1. Haberler
  2. KÖŞE YAZISI
  3. ESNAFIN ÖLÜMÜ VE TESK

ESNAFIN ÖLÜMÜ VE TESK

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Örnek Resim

Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK), 82 adet Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği, 13 adet Esnaf ve Sanatkarlar Federasyonu ve bu federasyonlara bağlı 2 bin 979 Esnaf Odası ile 2 milyon 300 bin üyesi bulunan devasa bir esnaf örgütü.

Son 30 bu örgütün mensupları Cumhuriyet döneminin en büyük operasyonlarını yaşadılar.

Bu kesimin başına ne geldi ise, süpermarket ve market zincirlerinin ülkemize girmesi, perakende pazarını işgal etmesi ile başladı.

ESNAFA OPERASYON

Tarihi 30 yıl öncesinden başlatıp, neler olduğunu izleyelim;

Süpermarketler ve AVM’ler 1990’larda ortaya çıktılar. O yıllara kadar yabancı perakende tekellerinin ulusal pazarımızda faaliyet yapması yasaktı. Sadece Türk şirketleriyle ortaklık kuranlar için bu mümkün olabiliyordu. Bazı Türk holdingleri, bunlar için Truva atı oldular. Sabancı Grubunun Fransız tekeli Carrefour ile kurduğu CarrefourSa, örneklerden biridir.

Ayrıca o yıllara kadar, süpermarketlerin ve AVM’lerin şehir içlerinde faaliyet göstermesi de yasaktı.

Özal’ın ANAP iktidarı döneminden başlayarak işletmeye açılan korsan AVM ve Süpermarketler, AKP döneminde yasallık kazandı.

Oysa her iki yasak, her iki sınırlama da, küçük ve orta ölçekli esnafımızı korunması içindi.

AKP iktidara gelince, hem yabancı tekellere türk ortaklığı şartı kaldırıldı, serbestçe iç pazarımıza girebildiler. Hem de süpermarket ve AVM’lere şehir içlerine girme yasağı kaldırıldı.

Sınırlamaların kaldırılmasının Türk esnafını silindir gibi ezeceği açıktı. Ancak bu dev örgüt, yani TESK, yabancı tekellere sınırsız faaliyet hakkı verildiğinde de, süpermarket ve AVM’lerin şehir içlerine girmesine yol verilmesi sırasında da, demokratik tepkilerin hiçbirini düşünmedi, hiçbirini yapmadı. Birkaç basın açıklaması ile yetindi sadece.

Engeller kalkınca da, beklenen oldu.

Hem yabancı market tekelleri, hem de çoğunu AKP’lilerin kurduğu gıda ve perakende zincir süpermarketleri, iç pazarı ele geçirmek için büyük bir taarruza kalkıştılar. İllere, ilçelere, beldelere, ara sokaklara bile girdiler. Ülkeyi ele geçirdiler.

Daha 2004 yılına gelindiğinde bile, hipermarket, zincir ve süpermarket sayısı 4 bin 809, iflas eden bakkal sayısı 32 bin 639’a çıktı.

İki yıl sonra 2006 yılında, süpermarketler pazarın yüzde 52,4’ünü ele geçirdi.

TESK bu durumda bile sadece basın açıklaması yapıyordu. Kepenk kapatan esnaf sayısını açıklayan raportör gibiydi.

2012 yılına varıldığında süpermarket sayısı 11 bin 588’e, 2019’da 25 bin 493’e çıktı.

2023 sonunda 52 bini aştı. Marketler, iç pazarın yüzde 80’ini ele geçirmişti.

1.500 kişiye bir market düşüyordu artık. Oysa perakendeci örgütlerin raporları, aynı dönemde Avrupa ortalamasında 3.500 kişiye bir market düştüğünü gösteriyordu. 15 yılda Avrupa ortalamasının iki karını aşan bir işgal gerçekleşmişti.

