Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Doruk Madencilik’te 2026 yılında da işçi ücretlerinin bir kısmının ödenmediğini açıkladı. Şirkete kesilen toplam 23 milyon TL’yi aşkın idari para cezasını kamuoyuyla paylaşan Bakanlık, işçilerin alacaklarının bir kısmının ise bugün yatırıldığını bildirdi.
Bakanlık ücretlerin bir kısmının yatırıldığını söyledi.

Bakanlık, işletmede 2026 yılı içerisinde yapılan incelemelerde, işçilere ait ücret alacaklarının bir kısmının halen ödenmediğinin tespit edildiğini, alacakların 36 milyon TL’lik kısmının şirket tarafından işçilerin hesaplarına yatırıldığını duyurdu.
Bakanlığın 24 Nisan’da yaptığı açıklamada, işverenin kalan tüm borçları önümüzdeki hafta içerisinde ödeyeceğine dair taahhütte bulunduğu belirtildi.
Sürecin yakından takip edildiği vurgulanan açıklamada, taahhütlerin yerine getirilmemesi durumunda idari yaptırımların “kararlılıkla” uygulanmaya devam edeceği ifade edildi.
Eskişehir’den Ankara’ya yürüyüş başlatan ve açlık grevine giren Doruk Madencilik işçilerinin başkentteki eylemleri sürüyor.
Bağımsız Maden İş Sendikası, bakanlıkla yaptığı görüşmeler sonrasında yaptığı açıklamada, “Kıdem tazminatlarımız, tüm özlük haklarımız ödenene kadar direnişe devam edeceğiz” dedi.
Sendika, madencilerin 24 Nisan’daki Kurtuluş Parkı’ndaki eylemine sabah saatlerinde biber gazı ile müdahale edildiğini duyurmuştu. Sendika, 6 madencinin biber gazından etkilenerek fenalaştığını, 3^ünün ise hastaneye kaldırıldığını söyledi.
Doruk Madencilik işçileri aylardır ödenmeyen maaşlar ve hak kayıpları gerekçesiyle bakanlık önünde açlık grevine başlamıştı.
Bağımsız Maden İş Sendikası, 21 Nisan Salı günü 110 madencinin gözaltına alındığını ve yaklaşık 14 saat sonra serbest bırakıldığını açıklamıştı.
Sendikanın Genel Başkanı Gökay Çakır, işçilerin hakkını almadan hiçbir yere gitmeyeceğini ve eylemi sürdüreceklerini belirtmişti. Çakır, “Bütün kamuoyu, bütün siyasi partiler şunu bilsin: Bu iş çözülmeden madenciler buradan gitmeyecek” demişti.
Maden işçileri aylardır maaş alamadıklarını, fazla mesailerinin ve geçmiş tazminatlarının ödenmediğini ve sık sık ücretsiz izne çıkarıldıklarını söylüyor.
Bağımsız Maden İş Sendikası, madenin 2016’da TMSF’YE geçtiğini ve 2022 yılında Yıldızlar SSS Holding’e devredildiğini, bu süreçten sonra hak kayıplarının arttığını belirtiyor.
Bu süreçte ödemelerde yaşanan aksaklıklar nedeniyle çalışan sayısının 1200’den 250-300 civarına gerilediği ifade ediliyor.

Şirketin açıklaması
Yıldızlar SSS Holding’den 24 Nisan’da yapılan açıklamada artan maliyetler ve mevcut piyasa koşullarının yarattığı sorunlara işaret edildi.
Açıklamada, ”Tüm çalışma arkadaşlarımızın alacaklarının ödenmesi için çalışmalarımız devam etmektedir” denildi.
Şirket ayrıca, 2016 yılında inşa edilen santralin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan (TMSF) 2023 yılında satın alındığı ve geçiş sürecinde işten ayrılan tüm çalışanların tazminatlarının ödendiğini savundu.
