’ yazılı döviz tuttu. Dilek İmamoğlu’nun tuttuğu dövizde de “İyi ki doğdun sevgilim, seni seviyorum” yazdı. Dilek İmamoğlu pastayı üflerken İmamoğlu’na seslendi. Jandarma alkışlara ve kutlamaya müdahale etti.

55 yaşına giren İmamoğlu’na mahkeme salonundaki doğum günü sürprizine jandarma müdahale etmişti

Bir yılı aşkın süredir Silivri Cezaevi’ne tutuklu olan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na 55. yaş gününde Silivri Cezaevi’ndeki mahkeme salonunda sevdikleri tarafından doğum günü sürprizi yapıldı.

İBB’ye yönelik ‘yolsuzluk’ davası devam ederken, duruşma öncesi mahkeme salonunda İmamoğlu’nun doğum günü kutlandı. Eşi Dilek İmamoğlu, sanatçı Cahit Berkay ve yazar Sunay Akın’ın da yer aldığı duruşmada İmamoğlu’nu destekleyenler ‘İyi ki doğdun’ yazılı döviz tuttu. Dilek İmamoğlu’nun tuttuğu dövizde de “İyi ki doğdun sevgilim, seni seviyorum” yazdı.

Dilek İmamoğlu pastayı üflerken İmamoğlu’na seslendi. Jandarma alkışlara ve kutlamaya müdahale etti.

İmamoğlu “Fazla uzatmayalım anneme babama niye doğurdunuz diye dava açarlar” espirisi de yaptı.