Türkiye, dünyadaki bor rezervlerinin çok büyük bir kısmına sahip (genelde yüzde73 bandı diye anılır) ikinci ülke olup rezervin büyük bir bölümü Eskişehir, Kütahya, Balıkesir eksenindedir. TVF portföyünde yer alan “ETİ MADEN” işletmelerinin uhdesindedir. Enerji depolama özelliğine sahip BOR, Dünyada lityum, katı hal bataryalar, Nükleer enerji(kontrol çubukları), savunma sanayi(zırh, roket yakıtları), Cam-seramik ve yarı iletkenler gibi yüksek katma değer ürünleri üretilirken bu teknolojik alt yapıya sahip olmayan ülkemiz, Bor madenini hala hammadde olarak satmaktadır. Yani Rezerv bizde ancak para başkasında durumu. Oysa, Türkiye “maden satan ülke değil, teknoloji tedarikçisi olmalı” ki, geleceğin teknolojik kaynaklarından biri olan BOR madeni Almanya, Japonya ve ABD için değil ülkemiz için enerji ve savunmada oyun kurucu olması yanında katma değer sağlamalı.
Değerli okurlar BOR madenini stratejik, politik ve ekonomik açıdan ele aldığımızda ülkemiz için neden hayati önemde olduğuna bakalım. Bor, Türkiye’nin sahip olduğu ve küresel pazarda tekel gücü olan yeraltı kaynaklarımızdan biri olup jeopolitik koz olacak düzeydedir. Ancak, hammadde olarak yabancılara 1 birim sattığımız bor, o ülke için 20 birim katma değer yaratıyor ve bu dış ülkelere yarıyor. Eğer “hammadde satarak zengin olunsaydı Afrika ülkeleri dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırdı” gerçeğinden hareketle çözüm, BOR’u değil BOR teknolojisinin katma değer ürünleri olarak satmaktır. Bunun için de devletin denetim ve kontrolünde, teknoloji transferi yapacak şekilde iş birliği yapılmalıdır. Özetle; koşullu stratejik ortaklık ile zorunlu teknoloji transferi ortamı yaratılmalıdır. Ancak; başta ABD olmak üzere emperyal devletler, orta doğu enerji kaynaklarında olduğu gibi ülkemizde zengin rezerve sahip olduğumuz BOR madeninin de kontrol ve denetiminin kendilerinde olmasını ister. Bunu önlemenin yolu ise siyasi iradeden geçer. Ancak günümüzde bu siyasi irade henüz yok…Bu konuda DOĞRU PARTİ olarak önerimiz; duygular değil “DEVLET AKLI” gereği iktidarlar değişse bile bozulmayan orta ve uzun vadeli değişmez bir bor politikası ile katma değer ürünlerinin üretilmesi hedeflenmelidir. Bu hedefe ulaşmak için;
Ülkemizin kontrol ve denetiminde ortaklık, olmazsa olmaz Patent paylaşımı / kullanım hakkının bizde olması şartı, Zorunlu mühendis yetiştirme ve Ham BOR ihracatını yasaklama. Bunlar yapılmazsa, günümüzde olduğu gibi; yerli iş birlikçiler üzerine kurulmuş bu sistemde, “amaç kritik kaynakları korumak değil, mevcut güç dengelerini sürdürmek” üzere kurgulanıyor. Vatandaşlar ise çoğunlukla güç peşinde olduğu için, iktidarın BOR ve benzeri madenlerin kaynak politikaları konusunda bir tartışma ve sorgulamaya katılmıyor.
Sonuç: stratejik kaynaklar, uzun vadeli plan yerine kısa vadeli çıkarlarla yönetiliyor ve birilerine peşkeş çekiliyor. “Kısa günün karı” bu olsa gerek ki, tam bağımsız bir ülke olamadık, olamıyoruz. Bu sistem değişmeden, BOR madeni hep “dış güçlerin gözünde değerli, bizde yarı kullanılabilir” kalır. Bu durum ülkemizin kaderi olmamalı ki, Ulu önder Atatürk “Ekonomisi zayıf bir ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz” sözü ile Ekonomik kalkınmanın “Türkiye’nin hür ve bağımsızlık idealinin bel kemiği” olduğunu ifade etmiştir.
Değerli okurlar, Ekonomik kalkınmada önemli bir faktör de BOR ve TORYUM gibi zengin maden kaynaklarımızın varlığıdır. Atatürk “Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur.” Sözünü ilke kabul eden DOĞRU PARTİ temsilcisi olarak, bu konuda önemli bir kaynak olan BOR madeni politikası hakkında ne düşündüğünü sorduğum yapay zeka, özetle; DOĞRU BOR politikasını bir masa olarak ele aldığınızda ayakların her birini kapsamına alan “1.siyasi irade + 2.halk + 3.Ar-GE oluşturma + 4.teknolojik iş birliği” olmak üzere 4 ayak olarak cevapladı.
Buna göre; bu ayakların hepsinin birlikte olması gerçekçi bor stratejisini oluşturur. Ayaklardan biri eksik olursa o masa devrilir. Öyle ya aklın yolu bir… bizlerin de ısrarla önerdiğimiz bu politikayı daha net analiz edebilmek için düzenlenen “BOR stratejisi tablosu” incelemeniz için EK liste olarak aşağıdadır. Bu tablo incelendiğinde; BOR rezervimizin zenginliğine karşı stratejik gücü elde tutan bir politikamız olmadığı görülecektir. Yani, ayakları eksik bir masa var ama devrilmiş bir masa. Ekonomik bağımlılık devam ediyor. Türkiye için tam bağımsızlık ise günümüz siyasi iradenin devamı halinde sadece ve sadece hayal olur. 1.Şubat.2026
Selam ve saygılarımla
Cezmi Orkun
Doğru Parti Genel Başkan Yardımcısı
(Enerji, Tabii Kaynaklar ve Madencilik Politikaları Başkanı)
EK: TÜRKİYE BOR STRATEJİSİ TABLOSU
| Ayağı / Unsur | Amaç / İşlev | Mevcut Durum | Risk / Eksik | Önerilen Adım |
| Siyasi İrade | Uzun vadeli bor stratejisini korumak; kısa vadeye teslim olmamak | AKP iktidarı kısa vadeli döviz getirisine odaklı | Stratejik bağımsızlık tehlikede; politik değişikliklerde plan bozulabilir | 20–30 yıllık bor politikası; değişmez hedefler, kritik kararlar devlette |
| Halk Bilinci | Stratejik önemin anlaşılması, kamu baskısı ile destek | Düşük; vatandaşlar genellikle güç figürlerine tapıyor | Kamuoyu baskısı yok, denetim ve kontrol yok | Eğitim, medya ve farkındalık kampanyaları; stratejik kaynak bilinci sağlanmalı |
| Yerli Ar-GE ve İnsan Gücü | Katma değerli ürün ve teknoloji üretimi | Sınırlı; bazı üniversite projeleri var ama yeterli değil | Teknoloji transferi çoğu zaman tek taraflı kalıyor | Patent odaklı Ar-GE, mühendis yetiştirme, üniversite-sanayi entegrasyonu |
| Koşullu Yabancı İş birliği | Teknoloji transferi ile üretim kapasitesi artırmak | Yok, genelde kişisel çıkar odaklı | Katma değer yabancılara peşkeş çekiliyor. | Ortaklık sadece kontrol bizdeyken; patent & lisans paylaşımı; zorunlu mühendis yetiştirme, ham bor ihracatını yasaklama |


















