Değerli Dostlarım,
Okullardaki ve toplumdaki saldırı olayları, yaygın uyuşturucu kullanımı, rant, rüşvet ve ahlaki çöküş; yıllar içindeki sistemsel ve dolayısıyla toplumsal çürümenin vahim sonuçlarıdır.
Bizim çocukluğumuzda Cumhuriyetin tüm nimetleri halka arz edilmiş, devlet devlet gibi, millet ise millet gibiydi.
Milli Eğitim sistemi altın çağını yaşıyordu.
İlk ve orta öğrenimde Yurttaşlık, Aile ve Hayat bilgisi ile Ahlak ve Milli Güvenlik gibi seçkin, vicdani, insani ve milli vasıfları yüksek ahlaklı bireyler yetiştiren dersler okutulur, okula her girişte saç, tırnak, temizlik, kılık ve kıyafet, çanta kontrolü yapılır sene sonunda derslerle birlikte temizlik, hal ve gidiş notu verilirdi.
Okullar bilimsel ve mesleki eğitimin yanısıra saygı, sevgi, disiplin, adap, edep eğitim ve öğrenim kurumu olarak faaliyet sürdürürdü.
Öğretmenlik mesleği kutsal ve saygındı.
Milli Eğitim sistemi önce ahlaklı sonra bilgili birey yetiştirme temeli üzerine inşa edilmişti.
Tüm bu güzellikler yıllar içinde dış güdümlü siyasi unsurlar tarafından sistemli bir şekilde yok edilmiştir.
Köy Enstitüleri’nin kapatılması yapılan bu organize kötülüğün altın vuruşu olmuştur.
Bunları yeniden inşa edemezsek eğer ne çocuklarımızı, ne toplumu, ne de ülkeyi kurtarabiliriz!
Devleti ve sistemi yeniden fabrika ayarlarına çevirmek boynumuzun borcudur…
Dr. Vecdet Öz

DEVLETİN ASLİ GÖREVİ; ANAYASANIN ÖNGÖRDÜĞÜ ŞEKİLDE ÜLKEYE HİZMET EDEREK MİLLİ KALKINMANIN, TOPLUMSAL GÜVEN, HUZUR VE İSTİKRAR DUYGUSUNUN TEMİNATI OLMAKTIR!
Devlet denilen şeyin muktedir bir güç ya da bir hiç olduğu asla unutulmamalıdır.
Devleti yönetme görev ve mesuliyeti siyasi iktidarındır. İktidar şikayet değil icraat makamıdır.
Eğer ki bir ülke sefalet içindeyse, toplumsal güven, huzur ve istikrar duygusu yok olmuşsa bunun tek sorumlusu iktidardır.
Toprakta yaşayan kurtçuktan havadaki kuşa kadar her canlının yaşam hakkının vebali iktidarın boynunadır!
Kimse devletten daha güçlü değildir. Meydana gelen hadiseler karşısında sorumluluğu da çözümü de başka yerde aramanın bir manası yoktur.
Ne demek istediğimi daha iyi anlamanız için sizlere Hz. Ömer’in devlet yönetim ahlakına ilişkin meşhur menkıbesinden bir örnek vermek isterim…
Umarım ibret alınır!
Bir gün Hz. Ömer binekli olarak hızlı bir şekilde giderken görülmüş. ‘Ey mü’minlerin emiri, nereye gidiyorsun?’ diye sorulunca da ‘Devlete ait develerden biri kaçmış, onu aramaya gidiyorum’ diye cevap vermiş. ‘(Bunu yapmakla) Senden sonra bu milleti idare edecek olanlara ağır bir yük bırakıyorsun! Herkes senin yaptığını yapamaz!’ denilince de ‘Allah’a yemin ederim ki, Fırat kenarında bir oğlak kaybolsa (yahut bir kurt bir koyunu kapsa) korkarım ki kıyamet gününde onun bile hesabı Ömer’den sorulur!’” şeklinde cevap vermiştir…
Merhum Mehmed Âkif de bu hadiseyi şiirinde şöyle dile getirmiştir: “Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu, / Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer’den onu!”
Rahmetli Süleyman Demirel, Başbakan olduğu dönemde bu şiirden ders ve mesuliyet çıkararak “Fırat’ın kıyısında bir kuzu kaybolsa, gelin bunun hesabını bana sorun” demiştir.!
Bu durum dün öyleydi bugün de öyledir!
Ülkemizde yaşanan olayların ve bu nedenle meydana gelen can ve mal kayıplarının hesabını Alman hükümetinden soracak halimiz yoktur…
Dr. Vecdet Öz
















