Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ayça YILMAZ yazdı: İstanbul’da Kabus!

Bilime aykırı yaşam biçimi dayatılan İSTANBUL’da yağmur, taşkın ve sel faciası!

Bilime aykırı yaşam biçimi dayatılan İSTANBUL'da yağmur, taşkın ve sel

İstanbul’da 84 yılın en yüksek yağışı kaydedildi. Türkiye’nin pek çok ilinde meydana gelen aşırı yağışlar büyük kayıplara yol açarken, İstanbul’da tam bir yıkım yaşandı. En önemlisi de can kayıplarının olması…

Şu ana kadar 4 kişi öldü, kaybolanlar ise aranıyor. İş yerlerini, seraları, evleri su bastı; arabalar, iş makineleri, şantiyeler suların altında kaldı. Betonlaşma, hava kirliliği ve iklim değişikliği felaketin boyutunu büyütüyor.

Maddi hasar belki zamanla giderilebilir, ancak maneviyatımızı, yaşama şevkimizi, tabiatımızı çalıp götürdüler. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde metropol şehirler bu şekilde sele teslim mi oluyor? Oralarda, 14 yaşındaki bir çocuk sel suyuna basınca elektrik akımına mı kapılıyor?

Yollarda inşaat molozlarının arasından yürüyoruz İstanbul’da yıllardır; beton soluyoruz… Kaldırımlarda, açıkta bırakılan elektrik kablolarının yanından geçiyoruz… Ölüm soluyoruz ve ölümün yanından geçiyoruz…

İstanbul’da “Sözde Kentsel Dönüşüm” ile aslında Felaketi yaşıyoruz! Betona gömülen İstanbul’da yağmur, asfalta gömülen toprakla buluşamıyor ve yüzeyde kalıyor.,

İktidarı’yla, Belediyesi’yle herkes sorumlu! Öyle sadece İklim Değişikliği olgusuna sığınarak kaçamazsınız bu sorumluluktan!

Toprak yüzeyi şehir merkezlerinde büyük ölçüde betona gömüldüğünden ve yeşil alanlar yok edildiğinden, aşırı yağışlarda yeraltına inen yağmur suyunu atma kapasitesini dolduran kanalizasyonlardaki sular, rögarlardan taşıyor.

Peki ya Dere Yatakları!..

Bir diğer sel ve taşkın tehlikesinin adresi ise dere yatakları..

Dere yatakları ve çevresindeki korkunç yapılaşma…

İstanbul’da 7/24 “Kentsel Dönüşüm” adı altında (Rantsal Dönüşüm tabiri demek gerçekçiliktir), yıkılan eski binalardan ASBEST soluyoruz.

Müteahhitler, kanunlara rağmen almaları gereken çevresel tedbirleri almıyorlar. Ayrıca, “yerden kazanmak, daha fazla kat çıkmak ve daha çok sayıda apartman dairesi yapmak” için, sözgelimi 3 yıkılan bina arsasını birleştirip tek bina ve gökdelene dönüşen apartmanlar yapıyorlar. Çoğu yerde, bahçelerdeki ağaçların tamamını kesiyor ve hayvanların yaşam alanlarını yok edip üstüne beton döküyorlar. Bunun adına da “Kentsel Dönüşüm” diyorlar ve “Deprem” endişesini tetikleyerek bunu yapıyorlar. Üstelik sağlam binaları ya da sağlamlaştırma yapılabilecek binaları da yıkıyorlar.

Oysa, Prof. Dr. İlyas YILMAZER ile 2023 Kahramanmaraş Depremleri sonrasında Youtube Kanalımız @sonsozofficial’da yaptığımız programlarda çok konuştuk bunları…

İlyas Yılmazer’in söylediği bilimsel gerçeğe göre “Deprem sadece OVA’da yıkar ve İstanbul’un sadece %4 kadarı bu açıdan riskli; geri kalan % 96’sını paniğe sevk etmek, ancak müteahhitlerin iştahını kabartıyor. İstanbul’da dere yatakları, dolgu alanları ve zemin açısından riskli alanlara elbette yerleşim alanları inşa edilemez. Ve elbette, “deprem olmasa dahi yıkılacak” türden hasarlı binalarda oturulamaz. Ama bunun dışında hayatımızı kabusa çeviren inşaatlaşma çılgınlığı, tam bir betonlaşmaya dönüştü…

İnşaatlaşma hava kirliliği yaratıyor. Beton mikserleri şehir içlerinde insanları eziyor…

Deprem ise sadece ovada yıkıyor; o nedenle 1999 depreminde sadece İstanbul’un Avcılar ilçesinde yıkım oldu…

Şimdi, açık kaynaklardan edinilen şu bilgileri okuyup değerlendirmeye çalışalım; bakalım Yapay Zeka mevcut verileri nasıl derlemiş?

