Üzerinden 30 yıl geçmiş olmasına rağmen etkilerini hala yaşadığımız bu cinayetler dizisini anlamak için, tarihi geriye sarmak, 12 Eylül darbesinin sebeplerine gitmek gerek.
12 EYLÜL DARBESİNİN SEBEPLERİ
1-) 1960’larda ve 1970’lerde gençliğimizin fırtınaya dönüşen, Amerikan askerlerinin denize dökülmesini de içeren vatansever yükselişi, ABD’nin sadece ülkemizde değil, bölgedeki planları için de sorun olmaktaydı.
2-) 1970’lerde Türkiye sanayide de Amerika’dan uzaklaşıyor, hatta SSCB ile yakınlaşıyordu. İskenderun Demir Çelik Fabrikası, Seydişehir Alüminyum Fabrikası gibi dev tesisler SSCB tarafından yapılmıştı. ABD Türkiye’nin bu yönelişinden fazlasıyla ürktü.
3-) 1974 yılında Ecevit’in önderliğindeki Kıbrıs çıkarması, sadece Yunan megali ideasına ve Rum ırkçılığına darbe vurmamış, Batı emperyalizmini ürküten üçüncü önemli gelişme olmuş, hatta ABD ve İngiltere’ye de Doğu Akdeniz’de tarihi değerde bir darbe indirmişti.
4-) Türkiye’den Amerika’yı ürküten dördüncü büyük adım, 25 Temmuz 1975 tarihinde Başbakan Demirel’in ABD’nin Türkiye’deki 21 askeri üssünü kapatması olmuştu.
5-) Hatta ABD, Türkiye’den yediği bu darbelerle de kalmamış, 1979’da İran’dan da kovulmuştu.
İran, hem kendisi önemli bir petrol ülkesiydi, hem de Basra körfezi gibi önemli petrol havzasını kontrol ediyordu.
İran, Hazar Denizi ile hem Kafkas ülkelerine, Türki cumhuriyetlere, Afganistan üzerinden Asya’nın içlerine, hem de Rusya’ya uzanabilme olanağı idi.
Amerikancı Şah iktidarının devrilmesi, Amerika’nın bütün bu olanakları yitirmesine yol açmıştı.
6-) İran’dan sonra Türkiye gibi stratejik değeri çok yüksek bir ülkeyi de yitirmek, Amerika’ya sadece Asya kapısının değil, Doğu Akdeniz’in, Karadeniz’in de kapanması demekti. Hatta İsrail’in güvenliği artık Türkiye’ye bağlı hale geliyordu.
ABD 12 Eylül darbesini, bütün bunların telaşı ile yaptı.
12 EYLÜL DARBESİ İLE OPERASYONLAR
Türkiye’den ABD ve NATO karşıtı bir kalkışmanın tekrarlanmaması için Amerika, 12 Eylül darbesi ile çok yönlü operasyonları başlattı.
1-) Gençliğin anti-emperyalist bilinci ve örgütsel olanakları, milyona varan tutuklamalar, idamlar, ağır işkenceler ve uzun hapisliklerle kırılmaya çalışıldı.
2-) Kemalist subayların bir kısmı çeşitli gerekçelerle ordudan uzaklaştırıldı.
3-) Türklük ve bağımsızlık bilincinin Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu gibi üretim merkezleri amaçlarından uzaklaştırıldı.
4-) Ilımlı İslam denilen Amerikancı dinciliğin önü açıldı. Devrimci ve Atatürkçü bilince karşı dincilik teşvik edildi, büyük olanaklar sunuldu. Okullarda din dersleri zorunlu hale getirildi, FETÖ ve diğer tarikatlar hızla güçlendi.
5-) Emperyalizmin Özal eliyle darbe öncesinde, 24 Ocak’ta uygulamaya niyetlendiği 24 Ocak Kararları için, elverişli ortam hazırlandı. Kemalist Milli ekonominin tasfiyesi süreci başlatıldı.
Bütün bunlar 12 Eylül darbesi ile uygulamaya konulan emperyalist planların ilk evresi idi.
DARBENİN İKİNCİ EVRESİ
İkinci evre 1983 yılında Özal hükümeti ile başlatıldı.
1-) Atatürk’ün cumhuriyet ekonomisi ile kurduğu kamusal milli sanayinin ve milli tarımın tasfiyesi için hızlı bir özelleştirme saldırısı başlatıldı.
2-) Türk sanayi ve tarımını yabancı tekellere karşı koruyan önlemler yok edildi. Yabancı tekellere sınırsızca iç pazarı işgal edebilme olanağı sunuldu.
