2007 yılında başlayan ekonomik kriz, Türkiye ekonomisinde kalıcı ve yapısal sorunlar döneminin başladığını gösteriyordu. Bu kriz, öncekilerden farklı özellikler taşıyordu.
12 Eylül darbesi ile girilen yolun sonundaki felaket kaçınılmaz hale gelmişti artık.
Krizin sebebi, cumhuriyetin bağımsız, planlı, güçlü kamu ekonomisinin tasfiye edilmesiydi.
1983 yılında ANAP hükümeti ile başlayarak bugüne kadar geçen sürede iktidarlar aralıksız saldırıları ile kamu ekonomisini büyük ölçüde tasfiye etmişler, boşalan kamu ekonomisinin yerini özel sektör de dolduramayınca, 2000 yılında ekonomide dizginlenemez kriz başlamıştı.
Kamu ekonomisinin tasfiyesi ile sadece fabrikalar değil, milli sektör bankacılığı, sigortacılık, madenler, enerji ve limanlar da kamunun elinden alınmıştı.
Emperyalist tekellerin ulusal pazarımızda faaliyetini, hatta pazarımızı ele geçirmesini bile engelleyen sınırlar kaldırılınca, dizginsiz bir yabancı işgaline uğradı ekonomimiz.
Özel sektör, boşalan kamu ekonominin yerini dolduramamış, kamusal ekonominin hammadde ve üretim desteğinden de mahrum olunca hızla erimeye başlamış, yabancı tekellerin yok edici rekabeti karşısında özel sektörün kendi tarihi krizi de başlamıştı.
Sahip oldukları gücü kurtarmak isteyen başta tekstilin patronları olmak üzere farklı sektörlerden çok sayıda işletme sahibi, paralarını, fabrikalarını, işletmelerini yurt dışına kaçırmaya başladılar. Mısır, Romanya, Polonya, Çin, Rusya, özel işletmelerin kaçtığı ülkelerin başında gelenlerdi.
Türkiye’nin yaşadığı, Cumhuriyet tarihinin en derin krizi idi.
Krizin sebebi, cumhuriyetin kamusal ekonomisinin yok edilmesi, iç pazarın emperyalist işgale açılması idi.
Türkiye’nin bu krizi, emperyalist dünyanın krizi ile çakışmıştı.
Emperyalizmin krizi ise, ticaret, gümrük, petrol, altın ve borsa savaşları, ekonomik kuşatmalar, ambargolarla, giderek tırmanan, yayılan bölgesel savaşlarla, dünya savaşına giden ateşe odun taşıyordu.
Emperyalist tekellerin dünya savaşını ısındıran vahşi emelleri, yaşadıkları kriz ile daha da saldırganlaşıyordu.
Emperyalist tekellerin tırmanan vahşeti, tırmanan krizleri, Cumhuriyet ekonomisinin tasfiye edilişinin yarattığı krizi daha da derinleştiriyordu.
Sonuç olarak önceki krizlerden farklı olarak bu kriz, geçici değildi.
Neoliberal çözümlerle sorun daha da derinleşiyordu.
Emekçi kitleler üzerine yıkılan fatura dayanılmaz düzeydeydi, her geçen gün daha da ağırlaşıyordu.
Ekonomi her yerden çöküyordu.
Çok yönlü çöküşe dair bazı notlar;
KİRACI VE KİRA FİYATINDA PATLAMA
• Kirada yaşayan nüfus sayısı son 10 yılda 7 milyon artarak 24 milyonu aştı.
• Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in “İstatistiklerle Aile” araştırmasına göre, 2014 yılında konut sa¬hibi ailelerin oranı yüzde 61,1 iken, 2024 yılına gelindiğinde yüzde 56,1’e düşüyor.
• Kirada olanların oranı ise, yüzde 22,1’den yüzde 28’e çıkıyor.
• TÜİK ayrıca, nüfusun yüzde 15’inin kendisine ait olmayan evde kira vermeden oturduğunu, yüzde 0,9’unun da lojmanda oturduğunu saptıyor.
• Bunlar da dikkate alındığında evi olmayanların oranı yüzde 40’ı geçmektedir.
• Bu dönemde sadece kiracı sayısı değil, konut satış fiyatları da patladı, konut kira bedelleri de.
• 2015 yılında satış fiyatı 500 bin lira olan bir konut, 2024 yılında 9 milyon 576 bin liraya, o tarihte 1 milyon TL olan bir konutun fiyatı, 19 milyon 152 bin liraya yükseldi.
• Konut kiralarında ise, 2015 yılında 2 bin 500 lira olan konut kirası, 2024 yılı ilk çeyreğinde 32 bin 500 liraya, o tarihte 5 bin lira olan bir konutun kirası, yaklaşık 65 bin liraya çıktı.
• 10 yılda kira bedelleri yüzde 1.198 oranında (12 kat) artış yaşandı.
• 2025 yılında ise bu verilerin çok daha tırmandığını görüyoruz.
