Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın kırk ikincisi ve İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre elli sekizinci sure olan “Fussilet” suresi anlatımı sürmektedir.
İpler, önceki benzer örneklerde olduğu gibi göklerin elindedir; Gökler cin ve insan topluluğunu hem yönlendirmekte hem de azaba uğratmaktadır. Şöyle denir: “Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de onlar kendilerine önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini güzel gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları hakkındaki azap sözü onlar için de hak oldu. Doğrusu onların hepsi de kendilerine yazık etmişlerdir.”
Biz ve inkâr edenlerin anlatımı sürer. İnkâr edenler şöyle derler:
“Bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki üstün gelirsiniz.”
İnkâr edenlere “şiddetli bir azap” tattıracağını, “onlara yaptıkları amellerin en kötüsünün cezasını” vereceğini belirten Biz tehdidini sürdürür: “İşte Allah’ın düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bile bile inkâr etmelerinin cezası olarak, onlar için orada ebedî olarak kalacakları cehennem yurdu vardır.”
İnkâr edenler: “Ey Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi doğru yoldan saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım, böylece cehennemin en altında kalanlardan olsunlar.” dileğinde bulunurken, melekler; “Rabbimiz Allah’tır” diyerek doğrulukta devam edenlerin üzerine inerler ve onlara “korkmayın, üzülmeyin, size vaat edilen cennetle sevinin,” derler. Melekler, “dünya hayatında da ahirette de” onların dostları olduklarını, cennette canlarının çektiği ve istedikleri her şeyin var olduğunu ve bunun “çok bağışlayıcı ve çok merhametli olan Allah tarafından bir ağırlama” olduğunu belirtirler.
Devamla şöyle denir:
“Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve ‘ben gerçekten Müslümanlardanım,’ diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?” Ardından elçi Muhammed’e hitap edilir:
“Hem iyilik de bir değildir, kötülük de. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. O zaman seninle kendi arasında bir düşmanlık olan kişinin, sanki samimi bir dost gibi olduğunu görürsün. Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur, buna ancak hayırdan büyük bir pay sahibi olan kavuşturulur. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa hemen Allah’a sığın. Çünkü O her şeyi işitir ve bilir.”
Gece ve gündüz, güneş ve ay Allah’ın belgeleridir. Güneş ve aya secde edilmemelidir. Şöyle denir: “Eğer sadece Allah’a kulluk yapmak istiyorsanız, onları yaratan Allah’a secde edin.” Eğer inkârcılar “büyüklük taslarlarsa bilsinler ki, Rabbinin yanındaki melekler gece gündüz O’nu tesbih ederler ve hiç usanmazlar.” Ardından Muhammed peygambere ve dolayısıyla toplumuna hitap edilir:
“Boynu bükük gördüğün yeryüzünün, Biz ona su indirdiğimiz zaman kıpırdaması, kabarması, O’nun belgelerindendir Doğrusu, ona can veren andolsun ölüleri de diriltir. Doğrusu, O’nun her şeye gücü yeter. Doğrusu, öğretilerimizde yanlış yorumlarda bulunanlar Bize gizli değillerdir. Diriliş gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen mi daha iyidir? Dilediğinizi işleyin, doğrusu O yaptıklarınızı görendir.”
Bu ayetlerde de görüldüğü gibi Allah ve Biz kavramları iç içedir.
Anlatım Kur’an’la ilgili olarak sürer. “Onu inkâr edenler mutlaka cezalarını çekeceklerdir. O gerçekten çok değerli bir kitaptır. Ne önünden ne de ardından onu çürütecek gelebilir. Bilge ve övülmeye layık olandan indirilmedir.” Muhammed peygambere de “önceki peygamberlere söylenenden başka bir şey” söylenmemektedir ve “Rabbin hem bağışlayan hem de can yakıcı azap verendir,” denir.
Biz Kur’an’la ilgili açıklamasını, Arap toplumu üzerinden sürdürür: “Eğer biz onu yabancı dilden bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka, ‘Bu kitabın ayetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Arap bir peygambere yabancı dil, öyle mi,’ derlerdi. Sen de ki: ‘O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır.’ İman etmeyenlerin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur’an onlara göre bir körlüktür. Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar (da duymuyorlar).”
Biz, Musa’ya kitap verdiğini de belirtir ancak onda ayrılığa düşülmüştür.
Biz şöyle der: “Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hükmedilmiş olurdu. Doğrusu, onlar, onun (Kur’an veya Tevrat) hakkında endişeye düşüren bir kuşku içindedirler.”
“Kim yararlı iş işlerse kendi yararınadır, kim de kötülük işlerse kendi zararınadır. Rabbin kullara karşı asla haksızlık yapmaz.” hüküm cümlesinden sonra konu Kıyamet gününe ve Allah anlatımına gelir:
“Saati/Kıyameti bilme O’na özgüdür. O’nun bilgisi dışında hiçbir meyve kabuğundan ayrılmaz, hiçbir dişi de gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara ‘Bana koştuğunuz ortaklar nerede,’ diye seslendiği gün, ‘buna bizden hiçbir tanık olmadığını Sana bildiririz’ derler. Önceden yalvarıp durdukları şeyler onlardan uzaklaşmıştır. Kendilerinin kaçacak yerleri olmadığını anlamışlardır.”
Biz, insanı yermeyi sürdürür ve şöyle denir:
“İnsan iyilik istemekten usanmaz da kendisine bir kötülük gelince, pek umutsuz ve karamsar olur. Ve başına gelen sıkıntıdan sonra, kendisine katımızdan bir acıma tattırsak, ‘andolsun bu benim hakkımdır; Saatin kurulacağını/Kıyamet’in kopacağını sanmıyorum. Eğer Rabbime döndürülürsem, doğrusu O’nun katında benim için daha güzel şeyler vardır,’ der. Andolsun, inkâr edenlere işlediklerini bildireceğiz; andolsun, onlara çetin bir azap tattıracağız. İnsana nimet verdiğimiz zaman, yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince, uzun uzun yalvarır.” Ardından Muhammed peygamberden şunları söylemesi istenir:
“Kur’an Allah katından ise, sonra siz de onu inkâr etmişseniz, düşünün, derin bir ayrılıkta bulunan kimseden daha sapkın kim vardır? Biz onlara hem ufuklarda ve hem kendi nefislerinde/benliklerinde delillerimizi göstereceğiz ki, Kur’an’ın hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Rabbinin her şeye tanık olması yetmez mi?” Son ayet de doğrudan inkârcılaradır: “İyi bilin ki onlar Rablerine kavuşmaktan bir şüphe içindedirler, yine iyi bilin ki, Allah her şeyi ilmiyle kuşatmıştır.”
Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında Fussilet suresi olarak yukarıda verilen satırları okumaktadır. Fussilet suresi anlatımı tamamlanmıştır.
Mekkî surelerle ilgili çalışmamız sürecektir.
Canan Murtezaoğlu

