3-) Tarımsal nüfus hızla azaltılmaya, Türkiye’nin tarımdaki kendine yeten gücü hızla kırılmaya başlandı. Bu amaçla tarımsal kitlerin özelleştirilmesi öne alındı. Gübre, yem, süt, et fabrikaları, zirai donatım kurumları satıldı veya kapatıldı. Tarıma destekler azaltıldı. Köylünün köyünde barınamadığı, ekemez, dikemez, besleyemez olduğu süreç başlatıldı.
4-) Tarikatlar, özellikle de CIA’nın örgütü olan FETÖ, devlet olanakları ve yol vermelerle daha da güçlendirildi, faaliyetleri daha da hızlandırıldı.
5-) Ulus devletin çözülmesi, mahalli idarelerin güçlendirilmesi, eyalet sistemine giden yolun daha da açılması için adımlar hızlandırıldı.
6-) PKK, Özal’ın gönderdiği elçileri ve APO ile yaptırılan tam sayfa gazeteci söyleşileri ile sayesinde meşru hale getirilmeye çalışıldı.
7-) Aynı dönemde Irak’ta Barzani, Özal ve Amerika desteği ile bölgesel idaresini güçlendiriyordu.
SALDIRIDA ÜÇÜNCÜ EVRE VE 90’LARIN CİNAYETLERİ
Ancak ABD bu kadarla yetinmek istemiyordu.
“Küreselleşme” diye evrensel bir saldırı da başlatmıştı. Ulus devletler moda idi. Bu moda bitmiş, dinler ve milliyetler çağı başlamıştı. Bu sebeple mazlumlar dünyasındaki ulus devletleri etnik ve dinsel gruplara, küçük devletçiklere ayrıştırmak lazımdı. Türkiye de Kemalist devletten vazgeçmeli, Kürtlere, Alevilere, Çerkezlere vs. yani isteyen herkese devlet kurma olanağı vermeli, en azından bu toplulukların egemen olacakları eyalet düzenine geçmek lazımdı. Bu yüzden de üniter devleti dağıtmak, devletin ekonomideki merkezi ve birleştirici rolünü tasfiye etmek, devleti ekonomiden tamamen çıkarmak lazımdı.
Türk Ordusunu Kıbrıs’tan çıkarmak lazımdı. TSK’yı küçültmek, mahalli idarelere kendi güvenliğini sağlama olanağı vermek lazımdı. Merkezi devletin bütün yetkilerini ve olanaklarını mahalli idarelere devretmek lazımdı.
Ancak Türk Ordusu direniyordu. Özelleştirmelerin ilk yıllarında şoke olan işçi sınıfı ve sendikalar direniyordu. Kemalist aydınlar direniyordu.
Türk devleti ve milleti bütündü. Etnik, dinsel ve mezhepsel gruplara parçalanamazdı. Bağımsız ve kamusal ekonomisi tasfiye edilemezdi. Tarikatlara yol verilemez, laiklik köreltilemezdi.
90’lı yıllar, toplumun işte bu direnç noktalarına, cinayetler kitlesel katliamlarla saldırı yıllarıdır.
Bu saldırıları şu başlıklarda sınıflamak mümkün;
A-) KEMALİST ÖNDERLİĞE SALDIRI
Amerikancı sistem, en büyük saldırıyı Kemalist aydınlara, önderlere yaptı.
Toplumu onlar uyandırıyor, onlar bilinçlendiriyordu. Toplumun mücadele azmi, direnci Kemalist damar sayesindeydi. Önderleri kırmak, Atatürkçülüğü raydan çıkarmak lazımdı.
Kontrgerilla’nın cinayet ve katliamlar dönemi başlatıldı. Kemalist aydınlar peş peşe öldürülüyordu.
● 31 Ocak 1990’da Atatürkçü Düşünce Derneği Kurucu Başkanı Prof. Muammer Aksoy silahlı saldırı sonucu öldürüldü.
● 7 Mart 1990’da Hürriyet Gazetesi genel koordinatörü Çetin Emeç ve şoförü silahla öldürüldü.
● 4 Eylül 1990’da ilahiyatçı Turan Dursun öldürüldü.
● 6 Ekim 1990’da Prof. Bahriye Üçok, evine gönderilen bombalı paketle öldürüldü.
● 24 Ocak 1993’de Uğur Mumcu, arabasına onulan bomba ile öldürüldü.
● 21 Ekim 1999’da E. Kültür Bakanı Prof. Ahmet Taner Kışlalı, evinin önünde arabasına binerken bombalı saldırıyla öldürüldü.
CHP ve DSP’de Dönüşüm
Eşzamanlı olarak Kemalist kökenli partilerde, CHP ve DSP’de de önemli değişmeler oluyordu. Bırakalım Atatürk dönemi CHP’sinin programını savunmayı, 1980 öncesinin CHP’si bile değillerdi. Neoliberal partilerle, kendilerini sağda gören partilerle, dincilerle, 12 Eylül’ün hizasına uymuşlardı.
