Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın kırk yedincisi ve İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre altmış üçüncü sure olan “Ahkaf” suresi anlatımı sürmektedir.
“Rabbimiz Allah’tır,” diyenler korkmamalıdır, onlar cennetliktir ve yaptıklarına karşılık orada temelli kalacaklardır. Biz, “insana ana ve babasına iyilik yapmayı/iyi davranmayı” öğütler, çünkü, “annesi, onu karnında zorluğa uğrayarak taşımış, onu güçlükle doğurmuştur.” Taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay süren insan; “ergenlik çağına erince ve kırk yaşına varınca, ‘Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın yararlı bir iş yapmamı bana özendir. Soyumda bana dirlik ver; doğrusu, Sana yöneldim ve doğrusu, doğruya içtenlikle bağlananlardanım/müslümanlardanım’ demelidir.”
Biz şöyle der: “İşte, işlediklerini en güzel şekilde kabul ettiğimiz ve kötülüklerini geçtiğimiz bu kimseler, cennetlikler arasındadırlar. Bu, kendilerine verilen doğru bir sözdür.” Ardından bir inkâr örneği verilir: “Annesine babasına, ‘Öf ikinizden! Benden önce nice nesiller gelip geçmişken diriltileceğimi mi bana öğütlüyorsunuz,’ diyen kimseye, ikisi Allah’a sığınarak, ‘sana yazıklar olsun! İnan! Doğrusu Allah’ın sözü gerçektir.’ Bunun üzerine, ‘bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir,’ der. İşte onlar kendilerinden önce gelip geçmiş cin ve insan milletleri içinde sözün aleyhlerine gerçekleşeceği kimselerdir. Doğrusu, onlar kaybedenlerdir.” Herkes yaptığının karşılığını Allah’tan tam olarak alacaktır; haksızlık olmayacaktır.
Kur’an’a göre Allah’a, peygamberlerine ve kitaplarına inananlar “iyiler ve kazananlar,” inanmayanlar ve inkâr edenler de “kötüler ve kaybedenlerdir.” Kur’an’daki bu yapı; yaşamını iyilik yaparak, yararlı iş üreterek geçiren ancak bir yaratıcıya inanmayanın durumunu açıklamaz ancak ve aksine iyilik yapan sonuç almak istiyorsa Allah’a iman etmelidir. “İnanıp yararlı iş işleyenlere… İman edip iyi işler yapanları…” gibi ifadelerle bu duruma sık sık dikkat çekilir. Diğer yandan inandığını fiziksel olarak başkalarına gösterip de her türlü ahlak yoksunluğu içinde olanın durumu ne olacaktır? Fizikselden kasıt; namaz kılmak, oruç tutmak, Hac’ca gitmek, Cuma’ya gitmek, tesettüre girmek, vs. olarak verilebilir. Örneğin, Maun suresindeki “gösteriş için namaz kılarlar” ifadesinin bir karşılığı olacak mıdır? Ya da Hud suresinin örtünüp bürünme ile gelebilecek olumsuzluklara dikkat çeken: “İyi bilin ki, onlar örtülerine bürünürlerken, neyi gizleyip, neyi açığa vurduklarını Allah biliyor.” ayetinin karşılığı olacak mıdır?
Tekrar inkâr edenlere dönülür ve şöyle denir: “Ateşe arz edilecekleri gün onlara, ‘siz dünya hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz, artık bugün yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanız ve yoldan çıkmış olmanızdan dolayı aşağılayıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.”
Yahudi kavminin yok ediliş öyküsünün tekrarı… Muhammed peygamberden Âd’ın kardeşini hatırlaması istenir. Kastedilen Hud peygamberdir. “Ondan önce ve sonra, ‘Allah’tan başkasına kulluk etmeyin,’ diyen nice uyarıcılar gelip geçmişken, Ahkaf (kumluk) bölgesindeki kavmini uyarmış, ‘doğrusu, sizin için büyük günün azabından korkuyorum,” demiştir. Kavmi ise şöyle yanıt vermiştir: “Sen bizi ilahlarımızdan çevirmek için mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen o bize vaat edip durduğun azabı haydi getir.” Hud da azabın ne zaman geleceğine dair ilmin Allah katında olduğunu, kendisinin gönderileni tebliğ ettiğini, onları da “cahillik eden bir kavim olarak” gördüğünü belirtmiştir. Âd kavmi, “azabı, vadilerine doğru yayılan bir bulut halinde gördükleri zaman, ‘bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur,” der. Hud yanıtlar: “O, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. O bir rüzgârdır ki, içerisinde acı bir azap vardır. Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder.” Sonunda helak gerçekleşecek, evlerden başka bir şey görünmez olacak ve Biz şöyle diyecektir: “İşte günahkâr kavmi böyle cezalandırırız. And olsun ki, biz onlara size vermediğimiz imkânlar vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah’ın ayetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay etmekte oldukları şey de onları sarıp kuşattı.”