• Konut satış ve kira bedelleri tırmanırken ücretler ve emekli aylıkları daha da bastırıldı. 2025 yılında bile asgari ücretin tamamı bir konutun kirasını karşılayamaz, iki emekli aylığının tamamını verse bile bir evi kiralayamaz hale düşürüldü.
İCRA İFLAS DOSYALARINDA PATLAMA
• Adalet Bakanlığı verilerine göre 2025 yılı Kasım ayında İcra İflas Dairelerindeki dosya sayısı 24 milyon 992 bine ulaştı. Bu sayı daha bir yıl önce, 2024 yılı sonunda 22 milyon 256 bin seviyesindeydi.
• Bir yılda artan icra dosyası sayısı artış 2 milyon 736 bin.
• Sadece 2025 yılının 10 ayındaki dosya sayısı ise 2 milyon 666 bin oldu.
• 2024 yılında günlük ortalama 2 bin 633 dosya gelirken, 2025 yılında 11 Kasıma kadar günlük ortalama 8 bin 572’ye çıktı.
KREDİ KARTI VE TÜKETİCİ KREDİSİNDE PATLAMA
• Yoksullaşma yüzünden kredi kartı ile alışveriş yaparak borçlanmada, tüketici kredisi yaşamaya yönelimin patlamasına da yol açtı.
• 2002 yılında tüketici kredisi kullanımı 2,2 milyar TL iken, 4 Ekim 2024’de 1.837,9 milyar liraya yükseldi.
• 2004 yılında kredi kartı kullanımı 13,7 milyar TL iken, 4 Ekim 2024 tarihinde 1.629,5 lira oldu.
KREDİ BORCUNUN YASAL TAKİBİNDE PATLAMA
• Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre 2025 yılının Ocak-Eylül döneminde bireysel kredi borcunu ödeyemediği için yasal takibe düşen kişi sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16,3 arttı, 1 milyon 8 bin 777 kişiye ulaştı.
• Aynı dönemde bireysel kredi kartı borcunu ödemediği için takibe düşen kişi sayısı ise, yüzde 21,8 artarak 1 milyon 261 bin 958’e çıktı.
BÜTÇE AÇIĞINDA PATLAMA
• AKP döneminde, özellikle de 2010 sonrasında merkezi dönem bütçe açığı her yıl büyük artışlarla tırmandı. 2015 yılı ve sonrasındaki bütçe açıkları şu şekildedir;
• 2015 yılında merkezi yönetim bütçe açığı 22,6 milyar TL
• 2020 yılında merkezi yönetim bütçe açığı 172,7 milyar TL’dir.
• 2024 yılında merkezi yönetim bütçe açığı 2 trilyon 106 milyar 145 milyon TL oldu.
• AKP iktidarı, bütçe açıklarındaki tırmanışı emekçilerin sırtına yüklediği yeni vergilerle azaltmaya yöneldi. 2024 yılı, özellikle de 2025 yılı, halkın yeni vergilerle inletildiği dönem oldu.
• Buna rağmen yılsonundaki bütçe açılı, ekonominin fren tutmaz çöküşünün yeni göstergesiydi.
• 2025 yılı sonunda kapatılamayan bütçe açığı 1 trilyon 799,1 milyar TL’ye ulaştı.
• AKP ekonomisinde yama, dikiş tutmuyordu artık.
OKULU BIRAKAN ÖĞRENCİ SAYISINDA PATLAMA
Anadolu Ajansı’nın Yüksek Öğretim Kurulu’nun (YÖK) açıklamasına dayanarak yaptığı 17 Eylül 2025 tarihli habere göre “2015 – 2025 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde, 4 milyon 389 bin 166 yüksek öğrenim öğrencisinin çeşitli sebeplerle üniversite tarafından, 1 milyon 400 bin 949 öğrencinin de kendi isteği ile kaydını sildirdiği belirlendi”.
Milyonlarca yoksul ailenin, ya da giriş sınav puanı yeterli olmadığı için üniversiteye gidemeyen milyonlarca öğrenci düşünüldüğünde, üniversiteyi zaten kazanmış olan 5 milyon 790 bin 115 öğrencinin kaydının son 10 yılda silinmesi başka bir çöküş göstergesidir.
Orta öğretimde de benzer bir durum söz konusu.
Milli Eğitim Bakanlığının örgün eğitim istatistiklerine göre 2017-2018 öğretim yılından beri ortaokuldan mezun olan ama liseye kayıt yaptıramayan veya yaptırmayan öğrenci sayısı tam 1 milyon 646 bin 674 oldu.
*
AKP iktidarı, önceki neoliberal iktidarların izinden yürüyerek daha da hızlandırdığı cumhuriyet ekonomisine saldırı ile sadece halkın yoksulluğunu artırmakla kalmıyor. Ülkenin ve iktidarının çöküşünü de hızlandırmaktadır.
Mehmet Akkaya
28 Ocak 2026


















