Bu şehrin sahibi kim? AKP’li belediye başkanına oy veren millet mi, yoksa seçildikten sonra millete minnet etmeyen bu zihniyet mi? AKP’li belediyenin bu bölgeye yapmayı planladığı Millet Düzü Projesi, milleti düzde bıraktı. Yayalar yolda kaldı, araçlar yollara sığmadı. Alanda ne bir ikaz tabelası vardı ne de bir güvenlik önlemi alınmıştı. Meşhur bir veciz söz vardı: “Saldım çayıra, Mevlam kayıra.” Yayalar Allah’a emanetti; çözüm, yandan yandan yürümekti.
AKP’li belediyenin ya şehir plancısı yoktu ya da şehir planlayıcılarının bu işe liyakati yoktu. Zaten adı büyük, kendi küçük bir taşra kenti olan Ordu’nun üzerine biçilen kaftan, “ya benimsin ya kara toprağınsın” tarzından. Neden mi? Çünkü vakti zamanında Ordu Merkez İlçe Belediyesi muhalefet partisinin elindeydi. İktidar öyle etti, olmadı böyle etti; olmadı, bir türlü merkez ilçeyi muhalefetin elinden alamadı. Hatta bugün belediye başkanı olan Hilmi Güler, o gün bakandı; o dönem kaybettikleri yerel seçimler öncesi Ordulu bakan, Ordululara yalvarmıştı ama yine de olmamıştı. Seçimlerden sonra iktidar tarafında hemen çalışmalar başlatıldı, “sen misin Ordu’yu vermeyen” zihniyeti devreye alındı.
Ordu, 12 Kasım 2012’de pat diye büyükşehir yapıldı; 2014 yerel seçimleriyle bu statü fiilen uygulandı. Buradan da anlaşılacağı gibi, dervişin fikri neyse zikri de oydu. O gün bugündür Ordu bu zihniyete mahkûm oldu.
Oysaki kentsel dönüşüm şarttı. Buna da pratik bir çözümleri vardı: Boş olan eski otogar alanı hemen imara açıldı, sözde “kentsel dönüşüm başlatıldı” reklamları yapıldı. Otogar alanına dikilen binalar daha inşaat hâlindeyken bir bir satıldı; alan aldı, satan sattı, rantı kapan kaptı ama kentte bir değişim, bir dönüşüm olmadı. Şehir daraldıkça daraldı; insanlar bunaldıkça bunaldı, yayalar yollarda kaldı. Bu duruma da söylenecek bir veciz söz elbette vardı: “Oynamayı bilmeyen gelinin bahanesi yerim dardı.”
SAKINCALI PİYADE
Hüseyin Ağaoğlu


