Biz; Arap toplumuna hitapla, çevrelerinde bulunan birçok kenti yok ettiğini; belki doğru yola dönerler diye ayetlerini onlara çeşitli şekillerde açıkladığını belirtir. Biz, ardından şu kıyaslamayı yapar: “Öyleyse Allah yerine yakınlık sağlamak için edindikleri tanrılar kendilerine yardım etmeli değil miydi? Hayır! Ancak onlar yüzüstü bıraktılar. Çünkü bu, kendilerinin yalanıdır ve uydurup durdukları şeydir.”
Ardından konu cin kavmine gelir… Biz, “cinlerden bir takımını Kur’an’ı dinlemeleri için” elçi Muhammed’e yöneltmiştir. Ayetleri verelim: “Onlar Kur’an’ı dinlemek için hazır bulundukları zaman birbirlerine ‘susun’ dediler. Kur’an’ın okunması bitince de birer uyarıcı olarak kavimlerine döndüler. Onlar kavimlerine şöyle dediler: ‘Ey kavmimiz! Gerçekten biz Musa’dan sonra indirilen ve kendisinden öncekileri tasdik eden bir kitap dinledik. O kitap gerçeği ve doğru yolu gösteriyor. Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun ve O’na iman edin ki, Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun.”
Şu soruları sorabiliriz: Neden, “kendisinden öncekileri tasdik eden” ifadesi içinde İncil’in ya da İsa’nın adı geçmez ve de davetinden söz edilmez?
Son ayetler inkârcılar içindir. Şöyle denir: “Her kim Allah’ın davetçisine uymazsa bilsin ki, yeryüzünde Allah’ı aciz bırakacak değildir. Onun Allah’tan başka dostları da yoktur. İşte onlar apaçık bir sapıklık içerisindedirler. Onlar gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmakla yorulmayan Allah’ın ölüleri diriltmeye de kadir olduğunu görmüyorlar mı? Evet şüphesiz ki, O’nun her şeye gücü yeter.” İnkârcıların ateşe sunuldukları gün onlara sorulur: “Bu gerçek değil miymiş?” Onlar yanıtlar: “Rabbimiz hakkı için gerçekmiş.” O da (Allah) onlara seslenir: “O halde inkâr ettiğinizden dolayı şimdi tadın azabı!”
Sure Muhammed peygambere hitapla sonlanır: “Azim sahibi/kararlı peygamberlerin dayandıkları gibi sen de sabret/dayan! Onlar için azap hususunda acele etme. Sanki onlar kendilerine vaat edilen azabı gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Hiç yoldan çıkan fasıklar topluluğundan başkası helak edilir mi?”
Kur’an’daki anlatıma göre yoldan çıkmanın anlamının; Allah’ın gönderdiği peygamberleri sorgulamak ve onların çağrılarına kayıtsız kalmak olduğunu hatırlatalım.
Ahkaf suresi anlatımı devam edecektir…
Canan Murtezaoğlu
Sure Muhammed peygambere hitapla sonlanır: “Azim sahibi/kararlı peygamberlerin dayandıkları gibi sen de sabret/dayan! Onlar için azap hususunda acele etme. Sanki onlar kendilerine vaat edilen azabı gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Hiç yoldan çıkan fasıklar topluluğundan başkası helak edilir mi?” Kur’an’daki anlatıma göre yoldan çıkmanın anlamının; Allah’ın gönderdiği peygamberleri sorgulamak ve onların çağrılarına kayıtsız kalmak olduğunu hatırlatalım.