Açıklamada, “Son dönemde elektrik fiyatlarında yaşanan gelişmeler işletmemizde de bazı sıkıntıları beraberinde getirmiştir” denilerek, kömür ihtiyacının dış kaynaklardan karşılanmasının da “maliyetler üzerinde ilave bir baskı” oluşturduğu ifade edildi.
Şirket, ekonomik gerekçeler sebebiyle santraldeki elektrik üretiminin Mart ayı başında geçici olarak durdurulduğunu, santral ve kömür ocağında görev yapan çalışanların yaklaşık 4’te 1’inin “zorunlu olarak ücretsiz izne çıkarıldığını” belirtti, “Geriye kalan personelimiz, üretim tamamen durmuş olmasına rağmen bakım ve onarım faaliyetleri ile çalışmalarına devam etmektedir” denildi.
İşçilerin yaşadıkları zorlukların farkında olduğunu ifade eden şirket, ”Amacımız her biri evine ekmek götürme derdinde olan çalışma arkadaşlarımızı mağdur etmek değil, doğru bir finansal yönetimle tüm arkadaşlarımızın hak ve beklentilerini gözeterek huzurla çalışacakları bir yapıyı inşa etmektir” dedi.
Bayraktar: ‘Çözüm için temaslar sürüyor’
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar 22 Nisan’da Türkiye Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Sayın Nurettin Akçul ve Doruk Madencilik işçileri ile biraraya geldi.
Bayraktar sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada çözüm için temasların sürdüğünü belirtti:
”Yerin metrelerce altında emek veren madencilerimizin alın terini korumak, güvenli çalışma ortamlarını tesis etmek ve bu sorunun çözümü noktasında gerekli teması sürdürüyor, gereken hassasiyeti gösteriyoruz. Devlet olarak sektörümüzü desteklemek adına önemli teşvikler versek de sektörün bu desteklerden faydalanmasının ön koşulu işçi haklarının korunması ve çalışana olan borçların ödenmesidir.”
Şirket tarafından ise henüz bir açıklama yapılmadı.
Doruk Madencilik işçileri, 2023 yılında, maden ocağının TMSF’den şirkete devrinden bir yıl sonra, hak kayıpları gerekçesiyle kendilerini maden ocağına kilitleyip açlık grevi başlatmıştı.

Kaynak,X/@bagimsizmadenis / Doruk madencilik işçileri, 1200’den fazla işçinin hak arama mücadelesi için yola çıktıklarını söylüyor.
Doruk Madencilik’ten itiraf gibi açıklama: Maaşları ödemedik, faturayı işçiye kestik
Doruk Madencilik sessizliğini itiraf dolu bir açıklamayla bozdu. İşçilere aylardır maaş ödemediğini kabul eden şirket yönetimi, artık devlete fahiş fiyattan elektrik satamadığı için faturayı emekçilere kestiğini de doğruladı.

Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 24.04.2026 , 12:29Güncelleme Tarihi: 24.04.2026 , 12:28
Doruk Madencilik işçileri ödenmeyen maaşları, gasp edilen kıdem tazminatları ve insanca çalışma koşulları için günlerdir Ankara’da direniyor.
Madenciler dün direnişlerini Doruk Madencilik’in bağlı olduğu Yıldızlar SSS Holding önüne taşımış ancak şirket yönetimiyle görüşme talepleri “23 Nisan” bahanesiyle karşılıksız bırakılmıştı.
İşçilerin karşısına çıkmaya cesaret edemeyen şirket yönetimi, madenciler holding önünden ayrıldıktan dakikalar sonra sosyal medya üzerinden yazılı bir açıklama yayımladı.
İşçileri mağdur ettiklerini itiraf ettiler
Açıklama itiraf niteliğindeydi.
Emekçilerin adeta yaşam savaşı verdiği yüksek enflasyon ortamında, madencilerin “işletme kararıyla” aylar boyunca maaşsız bırakıldığı şu sözlerle itiraf edildi:
Halihazırda görevine devam eden veya ücretsiz izine çıkarılan çalışma arkadaşlarımıza ortalama olarak farklı aylardan kalan yaklaşık ortalama üç aylık maaşları henüz maalesef ödenememiştir.