Nem, sıcaklık, coğrafi konum ve su kaynaklarının buharlaşması gibi meteorolojik faktöre bağlıdır.

Ancak hava kirliliği, nemin havadaki davranışını ve bizim hissettiğimiz nemi şu şekillerde dolaylı olarak etkiler:

Hava Kirliliği ve Nem Arasındaki İlişki

    • Sera Etkisi ve Sıcaklık Artışı: Şehir kirliliğine neden olan sera gazları (karbondioksit, metan vb.) ısıyı tutarak şehirlerde sıcaklığı artırır. Isınan hava daha fazla su buharı tutma kapasitesine sahip olduğundan, bu durum dolaylı olarak havadaki nem potansiyelini etkileyebilir.
    • Yoğunlaşma Çekirdekleri: Şehir kirliliğini oluşturan ince partikül maddeler (PM2.5 ve PM10), havadaki su buharının üzerlerine tutunarak sıvı damlacıklarına dönüşmesi için birer “yoğunlaşma çekirdeği” görevi görür. Bu durum nem oranını artırmaz ancak sis, pus ve kirli duman (smog) oluşumunu tetikler.
    • Hissedilen Nem ve Boğucu Hava: Hava kirli ve rüzgarsız olduğunda, yüksek nem ile birleşen kirleticiler havanın çok daha ağır, “basık” ve boğucu hissedilmesine neden olur.

Asbestin Durumu

Asbest, lifli yapıda mikroskobik bir mineral partikülüdür (tozdur). Havada gaz veya buhar fazında bulunmadığı için havanın nem dengesi üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Asbestin tehlikesi meteorolojik değil, tamamen solunum yoluyla vücuda alındığında akciğerlerde yol açtığı ciddi sağlık sorunlarıdır (asbestozis, mezotelyoma vb.).

Yıkılan binalardan çevreye asbest salınımı, kentsel dönüşüm ve deprem sonrası süreçlerdeki en büyük görünmez halk sağlığı tehditlerinden biridir.

Türkiye’de Aralık 2010 tarihinden önce yapılmış eski binaların çoğunda izolasyon kaplamaları, çatı levhaları (eternit), marleyler, borular ve kazan dairesi yalıtımlarında yaygın olarak asbest kullanılmıştır. Bu binalar kontrolsüz bir şekilde yıkıldığında, gözle görülmeyen kanserojen asbest lifleri havaya karışarak kilometrelerce uzağa yayılabilmektedir. 

Sağlık Riskleri

Asbest, Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) tarafından Grup 1 kesin kanserojen olarak sınıflandırılmıştır. Toz haline gelen liflerin solunması şu hastalıklara yol açar: 

    • Mezotelyoma: Doğrudan asbest maruziyetiyle ilişkili olan, tedavisi oldukça zor akciğer ve karın zarı kanseri.
    • Asbestozis: Liflerin akciğer dokusunda kalıcı hasar (skarlanma) bırakarak solunum yetmezliğine yol açması.
    • Akciğer Kanseri: Solunan liflerin yıllar içinde hücre yapısını bozması (hastalık belirtileri maruziyetten 10 ila 50 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir). 

Yapılması Gereken Yasal Prosedürler ve Önlemler

Yıkım işlemlerinde çevre ve halk sağlığını korumak adına Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik kapsamında şu adımların atılması zorunludur:

Aşama Yapılması Gereken İşlem Amacı
1. Envanter Raporu Yıkım öncesinde Bakanlıkça yetkilendirilmiş laboratuvarlar tarafından binadan numune alınarak Asbest Envanter Raporu hazırlanmalıdır. Binada asbest olup olmadığını kesin olarak saptamak.
2. Karantina ve Söküm Asbest bulunursa, bina iş makineleriyle yıkılmadan önce Asbest Söküm Uzmanı nezaretinde özel karantina alanları kurularak sökülmelidir. Liflerin ana yıkım sırasında havaya saçılmasını engellemek.
3. KKD ve Toz Bastırma Söküm işçileri FFP3 tipi özel filtreli maskeler, sızdırmaz tulumlar kullanmalı; yıkım sırasında sürekli su püskürtülerek toz bastırılmalıdır. Çalışanları korumak ve tozların rüzgarla çevreye yayılmasını önlemek.
4. Güvenli Bertaraf Sökülen asbestli malzemeler özel sızdırmaz torbalarla paketlenmeli ve lisanslı tehlikeli atık bertaraf tesislerine gönderilmelidir. Atıkların toprağa veya çöplüklere karışarak gelecekte risk oluşturmasını önlemek.


