ABD’NİN BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ TUZAĞINDA ÇIRPINAN TÜRKİYE: ABD’NİN ÇIKARLARINA HİZMET KASITLI MI YAPILIYOR, YOKSA BİLGİSİZLİKTEN Mİ?

0
587

Dünyanın en eski milleti olan Türkler ve tarih boyunca kurdukları, dünyayı dize getiren ve yine başka bir Türk devleti tarafından yıkılan 16 Türk devleti bize ne mesaj veriyor? Bu mesajı alıyor muyuz? Yoksa aynı tutuma binlerce yıldır devam mı ediyoruz.

Bu soruların cevabını herkes kendi bilgisi, öngörüsü, deneyimi doğrultusunda verebilir. Ancak, ortada görünen bir gerçek var ki bu devletlerin hepsi, yöneticilerin yanlış insanlar olması, millet yerine kendisinin ve yandaşlarının çıkarlarını ön planda tutması nedeniyle ortadan kalkmıştır. Maalesef tarihten ders almama, bir bilenin sözünü dinlememe, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma gibi de kötü bir huyumuz var.

ABD’nin 1832 yılından beri bir hedefi var: Türk Milleti’ni Anadolu coğrafyasından çıkarmak. Bu niyetini 1912 yılında ilk olarak yazılı hale getiren de ABD Başkanı olan Wilson’dur. Bu ülkeyi parçalayıp sözde kürdistan, sözde büyük Ermenistan, sözde büyük İsrail, Anadolu’nun batısını ve Trakya’yı şımarık çocuk Yunanistan’a vermek şeklindeki açık niyetini ortaya koymuş, 1 nci Dünya Harbi’nde bunu uygulamaya başlamış, dönemin Devlet-i Ali (Şimdilerde Osmanlı İmparatorluğu diyorlar, her nedense. Oysa devleti kuran Ataman bey, devletin ismi Devlet-i Ali, yabancılar tarafından isimlendirilmesi de “Ottoman Empire”dır. Devletin kurucusu da Osman diye birisi değil Ataman beydir. Osman bey diye bir kurucu yoktur). ABD’nin o tarihte hesaplayamadığı bir şey vardı, tüm planlarını alt-üst eden, padişahın ölüm fermanını hiçe sayan, düşmana uşaklık eden padişahı karşısına alan ve Türk İstiklal Harbi’de önderlik eden: Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK: ATATÜRK, ABD’nin padişaha kabul ettirip imzalattığı ve ülkeyi parçalayan Sevr anlaşmasını yırtıp atmış, ABD dahil tüm emperyalistlere Türk Tokadı’nı vurmuştur.

Ancak, 1’nci Dünya Harbi’nde ATATÜRK’e yenilen ABD ve emperyalistler hedefinden vazgeçmedi. Kendine yandaş iktidarları işbaşına getirme konusunda çalışmalarına devam etti ve maalesef bu coğrafyada gecikmeli de olsa her istediğini yapacak veya buna alet olacak yöneticileri iş başına getirdi. 

Emperyalistlerin hesap edemediği husus, bu ülkede ATATÜRK İlke ve Devrimleri doğrultusunda yetiştirilen ve ülkeye sahip çıkan, ebediyen de sahip çıkacak vatan evlatlarıdır.

ABD, özellikle 2’nci Dünya Harbi sonrası dönemde Türkiye ve çevresine hakim olma konusunda epey mesafe katetti. Önce Türkiye’yi Kafkasya’dan, yani Türk Dünyası’ndan soyutladı. İran gibi halkının %55’i Türk olan, gerçekte de bir Türk Devleti olan İran’a bizi düşman etti. Yine Türk devletleri ile aramızda köprüyü oluşturan ve bu nedenle ATATÜRK tarafından 1924’den beri iş birliği kurulan, halkının % 56’sı Türk olan, bu nedenle de bir Türk devleti olan Afganistan’ı bizden kopardı. Böylece Türk dünyası ile irtibatı kesti. 

Yine sözde büyük oprtadoğu projesi (BOP) ile bölgede sözde kürdistan adı altında büyük İsrail projesini uygulamaya koydu. Önce Irak’ı parçaladı ve kuzeyinde, Özal döneminde Türkiye’nin de yardımıyla özerk bir sözde kürt devleti kurdu. Bu bölgede, yani Musul ve Kerkük bölgesindeki petrolün % 85’ine el koydu. İkinci aşamada Suriye’ye el attı. Suriye’yi parçalamak için 2 konuda adım atması lazımdı: Suriye’de mezhep ve etnik ayrımcılığı körüklemek, böylece parçalanmayı kolaylaştırmak. Bu nedenle 1999 yılında İngiltere ve İsrail ile birlikte kurduğu IŞİD terör örgütünü mezhep ayrımcılığı, Irak’ın kuzeyinde besleyip büyüttüğü PKK terör örgütünü etnik ayrımcılık için kullanmaya karar verdi.