Yasaya göre, maaşların ödenmemesi durumunda işçiler için haklı fesih ve tazminat hakkı doğuyor. Şirket yönetimi, İş Kanunu uyarınca ücret ödeme yükümlülüğünü yerine getirmeyerek zımnen suç işlediğini kabul etmiş oldu.
Devlete fahiş fiyattan elektrik satamayınca faturayı işçiye kesmişler
Şirket işçileri mağdur ettiğini itiraf etse de sorunu “serbest piyasa koşullarına” bağladı ve sorumluluk kabul etmedi. Bu durum şöyle açıklandı:
Artan maliyetler ve mevcut piyasa koşulları sonucu öncesinde de girdi maliyetleri nedeniyle sübvanse edilen sistemin daha fazla sürdürülememesi sebebiyle santralimizde elektrik üretimi Mart ayı başında geçici olarak durdurulmuştur. Santral ve kömür ocağında görev yapan çalışma arkadaşlarımızın yaklaşık 4’te biri de maalesef zorunlu olarak ücretsiz izine çıkarılmıştır.
Bu satırların arasında bir itiraf daha gizliydi.
Üretim maliyetlerinin bir süredir sabit olduğunu vurgulayan açıklama, şirketin, fahiş fiyattan devlete elektrik satamadığı için maaşları ödemediğini ortaya koydu.
Öte yandan şirketin yeni bir gelişme gibi sunduğu bu durumun, madenin TMSF’den devralındığı tarihte de geçerli olduğu biliniyor. Yunus Emre Termik Santrali’nin YEKDEM kapsamında olmaması nedeniyle elektrik fiyatlarının serbest piyasada belirlenmesi, şirketin 2022 yılındaki devir sürecinde sahip olduğu bir bilgiydi. Şirket bu durumu yeni bir krizmiş gibi sunarak faturayı madencilere kesmeyi denedi.
Özelleştirme
Yıldızlar SSS Holding’in açıklaması enerjinin ve madenlerin özel şirketlerin insafına bırakılmasının bedelini halkın ve işçinin ödediğini bir kez daha kanıtlıyor.
Şirketler, işçinin sırtından elde ettikleri kârlarla günden güne büyürken, maaş ödemeye gelince mağdur edebiyatına sığınıyor.
Oysa madencilerin de vurguladığı gibi, bu yükü zaten halk taşıyor. Bu nedenle işçilerin taleplerinden biri de madenin kamulaştırılması.
İşçiler, haklarını almak için bugün Kurtuluş Parkı’ndan yola çıkarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yürümek istedi.
İşçilere engel olan polis, barikatı aşmak isteyenlere biber gazı sıktı. Bu sırada fenalaşan madenciler oldu.
Beş gündür açık grevinde olan madenciler “Holdinglere el pençe, madenciye işkence” diyerek eylemine başladı.
Madencilerin barikatın önündeki bekleyişleri devam ediyor.
Doruk Maden işçilerinin hak arayışına engel: ‘İktidar hukuku bir silah gibi kullanıyor’
Doruk Maden işçileri hakları için yürüdükleri Ankara’da bakanlık önünde eylem yaptıkları sırada gözaltına alınmıştı. İşçilerin haklarının gaspı sürerken Boyun Eğmeyen Hukukçular yaşanan süreci soL’a değerlendirdi: “Hukuk sermaye lehine bir silaha dönüştürüldü.”

Eskişehir’de bulunan Doruk Madencilik bünyesinde çalışan işçiler, ödenmeyen maaşları, gasp edilen kıdem tazminatları ve insanca çalışma koşulları talebiyle uzun süredir direnişlerini sürdürüyor. Yerin yüzlerce metre altında, iş cinayetleriyle burun buruna çalışan madenciler, aylardır patronların ödemediği haklarını alabilmek için seslerini duyurmaya çalışıyor. Bu haklı taleplerin karşılık bulmaması üzerine direnişlerini başkente taşıma kararı alan işçiler, haklarını aramak ve yetkililerle görüşmek için Ankara’ya gelmişti.