“Ha-Mîm” ler olarak adlandırılan yedi surenin anlatımı Ahkaf suresiyle tamamlanır. Resmi sıralamada, 40-46., vahiy sıralamasında 57-63. sıralarda yer alan bu sureler, her ikisinde de art arda dizilmiştir. Bu art arda dizilen ve “Ha-Mîm” harfleriyle başlayan yedi sure ile ilgili şu değerlendirmeleri de yapalım:
Allah: “Göklerde olanlar da yerde olanlar da O’nundur … Göklerin ve yerin yaratanı … Gökleri, yeri ve ikisinde yaydığı canlıları yaratması … Göklerin ve yerin egemenliği Allah’ındır… Gökte de Tanrı, yerde de Tanrı O’dur … Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların egemenliği kendisinin olan Allah… Dirilten de öldüren de O’dur … O her şeyi kuşatmıştır … O her şeyi ölçümleyendir … O her şeyi bilendir, bağışlayandır, acıyandır, eğitendir, işitendir…” gibi ifadelerle yoğun bir şekilde anlatılır. Aynı şekilde Biz de yaratandır. Ayetlerdeki ifadeler şöyledir: “Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık. … Biz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, ancak gerçekten ve belirli bir süre için yarattık.” Bir de ortak şu ifade vardır: “Boynu bükük gördüğün yeryüzünün, Biz ona su indirdiğimiz zaman kıpırdaması, kabarması, O’nun belgelerindendir Doğrusu, ona can veren andolsun ölüleri de diriltir. Doğrusu, O’nun her şeye gücü yeter.” Sorumuzu yineleyelim: Biz, Allah adına iş yapan bir güç müdür?
Arap kavminden elçi aracılığı ile istenen; o bölgede binlerce yıldır bilinen ve tapılan Allah’ın tek yaratıcı olarak tanınması, O’nun yanında, O’nunla birlikte o güne kadar tapılan putların kaldırılıp atılmasıdır. Yahudi kavimlerinin yok ediliş öykülerinde işlenen konu da aynıdır. Şu açık ve net ayetleri verelim: “Andolsun, onlara ‘gökleri ve yeri kim yarattı,’ diye sorsan, ‘Andolsun onları ulu olan, bilgin olan yaratmıştır,’ derler. … Yalnız Allah’a çağrıldığı zaman inkâr ederdiniz de O’na eş koşulunca inanırdınız. … Baskınımızı gördüklerinde, ‘yalnız Allah’a inandık; O’na ortak koştuğumuza inanmadık,’ dediler. … Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, ‘Allah’tır’ derler. Öyleyken nasıl da döndürülüyorlar?”
Surelerdeki temel anlatım, elçi ile toplumu arasındaki bu çekişmeye dayanır.
Allah’ın yanında putlara tapmayı sürdürenler ya da bu konuda elçiyi sorgulayanlar inkârcı olarak adlandırılır. Kur’an’ın ifadesiyle bunlar kâfir ya da cehennemliktir. İnkârcıların içinde bulundukları ya da kıyamet sonrası bulunacakları durum, Allah anlatımı kadar yoğun ve ayrıntılı bir şekilde verilir. İnkâr edenlere tattırılacak, uygulanacak azap; “çetin, can yakıcı, acıtıcı, alçaltıcı, büyük” gibi sıfatlarla tanımlanır. Ek olarak şu dehşet verici ifadeler de kullanılır: “Günahkârların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarında suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir. … Boyunlarında demir halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürüklenirler, sonra ateşte yakılırlar. … Suçluyu yakalayın, alevli ateşin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün.”
Peygamberin çağrısına uyan ve onaylayan “iyiler” de mutluluk cennetlerinin çiçekli çayırlarında sonsuza dek kalacak, her türlü nimet içinde olacak ve hesapsız şekilde rızıklanacaktır. Cennetlikler, orada canlarının çektiği ve umdukları şeyleri bulacak, bahçelerde ve pınar başlarında olacaklardır. Bu yedi suredeki cennet betimlemelerinin ögeleri de ipekten ve parlak atlastan giysiler, altın kadeh ve tepsiler, iri siyah gözlü hurilerdir. Kadın konusu bir yana, cennetteki zenginlik vurgusu da dikkat çekicidir. Kendisini İslam’ın temsilcisi gören Müslüman liderlerin zengini sevme tutkusu, şatafat sevdası da acaba kutsal kabul edilen bu ifadelere mi dayanmaktadır?
Her surenin başında Kur’an’a ve indirilişine değinilir. Bu anlatım, sadece Şûra suresinde metin içindedir. Bu indiriliş bazı ayetlere göre; “Rahman ve Rahîm … çok güçlü ve her şeyi bilen … hüküm ve hikmet sahibi olan” Allah tarafındandır; ancak bazı ayetlerde vahiy, Biz kavramıyla eşitlenir. Şöyle denir: “Sana Arapça bir Kur’an vahyettik … Biz onu iyice anlayasınız diye Arapça bir Kur’an yaptık … Apaçık Kitaba andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik.” Kitap’ın özellikleri; “müjdeci ve uyarıcı, değerli, belgeleri ayrıntılanmış, Arapça bir okuma, açıklayıcı” şeklindedir ve şu hüküm cümlesi ile bağlanır:
“Ne önünden ne de ardından onu çürütecek gelebilir. Bilge ve övülmeye layık olandan indirilmedir.”
