Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın kırk üçüncüsü ve İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre elli dokuzuncu sure olan “Şûra” suresi anlatımı sürmektedir.
Muhammed peygamberden şunu söylemesi istenir:
“Buna/tebliğime karşılık akrabalıkta/yakınlıkta sevgiden başka sizden, hiçbir ücret istemiyorum.” Bu ayet tefsirlerde, hiç olmazsa akrabalık hukukuna saygı gösterilmesi gerektiği yönündeki rivayetlere dayanan ifadelerle açıklanmaya çalışılmıştır. Biz de elçisine seslenir:
“Yoksa, ‘senin için Allah’a karşı yalan uydurdu’ mu diyorlar? Ama, Allah dilerse senin kalbini de mühürler, Allah yalanı da siler, gerçeği sözleriyle gerçekleştirir. Doğrusu O, gönüllerde olanı bilendir.”
Allah, kulların “tövbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan” ve yapılanları bilendir. “İnanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eder ve bolluğuyla onlara artış verir. İnkârcılar için ise çetin bir azap vardır.”
Bu ayet, Kur’an’daki tüm anlatımların özü gibidir:
Allah, kendisine inananları korur, kollar, inanmayanlara azap eder. Tüm peygamberleri/elçileri de bu düşüncenin yerleşmesi için mücadele eder.
Bu sistem Kur’an’la mı başlamıştır?
Şûra suresi anlatımının ilk bölümünde tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari’nin “Hayvanlardan Tanrılara Sapiens” adlı çalışmasından alıntı yapmıştık. Aynı eserden şu satırları da verelim:
“Bildiğimiz ilk tek tanrılı din, M.Ö. 1350’de firavun Akhenaten, Mısır panteonundaki ufak tanrılardan biri olan Aten’in, evrenin gerçek üstün gücü olduğunu ilan ettiğinde ortaya çıktı. Akhenaten, Aten’e tapınmayı kurumsallaştırarak devlet dini haline getirdi ve diğer tüm tanrılara tapınmayı sınırlamaya çalıştı. Bu dinî devrim başarılı olmadı, Akhenaten’in ölümünden sonra Aten’e tapınma yerini eski panteona bıraktı.” (Kolektif Kitap, Ağustos 2022, s. 220)
Amaç toplumu yönetmek için yeni bir model oluşturmak mıydı?
Semavi kabul edilen dinlerin peygamberlerinin vefatıyla birlikte dinlerin sayısız mezheplere, alt kollara ayrılmasının, birinin diğerini yok saymasının, bu uğurda kanlı savaşlar verilmesinin amacı da tek tanrı inancını panteona dönüştürerek toplumlar üzerinde hakimiyet sağlamak mıydı?
Sureden devam edelim…
Allah kullarını bilmektedir; bu nedenle kullarının azgınlık, taşkınlık etmemeleri için rızkı yaymaz, “dilediği ölçüye/miktara göre indirir. Umutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, acımasını yayan O’dur. Övülmeye layık olan veli sadece O’dur. Gökleri, yeri ve ikisinde yaydığı canlıları (dabbe) yaratması O’nun belgelerindendir. O dileyince, bunları bir araya getirmeye gücü yetendir.”
Ardından gelen ayete göre, insanın başına gelen “herhangi bir yıkım,” elleriyle işlediklerinden ötürüdür.
Bu durum, örneğin, “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız.” (Bakara, 155) ayeti ile nasıl bağdaşacaktır?
“Hem, siz arzda (Allah’ı) aciz bırakacak değilsiniz. Allah’tan başka bir veliniz de yardımcınız da yoktur.” ifadesinin ardından da Allah anlatımı sürer:
“Denizde dağlar gibi gemilerin yürümesi O’nun belgelerindendir. O, dilerse rüzgârı durdurur, o zaman denizin yüzünde durakalırlar. Doğrusu, bunlarda sabreden ve çok şükreden kimseler için belgeler vardır. Veya yaptıklarına karşılık onları yok eder ve birçoğunu da bağışlar.” Biz de tehdit eder:
“Ayetlerimiz/belgelerimiz üzerinde tartışanlar, kendileri için kaçacak yer olmadığını bilsinler.”
Devamında, “size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının geçimliğidir … Allah katında olan (ödül) ise daha hayırlı daha süreklidir,” diyen Biz, bu ödülün; “inanıp Rablerine güvenenler, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinenler, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha sürekli” olduğunu belirtir. “Onların işleri aralarında danışma iledir.” Biz’in, “kendilerine verdiği rızıktan da verirler ve onlar haksızlığa uğradıklarında yardımlaşarak üstün gelirler.” Ardından, haksızlık karşısındaki tutum ve sonuçlarına dikkat çekilir:
“Bir kötülüğün karşılığı benzeri bir kötülüktür. Ancak kim bağışlar ve düzeltirse onun ödülü Allah’a aittir. Doğrusu, O, haksızlık edenleri sevmez. Ve andolsun haksızlığa uğradıktan sonra öcünü alan kimselere, işte onlara bir sorumluluk olmaz. Ancak insanlara haksızlık edenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı bir yol tutmalıdır. İşte acı azap bunlaradır. Ve doğrusu, kim dayanır ve bağışlarsa, işte bu, önemli işlerdendir.”
“Allah kimi şaşırtırsa, artık onun bundan sonra bir dostu olmaz.” ifadesiyle, iplerin göklerin elinde olduğuna dikkat çekilir ve inkârcıların durumu verilir.
Onlar azabı görünce “var mı (dünyaya) geri dönmeye bir yol,” diyecekler ve “o ateşe arz olunurlarken; zilletten boyunlarını bükerek göz altından” bakacaklardır.
İnananlar da şöyle diyecektir: “Doğrusu, ziyanda olanlar, diriliş günü/Kıyamet günü yakınlarını, kendilerini de da zarara uğratanlardır.” Sürekli azap içinde kalacak olan zalimlerin, “Allah’tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah’ın şaşırttığı kimsenin çıkar yolu olmaz.”
Şûra suresi anlatımı devam edecektir…
Canan Murtezaoğlu

