Ancak madencilerin Ankara’daki bekleyişi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde sert bir polis müdahalesiyle karşılaştı. Haklarını talep eden madenciler, bakanlık önünde yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı. Gözaltına alındıktan 14 saat sonra serbest bırakılan işçiler, onca baskıya ve müdahaleye rağmen henüz hiçbir haklarını alabilmiş değil ve mağduriyetleri katlanarak devam ediyor.
Boyun Eğmeyen Hukukçular, gözaltına alınan madencilerin durumuyla ilgili bir açıklama yaparak yaşanan hukuksuzluğa dikkat çekti. Yapılan açıklamayı, direnişin hukuki boyutunu, kolluk müdahalesini ve yargının bu tablodaki işlevini Boyun Eğmeyen Hukukçular’dan Avukat Çisel Demirkan soL’a anlattı.
Sermayenin ve iktidarın kamu düzeni bahanesi
Madencilerin en temel haklarını aramak için bakanlık önüne gelmesi ve ardından apar topar gözaltına alınması “kamu düzeni” gerekçesiyle açıklandı. İşçilerin hak arayışının bir güvenlik sorunu gibi sunulmasını hukuki olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Demirkan: Ne yazık ki ülkemizde emekçilerin en temel anayasal haklarını kullanması dahi kamu düzeni ve güvenlik başlığı altına sokuluyor. Çünkü hak arama hürriyeti ne sermaye sınıfının ne de iktidarın hoşuna gitmiyor. Hakkını arayan, haklarını bilen işçi örgütlenir ve sömürünün bir parçası olmaz. Madencilerin emeğinin karşılığını istemesi, insanca çalışma koşulları talep etmesi bir hak değil de tehdit gibi sunuluyor. Bu yaklaşım, işçinin sesini, emeğin gücünü bastırmaya dönük siyasal bir tercihin yansımasıdır; hak arama faaliyetleri bilinçli şekilde kriminalize edilmektedir. Böylelikle yaşanacak her türlü hak gaspında işçiler, emekçiler daha kolay susturulacaktır. Sermayenin daha çok kazanması iktidar tarafından garanti altına alınacaktır.
Hukukun sınıfsal karakteri: Geciken adalet
Patronların aylardır süren yükümlülük ihlalleri karşısında işlemeyen hukukun, işçiler sokağa çıktığında aniden hızlanmasını neye bağlıyorsunuz?
Patronların çıkarları söz konusu olduğunda hızla işleyen mekanizmalar, emekçiler söz konusu olduğunda ağırlaşıyor, hatta kilitleniyor. Tabii ki bu bir tesadüf değil, hukukun sınıfsal karakterinin somut bir yansıması. Ekonomik ve siyasal güç sahipleri için etkin olan hukuk, yoksul halk, işçiler ve kadınlar için çoğu zaman geciken, yoran ve caydıran bir araca dönüşüyor. Böylelikle çarkın döndüğüne ve sermaye sınıfının çıkarlarının korunduğuna emin olunuyor.
Mevcut hukuk ve onun sağlayıcılarının tek amacı mevcut sermaye sınıfının çıkar ve hatta zevklerini korumaktır. Madencilerin emeklerinin karşılığını almaması, insanlık dışı ve ölümle burun buruna çalışmaları maden sahipleri için bir sorun değil, aksine kazanç kapılarından biri. Buradaki hak gaspının teminatı da sermaye sınıfı için hukuku bir silah gibi kullanan iktidardır.
Anayasal hakların kriminalize edilmesi
Gözaltı işlemlerinde genellikle 2911 sayılı kanun öne sürülüyor ve genel suçlamalar yöneltiliyor. Anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı kolluk eliyle nasıl suç ilan ediliyor?
Bu tür toplu gözaltılarda çoğu zaman somut, bireyselleştirilmiş delilden ziyade genel ve muğlak suçlamalar devreye sokuluyor. 2911 sayılı kanun kolluk ve iktidar tarafından hukuksuzca anlamlar yüklenerek bükülmeye çalışılıyor. Ve hatta anayasa neredeyse yok sayılarak müdahale ediliyor. Kamu düzenini bozma, direnme gibi geniş yorumlanabilir başlıklar üzerinden bir kriminalizasyon yaratılıyor. Aksine hukuk ve kanunlar işçilerin, emekçilerin, kadınların ve çocukların hak arama hürriyetinin teminatıdır. Siyasal ve anayasal haklarını kullanmaları için yegane çözümdür. Eylem hakkı, basın açıklaması, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, direnme hakkı, angarya yasağı, işçilik hakları hepsi anayasanın teminatı altındadır. Ve anayasa açıkça hak arama hürriyeti sunar.
Ama hem yargı hem kolluk hem de iktidar birbirinden asla bağımsız olmadan bunu bir suç ilan edip, bir baskı ve şiddet aracı olarak kullanmaktadır. Bu da yargının, tarafsız bir hakem olmaktan ziyade, mevcut düzeni ve sermaye ilişkilerini koruyan hukuku emekçilere karşı bir silah olarak kullanan bir aracıya dönüştürüyor.
İşçi sınıfının susturulmaya çalışılan sesini daha gür duyurmak ve sermaye düzeninin gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için soL Haber’e abone olun. Emeğin ve hak mücadelesinin yanında saf tutan bağımsız gazeteciliği büyütmek için bu sese güç verin.
‘Avukatlar umudu taşıyan kale olmak zorunda’
Bu orantısız müdahaleler, ters kelepçeli gözaltılar ve keyfi suç isnatlarına karşı hukukçuların ve emekçilerin nasıl bir mücadele hattı örmesi gerekiyor?
Toplu ve ayrım gözetmeyen gözaltılar, orantısız müdahale, delilsiz suç isnatları ve savunma hakkının fiilen zorlaştırılması bu sürecin en belirgin keyfilikleridir. Buna karşı verilecek mücadele yalnızca hukuki değil, aynı zamanda örgütlü ve politik olmalı. Güçlü bir avukat dayanışması, örgütlü mücadelenin büyütülmesi, kamuoyunun bilgilendirilmesi ve sahada varlık göstermek bu hattın temel unsurlarıdır. Örgütlenmek ve bu dayanışmayı, direnişi büyütmek gerek. Emekçilerin, kadınların ve çocukların uğradığı bütün hak gasplarına karşı avukatlar savaşan, hukuk mücadelesini veren, umudu taşıyan kale olmak zorunda. Çünkü sermayenin, iktidarların yıkamadığı ve yıkamayacağı kaledir avukatlar.
‘Kısa vadeli baskılar uzun vadede mücadeleyi büyütür’
Son olarak, madencilere yönelik bu son gözaltı dalgasının Türkiye’deki genel işçi sınıfı mücadelesini hedeflediğini söyleyebilir miyiz? İktidar bu pratikle ne mesaj vermek istiyor?
Madencilere yönelik bu gözaltılar, yalnızca o anki direnişi bastırmaya dönük değil tüm işçi sınıfına ve sendikal mücadelelere verilmek istenen açık bir mesajdır. Tekel direnişinde, Soma katliamı sonrası, her 25 Kasım’da, her 8 Mart’ta, her 1 Mayıs’ta ve hatta 6 Şubat depreminden sonra… Her haksızlığa, devlet eliyle yaratılan facialarda özellikle hukuku, gözaltını bir silah olarak kullandılar, kullanıyorlar. Bu nedenle bu süreç, geniş anlamda bir gözdağı ve caydırıcılık politikası olarak okunmalı.
