1. Haberler
  2. AK PARTİ
  3. İGAM Başkanı Metin ÇORABATIR: Göçmen ve Mülteci Aynı Değildir / Sığınmacı Sistemini Yeniden Kurmak

İGAM Başkanı Metin ÇORABATIR: Göçmen ve Mülteci Aynı Değildir / Sığınmacı Sistemini Yeniden Kurmak

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Örnek Resim

Türkiye’de seçimlere bir yıl kala göçmen ve mülteci sorunu siyasetin ve toplumun gündemine oturdu. İltica ve Göç Araştırma Merkezi Başkanı (İGAM) Metin Çorabatır, “göçmen ve mülteci”nin aynı olmadığını ve mültecilerin uluslararası hukukun kurallarına uygun olarak muamele gördüğünü belirterek, bu konunun siyasetin dışında tutularak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Öte yandan Türkiye, 1951 tarihli Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi’ne 1961 tarihinde taraf olmuş, sözleşmenin kapsamını genişleten 1967 tarihli New York Protokolü’ne de 1968 yılında katılmış, ancak Türkiye sözleşmeye taraf olurken, coğrafi sınırlama şerhi koymuş ve bu sınırlamayı günümüze kadar da  muhafaza etmiştir.

Türkiye’nin sözleşmeye coğrafi kısıtlama ile taraf olması, Avrupa Konseyi üye ülkeleri dışından gelip Türkiye’ye sığınanlara mülteci statüsü tanımayacağı anlamına gelmektedir. Türkiye sözleşme hükümlerine göre mülteci statüsü alabilecek Avrupalı olmayan kişileri iç hukuktaki düzenlemelerle “şartlı mülteci” olarak tanımlamakta ve üçüncü bir ülkeye yerleştirilinceye kadar süreli bir koruma sağlamaktadır.

Metin Çorabatır‘ın “Sığınma Sistemini Yeniden Kurmak” başlıklı yazısı ve katıldığı açık oturumda yaptığı açıklamaların videosu:

Ankara Altındağ’da elim bir biçimde hayatını kaybeden Emirhan Yalçın’a Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı ve sabırlar dileriz. Aynı olayda yaralanan diğer gence de acil şifalar diliyoruz. Bir mülteci genç ile Türk gençler arasında çıkan ve ölümle sonuçlanan kavganın arkasından yaşanan olaylar ve mültecilere yönelik saldırılar sağduyu sahibi herkesin kaygılarını arttırıcı nitelikte.
Bu olayı onur duyulası uygulamalarla da dolu Türk Sığınma tarihinin yeni bir dönüm noktası, bir başka ifadeyle, sığınma sisteminin topluca çöküşü ve yeniden inşası için büyük bir fırsat olarak görmek mümkün. 3,7 milyonu geçici koruma altındaki Suriyelilerden oluşan yaklaşık 4 milyon mülteciye yıllardır fedakarca ev sahipliği yapan Türkiye, sığınma sistemimizin boşlukları nedeniyle bugünkü nefret ortamına sürüklenmiştir. Sistemin çökmesine yol açan en önemli boşluk entegrasyona yer vermemesidir.
Türkiye’nin ilk sığınma yasası olan ve 2013’te parlamento tarafından oybirliği ile kabul edilen 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Yasası, Avrupa dışından gelen mültecilerin hep bir üçüncü ülkeye yerleştirilmeye devam edileceği varsayımına dayanmakta. Ülkede kalmaları ve Türk toplumuna entegre olmaları kanuna göre mümkün değil. Ama gerçek hayatta, başka ülkelere yerleştirilmeleri artık mümkün değil ve Türk toplumu içinde yaşamaları söz konusu. Mülteci statüsünün öngördüğü haklara sahip olmadan, marjinalleşerek yaşamak ev sahibi toplumla, ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki farklılıkların giderek açılmasına, yabancılaşmanın, dışlamanın artmasına yol açıyor.
Son yaşanan tatsız olaylar bu yabancılaşmanın toplumun bir kısım elit kesimi tarafından formüle edilip siyasi amaçlı olarak kullanıldığını ortaya koyuyor. Kampanyalar halinde sistematik olarak yayılan nefret söylemi bir “elit nefreti” söylemidir. 2023 seçimlerine odaklıdır. Ötekileştirmek, geniş kitlelerin günlük sorunlarının sebebi olarak yabancıları, Suriyelileri, Afganları göstermek ırkçı saldırıları doğuruyor. “Ben ırkçı değilim ama….”diye başlayan, “aslında bu insanlara bir düşmanlığımız yok, onlar da gariban” diye devam eden ve “gitmeliler” şeklinde noktalanan elit söylemi sokaktaki saldırgan ırkçılığın gerçek çıkış noktası… Bu söylem, seçimde başarılı olmak için mültecilerin geri gönderilmelerini odağına almakta, onları sokakta bizlere saldıracak canavarlar olarak tanıtmaktadır.
Altındağ’daki parklarda çocukları darp edilen mülteci annelerin aralarında bulunduğu milyonlarca mültecinin Türkiye’ye duyduğu saygı ve sevgi de maalesef bu ırkçı elit söylemince hızla törpülemekte ve entegrasyon giderek zorlaşmaktadır.
Muhalif partilerin, kimi ünlü köşe yazarlarının, iltica hukukuyla ilgili bugüne kadar bir kitap kapağı kaldırmamış ama birdenbire uzman olarak karşımıza çıkan akademisyenlerin formüle ettiği nefrete dayalı, ırkçı, yabancı düşmanı söylemler, ekonomik sıkıntılar içinde olan kitlelerin bir bölümü arasında nefreti şiddete ya da korkuya dönüştürmekte, ülkeyi bir şiddet sarmanına itmektedir. Teun A. van Dijk “Elite Discourse and Racism” kitabında 1990’larda Avrupa’da artan ırkçılığı, elit ırkçılığı olarak tanımlamaktadır. Tepeden aşağı yayılan bu ırkçılık teşhisi bugünkü Türkiye’ye çok iyi uymaktadır. (*)
İnşa edilen nefret söylemi, yazılı bir sığınma tarihi olmayan, her şeyi sözel olarak öğrenen bir entelektüel geleneğin içinde, nesnel gerçeklerin değil, geçmişteki olayların saptırılmış, yanlış ve parçalı yorumları üzerinde inşa edilmektedir. Uluslararası insan hakları ve mülteci hukukundan bir nebze olsun beslenmemektedir. Bu söylem içinde uluslararası mülteci hukukuna ya hiç referans yapılmamakta, yapıldığı yerde de kasıtlı olarak bu hukuk normları yanlış yorumlanmaktadır. Elit nefret söyleminin en zengin beslenme kaynağı Avrupa’daki aşırı sağ partilerin, “dazlaklar” denen grupların göçmenlere yönelik ırkçı söylemleridir. Onların kullandığı unsurlar aynen ithal edilmektedir.
Siyasi partilerin söylemlerinde, seçim beyannamelerinde sığınma politikalarına dair, “geri göndereceğiz” in dışında bir ifade yer almamaktadır. Coğrafi kısıtlamanın kaldırılacağına, tanınacak haklara dair hiçbir program yer almamaktadır. Altındağ saldırıları ile simgelenen bu çöküş ancak, 1951 Mülteci Sözleşmesi’ndeki statüye bağlı hakların tanınmasıyla, adil ve etkili bir mülteci statüsü belirleme mekanizmasının kurulmasıyla, korunma ihtiyacıyla sınırlarımıza gelen insanların korunma altına alınmasına dayalı yeni bir sığınma yasası ile durdurulabilir. Bunun için de şu anda “sıfır” olan partiler arası diyalog yeniden başlamalı, coğrafi kısıtlamanın kaldırılmasına bağlı olarak atılacak adımlar siyasi kaygılar dışında tartışılmalıdır. Birçok AB üyesi ülke 2015’ten bu yana sığınma yasalarını en az bir-iki kez tadil ettiler.

 

 

Haber: Ayça Yılmaz

 

 

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
İGAM Başkanı Metin ÇORABATIR: Göçmen ve Mülteci Aynı Değildir / Sığınmacı Sistemini Yeniden Kurmak
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Sonsöz Gazetesi | İlkeli Gazeteciliğin Yerel Öncüsü ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin