İçinde bulunduğumuz feci durumun “Kök Sebebi” nedir?
Hangi “Ana Sebep” bizim kurumlarımızı, kurallarımızı alt-üst yaptı?
Yargı mı? Eğitim mi? Terbiyesizlik mi?
Sosyolojik ve Hukuki açıdan baktığımızda, bu üçlünün merkezinde duran ve diğerlerini domine eden temel direk Yargı ve Hukuk Düzenidir.
Neden Hukuk Kök Sebeptir? Gelin bir domino etkisi gibi düşünelim!
HUKUK, “Oyunun Kurallarıdır.”
Bir toplumda eğitim sisteminin kalitesini belirleyen şey müfredat değil, o müfredatı liyakatle yönetecek sistemdir. Eğer Hukuk (Kurallar ve denetim)
işlemiyorsa,
-Eğitimde liyakat ölür, torpil (Mülakat) geçerli olur.
-Terbiye dediğimiz toplumsal etik zayıflar. Çünkü dürüst kalmanın bir ödülü, kural çiğnemenin bir cezası kalmaz.
-“Cezasızlık duygusu” terbiyeyi bozar.
İnsan, doğası gereği kuralların sadece “saf ve güçsüzler” için olduğunu hissettiği an, kendi çıkarını korumak adına nezaketi ve ahlakı bir kenara bırakır.
-Yere çöp atmanın cezası yoksa, yere çöp atmamak bir “terbiye” meselesinden çıkıp “enayilik” gibi görülmeye başlar.
-Trafikte kural çiğneyen cezalandırılmıyorsa, kurala uyan kişi kendini mağdur hisseder. Bu da toplumsal cinneti ve terbiyesizliği besler.
EĞİTİM, Hukuk Güvencesiyle anlam kazanır;
Eğitimli bir genç, “Okusam da, en iyi dereceyi yapsam da mülakatta eleneceğim” diye düşünüyorsa, o ülkede eğitim sistemi çöker. Bu durumda “Kök Sebep” eğitimin kalitesizliği değil, o eğitimi anlamlı kılacak olan fırsat eşitliği ve hukuki denetimdir.
-Hukuk sarsılırsa, kurallar esner, liyakat kaybolur.
-Eğitim çürür, Bilgi yerine “tanıdık” değer kazanır, nitelik düşer.
-Terbiye (Etik) yok olur. Toplumda “Her koyun kendi bacağından asılır” mantığı yerleşir, nezaket ve kurallara uymak zayıflık sayılır.
Birleşmemiz gereken nokta;
Adalet mülkün (Devletin ve Toplumun) temelidir.
Temel sarsıldığında üstündeki katlar (Eğitim ve Terbiye) ne kadar lüks ve iyi niyetli inşa edilirse edilsin bina yan yatmaya mahkumdur.
İçinde bulunduğumuz durumun “Kök Sebebi” Hukuk üstünlüğünün çok zayıflaması ve iktidarın “Hesap Verilebilir” olmaktan kaçınmasıdır…
CB Erdoğan, Savcı Bakan Gürlek, İskilipli Çiftçi;
Sizlerden çok daha fazla bilgili, çok daha fazla demokrat, çok daha fazla
vatansever büyükleriniz var. Tecrübeli, düşünen ve emperyalistlerin değil
Türk Milletinin yararına çalışan bu insanlar sizleri izliyor.
Yarın hepsi, Yüce Divan’da aleyhinize şahitlik yapacaklar. Sizler de İtalya’da Doktora veren “Ya Hak Bilal” ile kendinizi savunursunuz…
Sağlık ve başarı dileklerimle 23 Şubat 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Kurucu Genel Başkanı
ANA VE YASA
“Anayasa” sözcüğü, “YASA” ve “ANA” sözcüklerinin bir araya gelmesi nedeni ile diğer tüm yasaların anası olan, onlara kaynaklık eden, yasaların temeli “Esas olan Yasa” demektir.
Anayasa devletin temelidir. Yani devlet anayasaya göre biçimlenir, kurulur ve işler. Aynı zamanda anayasa, vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini de güvence altına alır.
Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, tüm idare makamlarını, diğer kuruluşları ve vatandaşların tamamını bağlar…
Erdoğan ve AKP, yukarıda yazılan bu üç paragrafa gerçekten inansalar ve icraatlarını anayasaya uygun olarak yapsalar, inanın hiç kimsenin bunlarla bir sorunu olmaz, bunların anayasayı değiştirme çabalarına da ilke bazında kimse karşı çıkmaz!
Fakat Erdoğan ve AKP’nin, anayasa ile genelev önünde nöbet bekleyen Bekçinin vukuat defterini sürekli olarak karıştırmaları tüm toplumu çok rahatsız ediyor! Toplumdaki huzursuzluğun ve karmaşanın en önemli nedeni, devleti yönetenlerin anayasa ve yasalara uymak istememeleridir!
Erdoğan ve AKP anayasaya uymayacaklar, fiili kanunsuzluk hali yaratacaklar, sonra da Bahçeli’yi ve MHP Milletvekillerini, DEM Milletvekillerini esir alarak, anayasayı fiili kanunsuzluğa uyduracaklar!
Buna “Devlet gücüyle anayasanın ırzına geçmek” denir…
O zaman da, “Genelevde çalışan fahişenin poposu don tutmazmış” sözü gerçek olurmuş…
Erdoğan ve AKP’nin birlikte “Anayasaya tecavüz etmelerinin” son kanıtlarından birini açıklayalım;
Olağanüstü Hal, Anayasal bir kurum mudur? Evet.
Kaynağını anayasanın 120 ve 121’inci maddelerinden alır.
Herkes buna uymalı mıdır? Evet.
Bu maddelere göre, KHK’lar aynı gün içinde Resmî Gazetede yayınlanıp, yine aynı gün içinde TBMM’ye gönderilmeli midir? Evet.
TBMM İçtüzüğünün 128’inci maddesi; “KHK’lar ivedilikle ve en geç 30 (OTUZ) gün içinde görüşülür ve karara bağlanır” diyor mu? Evet.
Peki, AKP ne yapmış? Anayasa ve TBMM İçtüzüğüne uymuş mu?
O günkü TBMM İçtüzüğüne uyulmayan KHK’lardan ikisini seçip tarihleriyle verelim;
670 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi; 17 Ağustos 2016- 180 (YÜZ SEKSEN) gündür görüşülmemişti!
672 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi; 01 Eylül 2016- 127 (YÜZ YİRMİ YEDİ) gündür görüşülmemişti!
Aziz Türk Milleti;
Bu KHK’lar (Kanun Hükmünde Kararnameler) Anayasa ve TBMM İçtüzüğü emrine uymayan “Sakat Kararnamelerdir.”
Bu kararnamelerle, devletin yönetim şekli değiştirilmiş, TBMM devre dışı bırakılmış, onbinlerce insan işinden olmuş, Türk Ordusu köklerinden kopartılmış ve Yüce Divanlık çok sayıda suç işlenmiştir.
Şimdi aynı Erdoğan ve AKP, yanlarına yardımcıları Bahçeli’yi ve DEM’i alıp Türkiye’yi dikta yönetimine götürecek, eyaletlere ayıracak yeni anayasa yapacaklar ha! Ve yapacakları anayasa Türk Milleti tarafından kabul edilirse, bu defa uyacaklar ha! Güldürmeyin insanı!
Sağlık ve başarı dileklerimle 22 Şubat 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Kurucu Genel Başkanı


