Surelerin bir ortak özelliği de istisnasız hepsinde Yahudi kavminden bir peygamberin öyküsüne ya da bir kavmin yok edilişine değinilmiş olmasıdır. Bu anlatımlarda Musa öndedir. Başlıklar şöyle verilebilir: Musa-Firavun mücadelesi, Musa’ya kitap verilmesi, Nuh’a önerilenin, elçi Muhammed, İbrahim, Musa ve İsa’ya da önerilmesi ve İsrailoğulları. İsa da İsrailoğullarına örnek kılınan bir kuldur; mucizelerle inmiş, hikmeti getirmiştir. “Allah’tan korkun ve bana itaat edin,” diyen İsa, “benim de Rabbim sizin de Rabbiniz Allah’tır. Öyle ise O’na kulluk edin. Bu doğru bir yoldur,” demiştir. Yok edilen kavimler de Nuh kavmi, Firavun kavmi, Âd, Semud ve Tübba’dır.
Allah’ın, kavimleri yok etmesi, “açık belgelerle gelen elçilerini inkâr etmelerinden ötürüdür.”
Surelerde, yağmurun ölü toprağı canlandırması ile insanın dirilmesi benzetilir. Burada da bir ortak ifade vardır, şöyle denir: “O, suyu gökten bir ölçüyle indirir. Biz onunla ölü bir yeri diriltiriz. İşte siz de böyle diriltileceksiniz.” Bu ifadeye dayanarak Biz’in, Allah adına iş yaptığını söylemek mümkündür.
Rızık konusunda Allah’ın insanlara karşı lütufkâr olduğu; hayvanların, gemilerin, gecenin ve gündüzün insanın hizmetine sunulması gibi başlıklarla vurgulanır. Burada da bir Allah-Biz ortak ifadesi karşımıza çıkar. Şöyle denir: “Allah kullarına karşı iyilikseverdir. Dileyeni rızıklandırır. … Öteki dünyanın gelirini isteyenin gelirini artırırız; dünya gelirini isteyene de ondan veririz; ancak ötekinde bir payı bulunmaz.”
Kıyamet’in, diğer ifadesiyle Saat’in ne zaman geleceğini sadece Allah bilir.
Arap toplumunun İslam öncesi ayrılmaz bir parçası olan cinler de “Musa’dan sonra indirilen ve kendisinden öncekileri tasdik eden” bir kitabı yani Kur’an’ı dinlemiş ve kendi kavimlerini uyarmışlardır. Cinlerle ilgili anlatımdaki Musa vurgusu düşündürücüdür. Musa’nın, Kur’an’da adı en çok geçen peygamber olduğunu hatırlatalım.
Bu yedi sure boyunca okuyucu, bazı ayetler nedeniyle ikilemde kaldığını düşünebilir. Şöyle ki; “Allah’ın şaşırttığı kimsenin çıkar yolu olmaz … Allah’ın sapkınlığına yol verdiği kimseye doğru yol gösterecek bulunmaz.” ifadeleri ile Yaratan’ın, insanın iradesine set çektiği görülür. Diğer yandan insana irade ve ehliyet sahibi olduğu hatırlatılarak öğüt verilir. Zaman-mekân kaydı olmayan öğütler şöyledir:
“İyilikler de eşit değildir, kötülükler de eşit değildir. Öyle ise sen kötülüğü en güzel olan iyilikle sav; o zaman, seninle aranda düşmanlık bulunan kişinin sıcak bir dost gibi olduğunu görürsün. … Kim yararlı iş işlerse kendi yararınadır, kim de kötülük işlerse kendi zararınadır. Rabbin kullara karşı asla haksızlık yapmaz. … Kim yararlı iş işlerse kendi yararınadır, kim kötülük yaparsa kendi zararınadır. Sonra Rabbinize döndürülürsünüz.”
İyilik-kötülük dengesini korumak ve ibrenin iyilikten yana vurmasını sağlamak için, toplumu oluşturan bireyler özellikle de genç kuşaklar, kin ve kindarlıktan uzak yetiştirilmelidir.
Ahkaf suresi anlatımı tamamlanmıştır. Mekki surelerle ilgili çalışmamız sürecektir.
Canan Murtezaoğlu

