YENİ EVDE, ESNAFIN TÜMÜNE SALDIRI

Süpermarket zincirleri 2010’lu yıllarda diğer sektörlere de el atmaya başladılar; Kırtasiyeden tekstile, kasaptan pastaneye, ayakkabı-çanta sektöründen oyuncak sektörüne, hatta bisiklet-otomobil satışlarına bile…

2020 yılına gelindiğinde ortalama büyüklükteki bir market, 30 farklı esnafın alanına girmiş, 30 ayrı esnafın ekmeğini elinden almaya başlamıştı.

İktidar destekli ve yabancı marketlerin şube sayıları on binleri geçmiş, şubelerinin girmediği il, ilçe, kasaba, mahalle, hatta bile sokak kalmamıştı. Gerçek bir ahtapot saldırısıydı. Türkiye işgal ediliyordu.

Dinci çevrelerin o çok sevdikleri sözle “kadim” esnaflık mesleği yok ediliyor, dizilere konu Ahiliğin toplumsal zemini tasfiye ediliyordu.

TESK suspus olmuştu, esnaf odaları esnafı ortada bırakmıştı.

Süpermarketler, işgalde dur durak bilmiyordu. İlkinde, bakkal ve perakende sektör pazarının yüzde 80’ini ele geçirdiler.

İkinci aşamada, perakende dışındaki sektörlere de el atarak 30’u aşan sayıda farklı meslek dallarındaki esnafın da işine el attılar, onların da pazarlarını ele geçirmeye yöneldiler.

SÜPERMARKET SALDIRISINDA ÜÇÜNCÜ EVRE

Üçüncü aşamada, çiftçinin alanına el attılar. Bir yandan iktidar desteğini yitirmiş zor durumdaki çiftçinin ürünlerini ucuza kapatıyor, bir yandan da geniş tarım alanlarını satın alarak hayvancılığa, tarla, bahçe ürünleri üretimine yönelerek, yeni çiftlik ağaları yaratıyorlardı.

Her iki yolda da süpermarketler, artık tarımı da ele geçirmeye, tarımda da çiftçinin ölümüne yol açmaya başlamışlardı.

DÖRDÜNCÜ EVRE

Dördüncü aşama, marketlerin kendi markalarını oluşturmaya, markalı ürünlerle de rekabete başlamaları oldu. Kurulu fabrikalara, kendi markalarıyla paketlenmiş ürün sipariş etmeye başladılar. Böylece asırlık fabrikaların karşısına, yine onların ürettiği kendi markalarıyla dikiliyorlardı.

Bunu bir adım öteye taşıyarak kendi paketleme fabrikalarını da kurmaya başladılar.

Süpermarketlerin raflarında artık kendi markalarıyla süt ve süt ürünleri, kuru bakla ürünleri, makarna, turşular, baharatlar ve daha neler neler…

Sanayi sektörüne, üretim ve paketleme sektörlerine de el atmış, sanayicinin ekmeğine göz dikmişlerdi.

Ama TESK, yine bildiğiniz gibiydi.

İŞÇİ CEHENNEMLERİ

Süpermarketler yeni rant burjuvazisinin önemli bir kanadına dönüşürken, kurdukları işyerlerinde işçiler cehennem hayatı yaşıyordu.

Ucuza, daha da ucuza, çok, daha çok çalıştırmaya yöneldiler işçiyi.

Bu koşullara birkaç ay bile dayanamıyordu işçi. Müşteri her defasında başka işçilerle karşılaşıyordu.

Bir yılı doldurup kıdem tazminatını hak eden, hak etse bile tazminatını alabilen işçi yok gibiydi.

Yüz binlerce işçi, süpermarket ve AVM cehennemlerinde un gibi öğütülüyordu.

Günde 10 saat, 12 saat, reyondan kasaya, depodan ürün sayımına, marketin her köşesine yetişmek zorundalardı. Üçe, dörde bölünmeye zorlanan on binlerdi.

Fazla mesai ücreti, hafta tatili, bayram nedir bilmeyen,

Yol parası, yemek parası nedir bilmeyen,

İşyerlerinde mutfak olmasına rağmen dışarıdan yemek yemeye zorlanan,

Öğlen yemeğini akşama doğru yiyebilirse şükreden on binler…

Varis mi oldu, tansiyonu mu çıktı, kalp sorunu mu var, umursanmayan,

Ağır yük taşıtılan, bayılana kadar çalıştırılan sahipsizler…

Kendini değersiz hissettirilenler…

Kimi iki çocuklu anne, kimi atanmayan öğretmen, kimi mühendistir, kimi üç diplomalı…

Kimin umurunda!

