2024 yılı, Türkiye’nin ekonomik ve mali yapısının sancılı bir dönüşümden geçtiği bir yıl olarak tarihe geçti. Özellikle seçim sonrası oluşan siyasi atmosfer, ekonomideki belirsizlikleri daha da derinleştirirken, halkın alım gücü ve refah seviyesinde ciddi gerilemelere yol açtı. Bu yazıda, 2024 yılının mali durumunu değerlendirirken, yoksullaşma, ücretler ve gelir dağılımındaki adaletsizliklere değinip, 2025 yılına dair öngörülerimi paylaşacağım.
2024: Kırılgan Bir Ekonomik Dönem
2024, artan enflasyon, yükselen faiz oranları ve Türk Lirası’nın değer kaybıyla anılan bir yıl oldu. Özellikle seçim öncesi uygulanan popülist politikaların faturası, seçim sonrası dönemde halkın omuzlarına yüklendi.
1. Enflasyon ve Alım Gücü
Resmi enflasyon oranları %50’nin altına çekilmeye çalışılsa da, gerçek enflasyonun çok daha yüksek olduğu aşikar. Market raflarında artan fiyatlar, temel gıda ürünlerine erişimi bile zorlaştırdı. Asgari ücret artışları hayat pahalılığı karşısında yetersiz kaldı. Özellikle dar gelirli kesimler, temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlandı.
2. Yoksullaşma ve Gelir Dağılımındaki Adaletsizlik
2024, yoksulluğun geniş kitlelere yayıldığı bir yıl oldu. Türkiye’de gelir dağılımındaki eşitsizlik, derinleşerek ekonomik ve sosyal bir kriz haline geldi. Yüksek gelirli kesimler, dövize ve gayrimenkule yönelerek servetlerini korurken, düşük gelirli kesimler borçlanmaya ve tasarruflarını tüketmeye mecbur kaldı. Özellikle çocuk yoksulluğu ve kadın yoksulluğu gibi sosyal problemler, giderek daha görünür hale geldi.
3. Bütçe Açığı ve Borçlanma
Türkiye’nin bütçe açığı, öngörülerin üzerinde bir seviyeye ulaştı. Kamu harcamalarındaki plansız artış ve vergi gelirlerinin yetersizliği, hükümeti daha fazla borçlanmaya itti. Ancak bu borçlanma, yüksek faiz oranlarıyla birlikte sürdürülebilir olmaktan uzak bir görünüm sergiliyor.
4. Ücretler ve Çalışan Hakları
2024, çalışanların reel gelirlerinin eridiği bir yıl oldu. Özel sektörde ücret artışları, enflasyon oranlarının çok altında kalırken, kamu sektöründe de maaşlar yetersiz kaldı. Çalışma koşullarındaki kötüleşme ve iş güvencesinin azalması, işçi sendikalarının taleplerini daha da artırdı.
5. Dış Ticaret ve Cari Açık
İhracatın yavaşlaması ve ithalatın artması, cari açığı yeniden büyüttü. Özellikle enerji ithalatına bağımlılık, döviz rezervlerini eritirken, döviz kurlarındaki dalgalanmalar dış ticaret dengelerini bozdu.
2025: Daha Zor Bir Yıl mı Geliyor?
2025 yılına girerken, ekonomik toparlanma için yapılması gereken yapısal reformlar hâlâ gündeme alınmış değil. Bu durum, 2025’in mali anlamda daha zor bir yıl olabileceğine işaret ediyor.
1. Vergi Yükü ve Yeni Zamlar
Hükümetin bütçe açığını kapatmak için 2025’te daha fazla vergi artışı ve zam yapması bekleniyor. Özellikle dolaylı vergilerin (KDV, ÖTV) artması, halkın üzerindeki yükü daha da ağırlaştırabilir. Bu durum, gelir dağılımındaki eşitsizliği daha da derinleştirebilir.
2. Yoksulluk ve Sosyal Gerilim
Ekonomik sıkıntılar, toplumsal huzursuzlukları artırma potansiyeline sahip. İşsizlik oranlarının yükselmesi ve gelir adaletsizliğinin derinleşmesi, sosyal gerilimleri tırmandırabilir. Yoksulluk sınırının altındaki nüfusun artması, sosyal yardımlara olan ihtiyacı büyütürken, bu yardımların sürdürülebilirliği de sorgulanabilir hale geldi.
3. Yatırımcı Güveni
Ekonomik ve siyasi belirsizlikler, yabancı yatırımcıları Türkiye’den uzaklaştırmaya devam ediyor. Bu durum, döviz girişini sınırlarken, ekonomik büyüme hedeflerini de baltalıyor.
Çözüm: Şeffaflık ve Yapısal Reformlar
Türkiye’nin ekonomik krizden çıkış yolu, kısa vadeli popülist politikalar yerine, uzun vadeli yapısal reformlardan geçiyor. Hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve liyakate dayalı bir ekonomi yönetimi, hem iç hem de dış yatırımcı güvenini artırabilir.
Öneriler:
• Gelir Dağılımında Adalet: Vergi sisteminde adalet sağlanarak, düşük gelirli kesimlerin üzerindeki yük azaltılmalı. Servet vergisi gibi uygulamalar tartışmaya açılabilir.
• Asgari Ücret ve Çalışan Hakları: Asgari ücret artışları, enflasyon oranlarının üzerinde belirlenmeli ve çalışanların reel gelirleri korunmalı.
• Üretim Ekonomisine Geçiş: İthalata bağımlılık azaltılarak, yerli üretim teşvik edilmelidir. Özellikle tarım ve sanayi sektörlerinde verimliliği artıracak politikalar benimsenmelidir.
Sonuç
2024’te yaşanan ekonomik sıkıntılar, 2025 için ciddi dersler içeriyor. Ancak bu dersler alınmaz ve gerekli adımlar atılmazsa, Türkiye’nin ekonomik geleceği daha da karanlık olabilir. Halkın dayanma gücü tükenirken, ekonomik adalet ve refahın yeniden tesis edilmesi, her zamankinden daha acil bir ihtiyaçtır. 2025 yılı, ya kayıp bir yıl olarak tarihe geçecek ya da Türkiye’nin ekonomik yeniden doğuşunun başlangıcı olacaktır.
Duran Bülbül