1. Haberler
  2. KÖŞE YAZISI
  3. NE İÇİN NE OLMALI…

NE İÇİN NE OLMALI…

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Örnek Resim

Sermaye emek çatışması, bilindiği üzere emeğin sömürüsüne dayanır. Sermayeyi var eden emek gücü, kendi elleriyle yarattığı sömürü sistemine hizmet etmeye başladığından beri sermayenin esiri olmuştur. Yoktan var olan sermaye nasıl oldu da emeğin sömürüsüne dönüştü? Sermayeyi var eden emek gücü nasıl oldu da belli bir ücret karşılığında ortaya koyduğu artı değeri (kâr) sermayenin büyümesine, emeğin gücünün de küçülmesine neden oldu? Nasıl oldu da toplumun çalışan iş gücü sayısal oranda büyürken, sermaye sahibi patronların sayısı aynı oranda küçüldü? Bu denklemde işçi sınıfı içinde işsizlik oranının, sermayenin büyümesiyle ters orantılı olarak büyüdüğü dönemlerde, doğru orantılı olarak da aslında sermayenin de bir nevi küçüldüğünü bizlere göstermektedir. Çalışan sabit gelir, patron zengindir; işsizlik ekonomiye yük getirir. Burada dengeyi bozan gelir eşitsizliği ve işsizliktir.

Bir ülkede işsizlik oranının artması, istihdamın aslında her geçen gün azalmasıyla doğru orantılıdır. Bir kilo kıymayı köfte yapmak üzere sermaye olarak alalım. Bu kıymanın köfteye dönüşmeden önceki durumunu sıfır noktası olarak kabul edersek, sıfır noktasında olan sermayenin çoğalması için katkıya ihtiyacı olduğu aşikârdır. Sonradan sermayenin içine giren bayat ekmek, sermaye olan kıymada artı değere dönüşür. Başlangıçta kıyma tek başına bir değerken, bayat ekmeğin kıymayla yoğrulması neticesinde artan oran kârdır. Bu artı değer kıymayı köfteye dönüştürür. Köfteyi yoğuran emek gücü her defasında aynı işi yapar ama aynı oranda kâr elde edemez. Kâr elde eden sermayenin sıfır noktası kabul ettiğimiz kıymadır.

Kıyma köfte olarak çoğalırken, çoğalan miktarıyla köfte aynı zamanda sermayeyi (kıymayı) kurtarır ama kendisi köfte olarak kalır. Elde edilen kâr tekrar kıymayı kıyma olarak satın alır; üstelik de sıfır noktasındaki sermaye olan kıyma, ettiği kârla daha fazlasını alma gücüne erişir. Bu da daha fazla kıyma (sermaye), daha fazla köfte (kâr) olur. Kâr, yani artı değerin ürettiği fayda sermayeyi büyütürken, sermaye sıfır noktasında ihtiyaç duyduğu kârı sağlayan emeğin alım gücünü aynı oranda küçültür. Kim kimi var etmiştir, kim kimi ayakta tutar aslında ortadadır.

Lakin sermaye, elde ettiği kârı başka alanlarda sermaye olarak yeniden kullanma özgürlüğüne sahiptir. Birçok sermaye bazen bir tek sermaye sahibine aittir. Fakat artı değer sağlayan kâr tam tersi bölünür, dağınıktır, özgür değildir; kârı sağlayan emek gücü belki de farklı iş kollarında aynı sermaye için çalışır. Çalışanlar kâr (artı değer) sağlar, sermayeyi büyütür; kendiside sayısal oranda sınıfsal üstünlüğe erişir. Ama bu üstünlük hiçbir yerde ve hiçbir şekilde mutlak ekonomik rahatlığa ve refaha dönüşmez. Kâr, sermayeye verdiği emeğinin karşılığını aynı oranda alamaz.

Bu sermaye–kâr çelişkisi siyasi boyutta seçen–seçilen ilişkisiyle daha da üst seviyeye taşınır. Ezilen sınıf hep ezen sınıfa karşı hayatta kalma mücadelesi verir; bazen bu ezikliğin sebebi kendi elleriyle var ettiği sistemin ta kendisidir. Tabii bu var oluş koşulsuz bir beklentinin sonucudur. Sonuca varan her beklenti zamanla bir bağlılık yaratır; bu durum süresi uzayan yönetimlere karşı bağımlılığı da beraberinde getirir. Gücünü seçmenden alan her yönetim, bu gücü elinde tutmak için sermayesi oy olan yönetimler seçmen kitlesini büyütür, aynı zamanda da muhalif seçmeni kendi arasında ayrıştırmaya ve kendi seçmeniyle de çatıştırmaya çalışır.

Bu çatışma, sermayesi oy olan yönetimlerde mağdur siyaseti doğurur. Mağdur siyaseti her zaman mağduriyeti yaşayan seçmenin kendinde gördüğü bir olgudur. Bu olgu, dürtüsel olarak aslında muktedir olan ama mağdur algısıyla kendine bir konfor alanı yaratan yönetimler kendi iktidarını büyütüp zenginleştirirken, aynı oranda seçmenin hayat şartlarını zorlaştırır, seçmeni fakirleştirir. Fakirleşen seçmen artık seçtikleri iktidardan, yıllar içinde kaybettiği ekonomisine ve sosyal statüsüne yeniden kavuşmayı diler. Şunu bilmek gerekir: dilek ve temenniler, elinizde olmayan ve muktedir olandan talep edilen şeylerdir. Gerçek olan ise üretimden ve yönetimden gelen gücün kendi iradende olduğunu bilmendir. Bunu bilmedikçe seçmen yönetilmez, idare edilir; sermaye kendini büyütür, emek küçülür. İktidarlar kendini büyütür, seçmen küçülür.

SAKINCALI PİYADE

Hüseyin Ağaoğlu

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
NE İÇİN NE OLMALI…
+ -

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.
Bizi Takip Edin