Angaryanın, aşağılamanın her türünü yaşayan işçidir o.

Sendikalardan zayıf da olsa arada bir basın açıklaması.

Ama TESK’in gözü, işçiye tümden kapalı.

TESK’İN KOLTUĞUNA OTURAN KALKMIYOR

Oysa esnaf örgütlerinin yöneticileri, koltuklarına dün oturan acemi değillerdi.

Hemen hepsi en az 15-20 yıldır o koltuklardaydı. Esnafın bütün acılarına tanık olmuşlardı.

Esnafın ölümünün her anında, Türkiye işgal edilirken her evresinde koltuklarında oturuyorlardı.

Ancak, esnafın derdine derman olmak yerine, “koltukta kalmaya nasıl devam ederimin” arayışındaydılar.

Konfederasyon başkanının koltuk süresi, durumuna ayna tutuyor aslında. Bakalım;

• Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu Başkanı Bendevi Palandöken, sıcak koltuğa ilk kez 1978 yılında oturdu. Ve bir daha da kalkmadı oralardan.

• 1978 yılında Ankara Bakkallar Bayiler Esnaf Kredi ve Kefalet Kooperatifi’nin Başkanı oldu.

• 1984’te Türkiye Bakkallar ve Bayiler Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi ve Başkan Vekili oldu.

• 1990’da Türkiye Bakkallar ve Bayiler Federasyon Başkanı oldu.

• 1996 yılında Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) yönetim kurulu üyesi oldu..

• 1999’da TESK başkan vekili oldu.

• 2007’de de TESK’in Genel Başkanı oldu..

• Yani Bendevi Palandöken, 35 yıldır TESK’in en fazla üyesi olan Türkiye Bakkallar ve Bayiler Federasyonunun Genel Başkanıdır.

• 18 yıldır da 2 milyon 300 bin üyesi olan TESK’in Genel Başkanıdır.

• TESK’in diğer yöneticileri, TESK’e bağlı oraların ve birliklerin yöneticileri de aşağı yukarı bu durumdalar.

SESSİZLİK YEMİNİ Mİ ETTİLER?

2001 yılında, DSP-MHP-ANAP Hükümeti döneminde sadece bir esnafın yazar kasasını sokağa fırlatması bile, esnafın isyanı için ciddi bir tepki sayılmıştı.

Ancak TESK’in yöneticileri, Türk esnafına o büyük operasyonun başladığından beri, 99’dan beri adeta sessizlik yemini etmişler adeta.

Süpermarketler ve AVM’ler bakkalın işini ellerinden aldığında, on binlercesi iflas ettiğinde, kepenk kapattığında yanlarında olmadılar, cılız açıklamanın ötesinde bir demokratik tavır göstermediler.

Marketler sonrasında diğer perakende sektörlerine el attığında, diğerlerinin kepenk kapatmalarına sebep olduklarında sessiz kaldılar.

Ardından tarıma el atarak köylünün ürününü yok pahasına kapatmaya ya da çiftlik ağası olmaya başladığında tarımın en büyük örgütü olan Türkiye Ziraat Odaları Birliği de sessiz kaldı, TESK de.

Son evrede sanayi sektörüne, üretim ve paketleme sektörüne de el attıklarında, bu kez de TOBB ile birlikte sessiz kaldılar.

Öyle sanıyorum ki, esnafın da, köylünün de, sanayicinin de asıl sorunu, sıcak koltuklarında gereğinden fazla oturarak uyuyakalan yöneticiler. Bu örgütlerin üyeleri, örgütün gerçek sahibinin kendileri olduğunu anlamadan, bu alanlardaki emekçilerin durumunda bir iyileşme görünmüyor.

Mehmet Akkaya

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
ESNAFIN ÖLÜMÜ VE TESK
+ -

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.
Bizi Takip Edin