Ancak tarih gösteriyor ki, bu tür baskılar kısa vadede geri adım attırsa da uzun vadede mücadeleyi büyüten bir etki de yaratabilir. Bu baskı, bu zorbalık direnen emekçilere geri adım attıramayacaktır.
İşçilerin talepleri
Doruk Madencilik işçileri, TMSF devri öncesine uzanan alacaklar da dahil olmak üzere tüm taleplerini şöyle sıralıyor:
- Ödenmeyen maaşların, ikramiye, yıllık izin ve sendikal haklarla birlikte ödenmesi,
- TMSF öncesi ve sonrasında işten çıkarılan, dava açmış ve açmamış tüm işçilere tazminatlarının verilmesi,
- Çalışanlara rızaları dışında uygulanan ücretsiz izin uygulamasının kaldırılması,
- İş sağlığı ve iş güvenliği kurallarına uygun çalışma ortamının sağlanması,
- Sendikal faaliyetler nedeniyle işten çıkarılan işçilerin işe iadesi,
- Madenin kamulaştırılması ve iş güvencesinin garanti altına alınması.

Süreç
13 Nisan’da başlayan madenci yürüyüşü Ankara’ya uzandı.
Bağımsız Maden İş Sendikası, yürüyüşün ilk günlerinde işçilerde temasa geçen şirketin “ödemelerin yapılacağını” söylediğini, ancak geçmişte de benzer sözler verildiği için eylemi sürdürdüklerini duyurdu.
Maden işçileri ise muhatap olarak yalnızca şirketi değil, TMSF ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nı da gördüklerini söyleyerek bakanlık önüne yürümek istedi.
İşçilerin bakanlık önüne yürümesine izin verilmedi ve bazı sendika yöneticileri gözaltına alındı.
Geri kalan işçilerin yürüyüşüne izin verildi ve işçiler bakanlık önünde oturma eylemi ve açlık grevi başlattı.

Bağımsız Maden İş Sendikası, bakanlık önündeki işçilerin çevresinin polis araçlarıyla sarıldığını ve fiili bir gözaltı işlemi uygulandığını savundu.
Sendika, 21 Nisan sabahı bakanlık önünde oturma eylemi ve açlık grevi yapan 110 işçinin gözaltına alındığını duyurdu.
Eylem alanına battaniye ve ilaç sokulmasına izin verilmediğini savunan sendika yetkilileri, gözaltı sırasında yoğun bir şekilde titremeye başlayan bir madencinin hastaneye kaldırıldığını belirtti.
Sendika gözaltına alınan 110 işçinin 14 saat sonra serbest bırakıldığını duyurdu.

‘İşçinin hakkını almadan hiçbir yere gitmeyeceğiz’
Serbest kaldıktan sonra basın açıklaması yapan Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır, bakanlığın yakınına ulaştıkları andan itibaren fiilen gözaltına aldıklarını söyledi.
Kendisi ve beraberindeki 33 kişinin akşama kadar emniyette gözaltında tutulduğunu ifade etti:
“Bakanlığın yanında bizi, yaklaşık üç metre genişliğinde, insanların yürüdüğü, taş ve parke döşeli bir alana götürdüler. Bir tarafımızda duvar vardı, diğer tarafımıza da 20 tane araç sıraladılar.
“Bizi orada adeta ölüme terk ettiler. Çünkü ne bir battaniye verdiler ne altımıza karton ne de başka bir şey sağladılar.
“Yirmi tane araç sabaha kadar bu insanların üzerine gaz üfürdü. Dün eksi bir derecede bu insanların ne yaşadığını ben gördüm. Hiç kimse görmedi, hiç kimse ses çıkarmadı.”
İşçilerin sadece sesini duyurmak istediğini söyleyen Çakır, işçilerin hakkını almadan hiçbir yere gitmeyeceklerini söyledi. (Sol Haber, BBC Türkçe)


X, Bağımsız Maden İş
https://twitter.com/bagimsizmadenis/status/2047774762286342605