Çevrede Yaşayanlar İçin Korunma Yolları

Evinizin yakınında bir kentsel dönüşüm veya yıkım çalışması varsa: 

  • Yıkım süresince evinizin pencerelerini kesinlikle açmayın. 
  • Dışarı çıkmak zorundaysanız sıradan cerrahi maskeler yerine FFP3 (veya N95) tipi toz maskesi kullanın. 
  • Yıkım alanının yakınından geçmek zorunda kaldıysanız, eve girmeden önce kıyafetlerinizi silkeleyip doğrudan çamaşır makinesine atın ve banyo yapın. 
  • İlgili belediyeden binanın yıkım öncesi “Asbestten Temizleme Raporu” olup olmadığını sorgulayın, usulsüz yıkımları yetkililere bildirin.

Dere yataklarına, sahil şeritlerine gökdelenler yapılıyor. Bitmek bilmeyen inşaat pislikleri, beton mikserleri ve gürültü… Yeni yapılan apartmanlarda bahçe yerine beton var; yerden kazanmak için ağaçlar kesiliyor… Tabiatla oyun olmaz ..

 Sıcaklık ve Nem İlişkisi (Fiziksel Boyut)

    • Bağıl Nem Düşer: Hava ısındıkça genleşir ve su buharı tutma kapasitesi artır. Eğer havaya dışarıdan yeni bir su buharı (deniz, göl veya yoğun bitki örtüsü kaynaklı) eklenmiyorsa, sıcaklık arttıkça bağıl nem oranı düşer. Yani asfaltın havayı ısıtması, havanın daha “kuru” hissetmesine neden olur (buharlaşma kaynağı yoksa).
    • Hissedilen Sıcaklık Artar: Asfalt hem güneş ışınlarını emip havaya geri verir (radyant ısı) hem de termal radyasyon yayar. Bu durum nemi artırmasa bile hissedilen sıcaklığı çok ciddi şekilde yükseltir.

Asfalt, koyu rengi ve yapısı gereği güneş ışınlarını emerek çevre ve yüzey sıcaklığını ciddi şekilde artırır. Bu durum, şehirlerde “kentsel ısı adası” adı verilen olguya yol açar. Asfaltın aşırı ısınması doğrudan ortamdaki nemi artırmaz, aksine havayı kurutur ve yağmur ihtimalini azaltır. Bu durum, şehirlerin kırsal alanlara göre çok daha sıcak olmasına neden olan “Kentsel Isı Adası” etkisiyle açıklanır. Süreç şu şekilde işler:
    • Nem Azalır: Asfalt ve beton gibi yapay yüzeyler, toprak ve bitkiler gibi bünyelerinde su tutamazlar. Doğal alanlarda güneş ısısı suyu buharlaştırarak nem üretirken (evapotranspirasyon), şehirlerdeki asfalt buharlaşacak su bulamadığı için havayı kupkuru yapar.
    • Yağmuru Engelleyebilir: Aşırı ısınan asfalt, üzerindeki havayı çok fazla ısıtır. Isınan bu hava hızla yükselerek şehirlerin üzerinde termal yüksek basınç / ısı kubbeleri oluşturabilir. Bu sıcak hava kalkanı, yaklaşan yağmur bulutlarının şehir merkezine girmeden dağılmasına veya yön değiştirmesine neden olabilir.

İstisna durum: Çok nadiren de olsa, aşırı ısınan büyük şehirlerden yükselen bu çok sıcak ve kuru hava dalgası, çevredeki kırsal bölgelerden gelen nemli hava dalgasıyla şehir çeperlerinde çarpışırsa, ani ve şiddetli lokal fırtınalara (konvektif yağışlar) tetikleyebilir. Ancak genel kural olarak asfalt nem ve yağmur getirmez, kuraklığı artırır.

İstanbul’da Dere Yataklarında Yapılaşma ve Sel Felaketi

İstanbul’da dere yataklarına ev ve bina yapılması, yürürlükteki mevzuata göre yasal olarak yasaktır. 
Yasal Durum ve Mevzuat
    • Mülkiyet: Türk Medeni Kanunu ve ilgili su yönetmelikleri gereği, akarsular ve dere yatakları kamu yararına ait devletin hüküm ve tasarrufu altındadır; özel mülkiyete konu olamazlar. 
    • Taşkın Alanları: Cumhurbaşkanı kararları, DSİ (Devlet Su İşleri) görüşleri ve 4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu uyarınca taşkın tehlikesi bulunan alanlara ve dere yataklarına yapılaşma izni verilmez. [1]
    • İmar ve Yapılaşma: İmar planları hazırlanırken derelerin akış kesitlerini daraltacak veya suyun doğal yolunu engelleyecek konut, iş yeri vb. yapılara onay verilmesi mevzuata aykırıdır. 