Maalesef ABD’nin her 2 terör örgütünü Suriye’de devreye sokmasında Türkiye’nin hatası büyüktür. Türkiye, Afrika’nın kuzeyindeki ülkeleri parçalama emelleri nedeniyle bu ülkelerden kovulan Müslüman Kardeşler adlı dinci terör örgütünün Suriye siyasetinde yer alamsı için Esad nezdinde çabaladı. Yetmedi, Suriye’nin kuzeyinde yaşayan ve ayrılıkçı kürt gruplarının desteklemek üzere Irak’ın kuzeyinde ABD tarafından hazırlanan PKK terör örgütü mensuplarını, peşmerge adı altında ve ikramlarda da bulunarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı gününde Suriye’ye geçmesine yardım etti. Bugün artık ABD oraya geçen PKK teröristlerini silahlandırmış, açık bir şekilde kara gücü olarak ilan etmiş, orada sözde kürt devletinin parçasını kurmaya devam etmektedir.

Hem IŞİD terör örgütünün hem de PKK terör örgütünün Suriye’den kovulması ve yok edilmesinde Suriye’nin tek şansı Türkiye’nin de yardımıyla bu terör örgütlerini imha etmekti. Türkiye o dönemde çok yanlış bir politika izleyerek bilerek veya bilmeyerek bu terör örgütleri vasıtasıyla ABD’nin hedefine ulaşmasına ve Suriye’yi parçalamasına yardım etmiştir. Suriye sonrasında sıranın kendisine ve yine bir Türk devleti olan İran’a geleceğini, bunu ABD’nin sözde BOP haritasıyla Türkiye dahil 22 ülkenin sınırlarını değiştirme hedefini bile bile. 

Tabii ki bu ülkenin güvenliği için endişe duyan, bu vatanı koruyup kollamak için 13 yaşında Askeri Lise’ye girip Türk Bayrağı’nın gölgesinde yemin eden bir emekli asker olarak, halen devam eden bu görevimizin gereği ve konunun ve bölgenin uzmanı olarak o dönemin iktidarını uyaran 02 Haziran 2012 tarihli yani bundan 10 yıl önce “SURİYE İLE UĞRAŞMAK, KÜRT DEVLETİNİN KURULMASINA YARDIM, İSRAİL’İ GÜÇLENDİRMEK VE TÜRKİYE’NİN PARÇALANMASINA YARDIM ETMEKTİR” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O yazıyı aynen aşağıya çıkarıyorum. Bazı küçük ayrıntılar dışında maalesef o dönemdeki öngörümün gerçekleşmiş olmasından da üzüntü duyuyorum.

“Suriye’yi Vururken Yok Olmak / Emekli Kur. Alb. Haydar ATEŞ

02 Haziran 2012

SURİYE İLE UĞRAŞMAK, KÜRT DEVLETİNİN KURULMASINA YARDIM, İSRAİL’İ GÜÇLENDİRMEK VE TÜRKİYE’NİN PARÇALANMASINA YARDIM ETMEKTİR

Türkiye, Suriye ile sınırları neredeyse kaldırmışken, iki ülke arasında pasaport kavramını tarihe gömmüşken, iki ülkenin yöneticileri ve eşleri can ciğer kuzu sarması dostluk gösterileri yaparken ne oldu da birden Suriye düşmanı olduk, daha doğrusu oldular

Suriye Irak’a benzemez. Suriye’nin bütün olarak varlığı birçok ülkeyi rahatsız etmektedir. Türkiye’nin Suriye ile dostluk gösterileri ve iki ülke vatandaşları arasındaki ilişkiler, Suriye üzerinden hesap yapanları rahatsız etmiştir.

Bölge ülkelerine sözde demokrasi getirme söylemleri ve eylemlerinin içi boştur. Libya ve Mısır’ın durumu ortadadır. Hiçbir arap ülkesine, hiçbir güç demokrasi getiremez. Araplar binlerce yıldır reaya (sürü) olarak yaşamaya alışıktır. Bu durum binlerce yıl sonra da aynı olacaktır.

İslam dininin insanı temel alan, aradaki ruhban sınıfını kaldıran, Allah’la insanı başbaşa bırakan ve insana bilime ulaşmayı öğütleyen, kula kulluk etmemesini esas alan özelliği dahil hiçbir şey bunu değiştirememiştir, değiştiremeyecektir.

Zaten bu ülkelerdeki yönetimler İslam dinini yozlaştırıp, halkı güdecek bir baskı aracına dönüştürmüşlerdir. Suriye’ye de demokrasi getiremezsiniz. Bu halklarda özgür düşünme, kendi geleceği ile ilgili karar verme kavramı yoktur. Başlarındaki diktatörleri ortadan kaldırdığınızda ilk yapacakları şey birbirlerine düşerek, kendilerini güdecek yeni bir diktatör yaratmak olacaktır.

Öncelikle İsrail açısından ele alalım.

