MÜLTECİ AKINI VE VATANDAŞLIK OLAYININ İÇ YÜZÜ NEDİR.?

0
119

Baskı rejimi, savaş, işgal, sefalet ve doğal afetler nedeniyle meydana gelen göçler ülkelerin asırlardır maruz kaldığı olağan bir durumdur. Elbetteki insani ve vicdani bir boyutu olan bir haktır ve uluslararası hukukla güvence altına alınmıştır.

Uluslararası Göç Örgütü’nün 2020 raporuna göre Türkiye dünyada en fazla göç alan 20 ülke arasında 12’inci sıradadır. Türkiye’de 6 milyon 5 bin göçmen vardır ve bu sayı nüfusun yüzde 7.2’sini oluşturmaktadır. Türkiye’de çoğu Suriyeli olmak üzere 3,6 milyon mülteci yaşamaktadır.

Göç ve sığınma olayı doğal seyri ve hukuki sınırları içinde kabul edilebilir bir durumdur; insani ve vicdani olarak buna itiraz etmek mümkün değildir.

Lakin bunun gerçekten böyle olup olmadığı, demografik bir tahrifat, işgal ve iç savaş kurgusu olabilme ihtimali her ülkenin bekası ve milli güvenliği açısından araştırmaya muhtaç önemli bir durumdur.

Ülkemize komşu olmayan Afganistan’dan nakliye araçlarına doldurulup binlerce kilometre yol katederek kafileler halinde sınırımıza bırakılan binlerce militarist görüntülü sığınmacı ve bayramlaşmak üzere ülkesine gidip geri dönen binlerce Suriyeli mülteci ile sınır geçişinde büyük engel teşkil eden ve Ottowa Sözleşmesiyle 2003 -2014 yılları arasında temizlenen binlerce mayın konusu bu minvalde incelemelidir!

Başta Suriye olmak üzere Afganistan ve Avrupa dışı bir çok ülkeden ardı arkası kesilmeyecek şekilde yıllardır gelen ve gelmeye devam eden sığınmacı akını adeta bir kavimler göçüne dönüşmüştür!

Hükümetin sürekli olarak, “Bunlar din kardeşimiz ensar muhacirlerdir” diye halkın vicdanına havale ederek masumlaştırdığı ve kolay vatandaşlık vererek toplumlaştırdığı böylesi büyük bir kitle hareketinin ardında yatan asıl gerçek nedir?

Konusu suç ve delil olan bir Adli Tıp ve Adli Bilimler öğretim üyesi olarak konuyu detaylı olarak ele alıp inceleyeceğim ve bunun gerçekten doğal ve kaçınılmaz bir sığınmacı hadisesi mi yoksa planlı bir kurgu mu olduğu konusundaki görüşlerimi sizlerle paylaşacağım.

Bu makalemi, daha sonra sıklıkla kullanacağım ve hatalı olarak birbirinin yerine kullanılan GÖÇMEN, MÜLTECİ, SIĞINMACI ve GEÇİCİ KORUMA kavramlarını tanımlayarak noktalıyorum..

“Göçmen; mülteci tanımında bulunan nedenlerin dışında, çoğu zaman ekonomik gerekçelerle, ülkesini gönüllü olarak terkederek başka bir ülkeye, o ülke yetkililerinin bilgi ve izni ile yerleşen kişidir.”

“Mülteci; ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönmeyen veya dönmek istemeyen, sığındığı ülke tarafından sığınma başvurusu kabul edilmiş kişidir ve hukuki bir statüdür.”

“Sığınmacı: mülteci olduğu iddiasıyla ülkesini terk eden ancak mültecilik statüsü başvurusu henüz sonuçlanmamış kişidir. Sığınmacı sıfatını alabilmesi için ise ilk aşamada endişelerinde, korkularında haklı bulunması gerekir aksi halde derhal sınır dışı edilir. Mültecilik kabulu veya reddi öncesi bekleme süresindeki geçici statüdür diyebiliriz.”

“Geçici Koruma; Suriye’de meydana gelen olaylar nedeniyle 28 Nisan 2011 tarihinden itibaren Türkiye’ye gelen Suriye vatandaşları ile Suriye’den gelen vatansız kişiler ve mülteciler Türk hükümeti tarafından geçici koruma kapsamına alınmıştır. Kendileri talep etmedikleri sürece, normal şartlar altında Suriye’ye geri gönderilmezler. Bu koruma ve yardım, durumlarına yönelik daha kalıcı bir çözüm bulunana kadar Türkiye’de kalmalarını, zorla geri dönüşe karşı korunmalarını ve en temel hak ve ihtiyaçlara erişimlerini kapsamaktadır. Geçici Koruma Yönetmeliği ile düzenlenmiştir. Bu yönetmelik, geçici koruma faydalanıcılarına sunulan çeşitli hakları, hizmetleri ve yardımı teminat altına almaktadır. Sağlık hizmetleri, eğitim, sosyal yardım, psikolojik destek ve işgücü piyasasına erişimi kapsamaktadır.”

İkinci makalemde buluşmak üzere..

Dr. Vecdet Öz

Bir Cevap Yazın