Haydar Ateş Yazdı! ÇOK BİLİNMEYENLİ DENKLEM: UKRAYNA KRİZİ VE TÜRKİYE’YE ETKİLERİ

0
817

Emperyalizm yüzyıllardır dünyanın kaynaklarını sömürebilmek için uğraşır, kriz çıkarır, farklı yöntemlerle ülkeleri zayıf düşürmeye çalışır, ekonomisini baltalar, kendine bağımlı hale getirir, o ülkelerde kendine tabi demokratik olmayan rejimler yaratır, bu rejimleri kurabilmek için her türlü entrikayı çevirir, hatta silahlı darbe veya anayasal darbeler yaptırır, diğer emperyalist devletlerle büyük problemler yaşamamak için dünyayı onlarla paylaşır. Her emperyalist devletin bir kontrol alanı/alanları vardır, bazen de birden fazla emperyalist gücün çıkarlarının çatıştığı bölgeler vardır.

1830’lu yıllardan beri başta ABD olmak üzere Rusya, İngiltere, Fransa gibi devletlerin hedefinde genelde Türkiye, Türk coğrafyası ve Türkiye’nin komşuları vardır. Bu bölge dünyadaki ekonomik zenginliklerin ve bu zenginlikleri güvenli şekilde batıya aktaracak yolların kesişme noktası veya kaynaklara ulaşabilmek için çıkış noktasıdır. Bu nedenle hedef olarak Türkiye değişmemek kaydıyla çevresinde birçok oyunlar döner. Bunlardan biri de Türkiye ile önemli sürede ortak geçmişe sahip Ukrayna’dır.

!990’lı yıllarda Soğuk Savaş’ın bitmesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılması sonucu NATO’yu Sovyet tehdidiyle bir arada tutmayı başaran ABD’nin yeni hikayelere ve hedeflere ihtiyacı vardı. Tabii olarak Soğuk Savaş’ın bitmesi ABD ekonomisinin ve süper güç olmasının devamlılığı için silah şirketlerinin de sürekli kaynağa, yeni teknolojik yatırımlar için ellerindeki silah ve mühimmatı satmaya, depolarını boşaltmaya ihtiyacı var. Bu nedenle hemen hemen 10 yılda bir bir bölgede kriz veya savaş çıkararak bu devamlılığı sağlarlar. 1993 Körfez Harbi, bunun 10 yıl sonrasında 2001 Afganistan ve 2003 Irak’ın işgali, yine bir 10 yıl sonra Suriye’nin işgalinin temelinde ABD emperyalizmi ile silah şirketlerinin müşterek çıkarları yatar. Böylece savaşla depolar boşaltılır ve yenilenir, ABD işgal ettiği topraklardan bu masrafları çıkaracak sistemi kurar. Şimdi bir 10 yıl daha geçmiştir ve bir bölgede kriz veya savaş ihtiyacı vardır. Seçilen bu yer Ukrayna’dır.

ABD bir yeri işgaline devam ederken bir sonrakinin hazırlıklarına başlar. Nitekim Suriye’nin önemli bir bölümünü işgal ederken aynı anda Balkanlar ve Karadeniz çevresine yerleşmeye başladı. Kosova’da hava üssü, Romanya’da deniz üssü, Yunanistan’da kara ve deniz üslerinin kurulması ve bu bölgelere önemli ölçüde asker ve silah konuşlandırmasının amacı bu hazırlıkların tamamlanması içindir. Bu kez hedef Rusya’nın yayılmasının engellenmesi gözükse de esas hedef enerji hatlarının kontrolü ve Avrupa’nın enerji ihtiyacının Rusya yerine ABD kaynaklarına yönelmesidir. Ukrayna krizi de bu nedenle çıkarılmış, NATO’da işin içine dahil edilmek suretiyle Avrupa devletleri ister istemez krizin içine çekilmeye çalışılmaktadır. Burada Avrupa’ya verilecek mesaj Rusya’nın enerji güvenliği açısından ne kadar riskli olduğunu ortaya koyabilmek, Avrupa’yı buna ikna etmektir. Rusya’da tarihsel süreçte Ukrayna ile olan bağlarını ve özellikle bu bölge vasıtasıyla Karadeniz’deki hakimiyetini kaybetmek istememektedir. Bu nedenle özellikle kendisine sınır olan Ukrayna topraklarından Kırım’ı işgal etmiş, doğuda kendisine müzahir grupların yoğun olduğu bölgeleri de işgale hazırlanmaktadır. 2 emperyalist devlet birbiriyle karşı karşıya belki gelmeyecektir, ama olan her ikisin ortak oyun alanı olarak seçtiği Ukrayna’ya olacaktır. Siyasi istikrar kaybolacak, ülkenin kaynakları silah şirketlerine akacak ve sürekli bir işgal endişesiyle yaşayacak, ekonomik olarak geriye gidiş durdurulamayacaktır. Putin ABD’nin oyununa gelip Ukrayna’yı işgal ederse karşısında NATO üyesi adayı olarak gündemde olan bir ülkeye yönelik hareketinde karşısında NATO’yu bulabilecektir. NATO’nun elinde kara gücü olarak 2 önemli güç vardır: ABD ve Türkiye. Diğer ülkeler Soğuk Savaş sonrasındaki bayram havasıyla kara güçlerini önemli ölçüde azalttıklarından ağırlıklı olarak hava ve deniz gücüyle katkı sağlayabilecektir.

Tabii burada ikilemde kalacak olan ülke Türkiye’dir. Karadeniz’de donanma hakimiyeti olmadan ABD!nin ve müttefiklerinin başarı şansı düşük olduğundan, bu krizin önemli bir noktası olan Boğazlar’da  Türkiye’nin tutumu ne olacaktır? Montrö delinecek midir? ABD ve Avrupa’ya güvenli enerji akışı olsun diye doğalgaz ve petrolde büyük ölçüde bağımlı olduğu Rusya ve Rusya ile yakın işbirliği içinde olan İran’a karşı tutumu ne olacaktır? AB ile zayıf ekonomik bağları nedeniyle zaten kriz içinde boğuşurken ve çıkar yol bulamazken, hatta Avrupa’dan bir ölçüde dışlanmışken kiminle işbirliği yapacaktır? Ekonomik ve enerji olarak önemli ölçüde bağımlı olduğu Rusya ile kendisi için sonuçta hiçbir getirisi olmayan ve yalnızca ABD’nin stratejik çıkarlarına hizmet eden bir çatışmaya girme riskini göze alabilecek midir? Üstelik Türkiye’yi gittikçe yalnızlaştıran, çevresini ateş çemberine çeviren, Türkiye’ye yönelik teröre sınırsız destek veren, bu örgütler vasıtasıyla darbe yapmaya kalkan, Türkiye’yi 1950’den sonra gelen ve çıkarları doğrultusunda destekleyerek bunlar vasıtasıyla silah açısından da kendisine büyük ölçüde bağımlı hale getirip ABD bu tutumundan zerre kadar geri adım atmamışken. Ukrayna ve Türkiye’yi başta dış politika olmak üzere çok kritik bir süreç beklemektedir. Bu süreci yakından takip edip değerlendirmeleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Haydar Ateş / 21.02.2022

Bir Cevap Yazın