Amerikan emperyalizmini “stratejik ortak”, eşkıya NATO’yu “güvenlik şemsiyemiz” ilan ettiler.
Özelleştirmeleri savunmaya, hatta iktidar ortağı oldukları dönemde Özal’ın çizgisini hiç değiştirmeden sürdürmeye başladılar. Tarımda ve sanayide çok sayıda kurumun satışını ve kapatılarak yok edilmesini ortaklarıyla onlar da gerçekleştirdiler.
DSP “özgürlükçü laiklik” kavramını keşfetmiş, FETÖ’ye destek olaya başlamıştı. CHP ise, Baykal ile “türbana hoşgörüyü” başlatmış, Kılıçdaroğlu döneminde ise türbanın kamu kurumlarına sokulması için yasa önergesi vererek yasalaşmasını sağlamış, Kılıçdaroğlu’nun ağzından sık sık “laiklik tehlikede değildir” açıklamaları yapılmış, bununla da yetinmeyerek Türk Ordusunun “Cumhuriyeti kollama ve koruma görevinin” ortadan kaldırılması için girişim başlatmış, AKP’nin de desteği ile kaldırılmıştı.
CHP ve DSP’deki değişiklik, toplumun laiklik hassasiyetini köreltmekle kalmıyor, kendi tabanlarının bilinçlerini de bulandırıyor, gardlarını da düşürüyordu.
BÖLÜCÜLÜĞE YOL VEREN SALDIRILAR
Yeni emperyalist planın önemli amaçlarından biri, ulus devleti dağıtmak amacıyla toplumu etnik ve dinsel olarak parçalamaktı.
Bu amaçla PKK’ya destek veriliyor, onun sivil partisi Meclis’e bile sokuluyordu.
Dinsel ve mezhepsel kutuplaşma körükleniyor, bir yandan tarikatlar palazlandırılırken öte yandan vakıflarda, derneklerde örgütlenme, ibadethane açma olanağı verilen Aleviliğin dönüştürülerek içeriğindeki tarihsel devrimciliğin tasfiyesi için yoğun bir çaba yürütülüyordu.
Böylece bir yandan tarikatlar ve dinci çevreler, bir yandan da içlerinde sızan PKK’nın da etkisiyle Aleviler, Cumhuriyet, Atatürk ve Laiklikten uzaklaştırılmaya çalışılıyordu.
İşte bu dönemde, 12 Eylül öncesindeki Maraş, Sivas, Çorum katliamları ile amaçlanan mezhepler ve milliyetler arası savaş kışkırtmaları, 1990’larda yeniden sahaya sürüldü.
Mezhep kışkırtmaları hatırlayalım;
● 2 Temmuz 1993’de Sivas’ta Madımak oteline sığınan 33 aydın ve 2 yurttaş, oteli yakan yobaz güruh tarafından katledildi.
● 5 Temmuz 1993’de Erzincan’ın Başbağlar köyünde sadece Sünni kökenli oldukları için 33 köylü PKK tarafından öldürüldü.
● 12 Mart 1995’de İstanbul Gazi Mahallesinde Alevi ve Kürtlerin gittiği beş kahvehane ve bir pastane silahla tarandı. Alevi dedesi öldü, 25 kişi yaralandı.
● 24 Ocak 2001’de Uğur Mumcu Anma törenine giden Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan ve beraberindeki üç polis, Hizbullah’ın çapraz ateşi ile öldürüldü.
Laiklik karşıtı mevzi kendisini güçlü görmeye başlamıştı.
Refah Partisi’nin lideri Erbakan, Meclis kürsüsünden Cumhuriyete, laikliğe ve halka meydan okuyordu adeta. 13 Nisan 1994 tarihinde Refah Partisi Meclis Gurup Salonu kürsüsünde konuşan Necmettin Erbakan şöyle diyorsu: “Refah Partisi iktidara gelecek, adil düzen kurulacak! O halde sorun ne? Geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı? Tatlı mı olacak, kanlı mı?.”
PKK VE BÖLÜCÜLÜK
Amerika’nın içimize yerleştirdiği Kontrgerilla’nın, yani Gladyo’nun planıydı; Toplum dinsel, mezhepsel ve milliyetler olarak kutuplaştırılacak, hatta birbiriyle çatıştırılacak, millet parçalanacak devlet dağılacaktı.
Bu amaçla yapılan cinayetlerden bazıları;
● 18 Haziran 1991’de Sosyalist Parti Şırnak il yöneticisi İbrahim Sarıca, ‘polisiz’ diyenlerce kaçırılıp öldürüldü.
● 5 Temmuz 1991’de HEP Diyarbakır il başkanı Vedat Aydın, ‘polisiz’ diyenlerce evinden alınarak öldürüldü.
● 16 Ocak 1992’de HEP Siirt il başkanı Mehmet Demir, kaçırılıp öldürüldü.
● 21 Eylül 1992’de Musa Anter Diyarbakır’da öldürüldü.
● 25 Ocak 1993’de ÖZDEP Erzincan İl Başkanı Cemal Akar, kaçırılıp öldürüldü.
Sonra PKK’yı daha da meşrulaştıran, milliyetler arası çatlağı daha da büyütmeyi amaçlayan açılımlar geldi peş peşe. Özal döneminden başlayarak 2026 Türkiye’sine kadar defalarca…
EŞREF BİTLİS, ERGENEKON, BALYOZ OPERASYONLARI
Bölücülüğü palazlandırma, Türkiye’yi etnik devletlere parçalama, Barzanistan’dan sonra Türkiye’yi de parçalayarak İsrail’e yeni bir mevzi devlet kurma niyetini Türk Ordusu görmüş, kahramanca mücadele ile PKK’nın örgütsel gücü kırılmaya çalışılıyordu. Jandarma Genel Komutanı, bunun önderlerindendi.
● 17 Şubat 1993 tarihinde Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis, uçağı kontrgerilla tarafından düşürülerek öldürüldü.
● Ergenekon ve Balyoz Operasyonları ile Genelkurmay Başkanının bile terör örgütü üyesi diye içeri atılması, bu operasyonların devamı idi.
İŞÇİ ÖNDERLERİNE OPERASYON
● 6 Ağustos 1999’da Zonguldak büyük işçi hareketinin lideri, Türk-İş’in Genel Sekreteri ve Demokrasi Platformunu genel greve hazırlayan Şemsi Denizer öldürüldü. Türk-İş daha edilgen bir çizgiye savruldu.
SONUÇ
Uğur Mumcu’nun öldürülmesi, anma günlerinde çeşitli yerlere çağrılan konuşmacılar tarafından, bağımsız bir olay gibi sunuluyor.
Bütün bu sürecin parçası olduğu, bizzat Amerikan operasyonu ile öldürüldüğü anlatılmıyor.
Sadece gerçeklerin üzerine giden cesur bir Atatürkçü gibi anlatılıyor.
Evet, Uğur Mumcunun şahsına dair söylenenler doğrudur. Cesurdur, iyi bir Atatürkçü, iyi bir araştırmacıdır.
Ancak bu özellikleri öldürülme sebebinin sadece cılız bir tarafıdır.
Konuşmacılar, bırakalım 12 Eylül ile başlayan emperyalist operasyon evrelerinin anlamını izah etmeyi, Uğur’un öldürüldüğü yılların analizini yapmıyorlar, hatta, öldürülen diğer Atatürkçü aydınlarla bile anlamlı bir bağ kurmuyorlar. Onlar için de sadece önemli Atatürkçülerdi diye bireysel tanımlar yapılıyor.
Sonuç olarak belirtmek lazım ki,
Uğur Mumcu cinayeti, sadece önemli belgeler açıklayan bir Atatürkçü aydın gazetecinin tasfiyesi değildir.
1-) Diğer Atatürkçü aydınların katledilmesinin devamıdır.
2-) 90’larda öldürülen Atatürkçüler, ABD emperyalizminin ve Gladyo’nun 90’lardaki amacının hedefiydiler. O dönemdeki diğer operasyonlar zincirinin uzantısıdır.
3-) ABD emperyalizminin toplam olarak 1990’lardaki operasyonları ise öncesi ve sonrasındaki gelişmelerin parçasıdır. 1990’lardaki siyasi cinayet, katliam ve operasyonlar, 12 Eylül darbesi ile başlatılan Amerikancı sürecin üçüncü evresi idi.
4-) Bu evre, ekonomik olarak çökertilmiş, ulusal direnme olanakları zayıflatılmış, Kemalist birikimin önemli darbelerle geriletildiği, mahalli idareler ve bölgesel yönetimlerle üniter devletin dağılmaya başladığı dördüncü evrenin kapısını açmak içindi.
Niyet bu idi…
Ama planı yapan emperyalist merkezler, Türkiye’yi, Kemalist Devrimi, Türkiye’nin direnme potansiyelini hafife aldılar.
Uğur Mumcular, Bahriye Üçoklar, Turan Dursunlar, Eşref Bitlisler boşuna ölmedi.
Mehmet Akkaya


