Riskler ve Güncel Durum

    • Can ve Mal Güvenliği: Şiddetli yağışlarda dere yataklarının taşması veya üzerleri betonla kapatılmış su yollarının tıkanması, geçmişte ve güncel taşkınlarda büyük can ve mal kayıplarına yol açmaktadır. 
    • Denetim ve Müdahale: Yerel yönetimler ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı dere yataklarındaki kaçak yapılarla mücadele etmekte, bu alanlardaki yapıların tahliyesi veya risk azaltma çalışmaları gündemde yer almaktadır. 

İstanbul’da 14 Ekim 2026 itibarıyla son 40-84 yılın rekor yağışları sonrasında yaşanan sel felaketinin ana nedeni, dere yataklarının betonlaştırılması ve imara açılmasıdır.

Avrupa Yakası’nın kuzey kesimleri başta olmak üzere Beykoz (273,1 kg/m²), Sarıyer (208,1 kg/m²) ve Eyüpsultan (202,8 kg/m²) gibi bölgelerde metrekareye düşen devasa yağış miktarı, kentin unuttuğu eski nehir yollarında büyük bir afete zemin hazırlamıştır.

En Çok Etkilenen Dere Yatakları ve Semtler

Doğal su akış hatlarının molozlarla doldurulması, üzerlerinin beton kaplanması ve imar izinleriyle dikey yapılaşmaya maruz bırakılması nedeniyle sular doğrudan konutlara, iş yerlerine ve caddelere taşmıştır. Felaketten en ağır hasarı alan bölgeler şunlardır:
    • Ayazağa Deresi (Sarıyer): Sel suları park halindeki araçları ve İETT otobüslerini sürüklemiş, mahsur kalan vatandaşlar halatlarla kurtarılmıştır.
    • Cendere Deresi (Kağıthane): Sanayi dönüşümüyle betona boğulan bu vadide su yolları ciddi taşkınlara uğramış, Vadi İstanbul civarında yollar göle dönmüştür.
    • Kemerburgaz Dereboyu Caddesi: Dere yatağı üzerine inşa edilen binaların altından sel sularının akmaya devam ettiği şoke edici görüntüler kameralara yansımıştır.
    • Alibeyköy, Dereboyu Caddesi & Çukurbostan: Dere yataklarındaki yerleşimlerin su altında kalması sonucu çok sayıda konut ve iş yerini su basmıştır.

Felaketin Bilançosu ve Uzman Uyarıları

    • Kayıplar: Sel felaketinde ne yazık ki Fatih Balat’ta elektrik akımına kapılan 14 yaşında bir çocuk ve Sarıyer Dereboyu Caddesi’nde akıntıya kapılan 34 yaşında bir vatandaş hayatını kaybetmiştir.
    • Yapısal Tehlike: Uzmanlar, İstanbul’un 108 deresinin doğal yapısını kaybettiğini belirtmektedir. Altından su akışı devam eden ve temeli su basan binaların taşıyıcı sistemlerinin acilen incelenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
    • Resmî Uyarısı: İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), yağış etkisini kaybetse bile dere yataklarında ve taşkın bölgelerinde riskin henüz tamamen ortadan kalkmadığını belirterek buralardan uzak durulması çağrısında bulunmuştur.
Küresel ısınma, insan faaliyetleri (fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma vb.) sonucu atmosfere salınan sera gazlarının yeryüzünde ve alt atmosferde sıcaklığı artırmasıdır. İklim değişikliği ise küresel ısınmanın da etkisiyle sıcaklık, yağış ve rüzgâr düzenleri gibi uzun vadeli iklim unsurlarında görülen köklü değişimleri kapsar. 
Temel Kavramlar ve Farklar
  • Küresel Isınma: Sanayi Devrimi’nden bu yana ortalama yeryüzü sıcaklığındaki artış sürecidir. 1880’den günümüze ortalama yüzey sıcaklığı yaklaşık 1°C artmıştır. 
  • İklim Değişikliği: Küresel ısınmanın tetiklediği buzulların erimesi, deniz seviyelerinin yükselmesi, aşırı hava olayları, kuraklıklar ve şiddetli yağışlar gibi geniş çaplı sonuçların tamamıdır.

SONUÇ

Yukarıdaki bilimsel bilgilere ve ortaya çıkan sonuca göre; bağrında yaşayan insanları köklü mirasıyla yoğurup onlara şekil veren, onları İstanbullu yapan dünyanın en güzel şehri İSTANBUL’a ihanet ettiler ve O’nun kalbine hançeri sapladılar…

 

Ayça Yılmaz

16 Ekim 2026