İsrail halen Suriye ile savaş halindedir. Golan Tepeleri’ndeki ateşkes hattı halen BM tarafından kontrol edilmekte, bu hattın her iki tarafında silahlı güçler eli tetikte beklemektedir. Golan Tepeleri İsrail ve Ortadoğu coğrafyası için çok önemlidir. Bu bölgenin tek su kaynağıdır. Bu bölgeden toplanan sular, tepelerin güney eteklerinde ve İsrail işgali altında bulunan bölgedeki Galileo Gölü’nde toplanmakta ve Akabe Körfezi’nde bulunan Eilat şehrine kadar 350 km.lik boru hattı vasıtasıyla tüm İsrail’e dağıtılmaktadır. Golan Tepeleri İsrail için vazgeçilmezdir, hayatidir!

Eğer siz Suriye’yi parçalarsanız, İsrail’in bu bölgede ve Batı Şeria’da bulunan 16 Tugay birliğini büyük ekonomik harcamalarla beslemekten kurtarırsınız ve bu çok değerli toprakları kendisine hediye edersiniz. İsrail’in son dönemdeki ekonomik sorunlarının temelinde yüksek askeri harcamaları yatmaktadır. Zaten Suriye’nin parçalanma amaçlarından birisi, Golan Tepeleri ve bu bölgenin kuzeyinde bulunan bölgeyi (Şam dahil) İsrail’e vermektir.

Diğer bir bakış açısı ABD ve Irak’ın kuzeyinde 1993’ten beri kurmaya çalıştığı sözde Kürt devletinin bekasıdır.

Dünya’da denize çıkışı olmayan hiçbir devlet tam bağımsız olamaz ve uzun süre yaşayamaz. Nitekim Avrupa’da bu özelliğe sahip devletlerden Polonya için Danzig Koridoru oluşturularak Baltık Denizi’ne çıkış sağlanmıştır.

Irak’ın kuzeyinde kurulmaya çalışılan bu sözde devletin en büyük handikapı, zorla sahip olduğu Musul-Kerkük ve diğer petrol kaynaklarını dış dünyaya satarak büyük ekonomik güç olacak bir petrol ihraç limanına sahip olamamasıdır. Bu bakımdan Türkiye ve Irak’ın güney bölgesindeki diğer güçlere bağımlıdır. Dolayısıyla petrol ihracı için güvenilir ve sürekli olanaklara sahip değildir.

Bu sözde ülkenin, Akdeniz’e çıkışını sağlayacak ve Lazkiye Limanı’na sahip olacak şekilde genişlemesi ve ekonomik olarak güçlenmesi, Suriye’nin doğusunda yaşayan Kürtleri de bünyesine dahil ederek topraklarını ve nüfusunu genişletmesi için Suriye’nin parçalanması gerekmektedir. Suriye parçalandığında, Şam’ın kuzeyinden Halep’e kadar olan merkezi bölge tümüyle bu sözde devlete verilecek ve Akdeniz’e çıkış sağlayan bir koridor oluşturulacaktır. Türkiye’ye de yardımları karşılığı belki Halep’e kadar olan bölgede bir tampon bölge oluşturulması, hatta bu işe yaramaz toprakların verilmesi bile gündeme gelebilir. ABD’nin şu anda en çok istediği durum budur.

Ayrıca Suriye’nin parçalanması, Rusya’yı Akdeniz’de barınamaz hale getirecek, İran’ı bölgede yalnız bırakacak ve bu bölgede İsrail’i gerek askeri ve gerekse ekonomik açıdan en güçlü devlet yapacak, İsrail ile Irak’ın kuzeyinde kurulmakta olan ve gerek ekonomik ve gerek askeri açıdan güçlendirilecek sözde Kürt devletinin güç birliği bölgedeki dengeleri değiştirecektir. Türkiye’nin Suriye’ye karşı cephe almasından ve bu ülkeyle sıcak bir çatışmaya girmesinden en kazançlı çıkacak olanlar İsrail ve Barzani’nin sözde Kürt devleti, bölgede kaybedecek tek ülke ise Türkiye’dir.

Bölgede güçlenecek İsrail ve sözde Kürt devleti Türkiye’nin başına bela olacak, parçalanmaya kadar giden süreç başlayacaktır. Dolayısıyla ortadan kaldırılacak Suriye, gerçekte Türkiye’nin parçalanması için gerekli ortamı hazırlayacaktır.

Türkiye’nin Suriye politikası acilen değiştirilmeli, bu ülkenin bütünlüğü sağlanmalıdır. Aksi takdirde Türkiye, bölgede denge unsuru değil, süper güçlerin sadece piyonu olur ve kendi sonunu hazırlar.

Emekli Kur. Alb. Haydar ATEŞ, 02 Haziran 2012

“Asker Haber”

Şimdi iktidarı tekrar uyarıyorum. Artık ABD Türkiye’yi yalnız doğudan ve güneyden değil, batıdan ve kuzeyden de kuşatmaya başlamıştır. Bu konuyu ayrı bir köşe yazımda ayrıntısıyla ele alacağım.

Sağlıkla e sevgiyle kalın.

20.09.2022

Dr. Haydar ATEŞ

 

Bir Cevap Yazın