3D ve AKP

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Örnek Resim

Değerli okurlar, 100 yıllık tarihimizde siyasilerin davranışlarını ele aldığım biraz uzun olan bu yazımı hafızalarımız tazelensin diye sonuna kadar okuma sabrını göstermeniz halinde geleceğe yönelik tercihlerinize ışık tutacağına inanıyorum. Çeyrek asırdır iktidarı elinde tutan AKP ve koşulsuz destekçilerinin, ABD başta olmak üzere emperyal güçler karşısında diz çökmesi sonucudur ki, günümüz Türkiye’sinin her alanda kaybının Osmanlı’nın Cumhuriyet öncesi durumuyla bire bir örtüşmesi tesadüfi değil teslim olmanın göstergesidir. Emperyalizme karşı son 100 yılda yönetimde yer alanlar ele alındığında liderlerin davranış ve uygulamalarındaki başarı oranını etkileyen ana etkenin emperyalizmin dayatmalarının olduğu görülmektedir. Bu nedenle ben bu 100 yılın sonunda vatandaşların günümüz iktidarının nerede durduğunu 3D ile açıklamaya çalışacağım. Nedir 3D;

Diz çöktürenler (Atatürk dönemi)

Direnenler          (Ecevit, Demirel, Erbakan dönemi)

Diz çökenler        (Erdoğan dönemi)

Bu tanımlamamda dayanak noktası emperyal güçler karşısında Türkiye ve Türk milletinin çıkarları doğrultusunda yönetimlerin kendi dönemlerinde sergilediği davranışlardır. Emperyalizme Ülkenin çıkarları doğrultusunda her alanda diz çöktüren Atatürk dönemi, emperyal güçlerin dayatması ve ülkenin çıkarlarının korunması arasında sıkışan ve direnen Menderes, İnönü, Demirel, Ecevit ve Erbakan dönemi, Emperyal güçlerin talepleri karşısında ülkenin çıkarlarını gözetmeyen diz çöken Erdoğan dönemi…

Değerli okurlar, ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı ambargoları incelediğimiz zaman ABD kendi çıkarını ve menfaatlerini daima ön planda tutuyor. Türkiye kendi, ulusal güvenliği için oluşan tehditleri önlemek istediğinde ABD ile ters düşüyor. Çünkü ABD gerektiğinde sahibi olduğu gücü kullanacağı yönünde alenen tehdit ediyor. Gelin bizde; yönetimlerin bu tehditlere karşı davranışlarındaki farklılıkları ortaya koyan 3D formülünü açalım.

Diz çöktürenler dönemi: Ulu önder Atatürk’ün önderliğinde kazanılan Büyük Taarruz geri kalmış ülkeler(Hindistan, Cezayir, Tunus ve Mısır) için kurtuluş umudu aşılarken, Dünya şaşakaldı. Dünyanın dörtte üçüne egemen emperyalizmi, yoksul Türkiye, bir avuç insan, denize döktü, hülyalarıyla birlikte. Yüzyıllık bir hazırlıktır Sevr. Bir anda yırtılıp gitti. Tam bağımsızlık ve antiemperyalizm, bir bağımsızlık savaşının sonucunda kurulan Cumhuriyet’in temelidir, olmazsa olmazıdır. Atatürk o nedenle emperyalizmin işgalinden kurtulup, emperyalizmin sanayisine, teknolojisine, finans kaynaklarına, dolayısıyla kültürüne bağımlı olmamak için, hep uyanık olmak, çok çalışmak gerektiğini vurgulamıştır. Çünkü; vatan toprakları silahlı işgalden kurtarılsa bile, eğer toplum ulusal bilinçten yoksun ise o devletin bağımsız olması, bağımsızlığını koruması olanaksızdır. Er geç yine, yeniden emperyalizmin pençesine düşecektir. Açık olmasa da örtülü işgale uğrayacaktır. Emperyalizm gerektiğinde, finans gücüyle, sanayi ürünleriyle, eğitim ve kültür kurumlarıyla yeniden, üstelik daha sinsi ve kalıcı bir şekilde etkisini artıracaktır.

Bu yüzden Atatürk, hem tek tek yurttaşların özgür, bağımsız, bilinçli ve sorumluluk sahibi olması gerektiğine dikkat çekmiş; yurt, ulus ve tarih bilinciyle yetişmeleri gerektiğini belirtmiş; hem de milletin bağımsızlığının, iradesinin, egemenliğinin mutlak olduğuna inanmıştır. O nedenle Kurtuluş Savaşı’nı “Ya istiklal, ya ölüm” diyerek başlatmıştır. Emperyalizme diz çöktüren Atatürk; Eğitim, ekonomi, savunma alanlarında milli bir politika izlemiş ve ülkenin muasır medeniyetler düzeyine çıkarılması hedefine doğru hamleler yapmıştır.   

Türkiye içinde de Atatürk’ü en iyi anlayanlar ve savunanlar, tam bağımsızlık yanlısı, antiemperyalist, yurtsever, sözde değil özde yerli ve milli olan vatandaşlardır.  

Atatürk’ten sonra, Türkiye’nin sanayileşme hamlesinin, kalkınma iddiasının batılılar ve onların güdümünde olan siyasetçiler tarafından nasıl rayından çıkarıldığı bilinmektedir. 12.Eylül.1980 darbesinden sonra ise Türkiye tamamen Batı dayatmalarına açık hale gelmiş, 24 Ocak Kararları ile teslim olmuştur. Bu nedenle de sanayileşme ve tarımda umulan sıçramayı gerçekleştirememiştir. Öyle ki, Bir dönemler dünya ülkeleri arasında kendi kendini besleyen 7 ülkeden biri olan Türkiye, günümüzde samanı dahi ithal eder duruma gelmiştir.

Sözün özü: Atatürk sonrası ve özellikle AKP’nin yönetimde olduğu son 25 yılda Atatürk’ten uzaklaşmanın, Atatürk’e şaşı ve yan bakmanın, Atatürk’le arasına mesafe koymanın ve Cumhuriyet ilke ve devrimleri karşısında muhalif olmanın sonucu, Türkiye’yi dış müdahaleye açık, Türk toplumunu daha mutsuz, Türk ekonomisini daha kırılgan, Türk gençliğini daha umutsuz yapmıştır. O nedenle Atatürk’ün ilke ve devrimlerine sahip çıkmadan, antiemperyalist mücadele vermek imkansızdır. Çünkü; Türk Ulusu Kurtuluş Savaşı ile birlikte, sanki küllerinden yeniden doğmuş, dimdik ayağa kalkmış, ülkesini emperyalist düşman ittifakından kurtarmış, yepyeni bir uygar devlet kurmayı başararak, uygar uluslar kervanında yerini almıştır. Özgürlük, bağımsızlık, ulusal egemenlik ve vatan toprağımızın temel tapusu ise Kurtuluş Savaşından sonra, dönemin emperyalist ve işgal heveslileri ile yapılan ve perçinlenen Lozan  Barış Antlaşmasıdır.

Ancak üzülerek belirtmek gerekir ki; ülkemiz ve ulusumuz açısından Kurtuluş Savaşımız, Zafer Bayramı ve Lozan Antlaşmasının anlam ve önemini, neden ve sonuçları ile birlikte henüz yeterince anlayamamış kimi cahil (eğitimsiz) yurttaşlarımız, aydınlarımız (!) basınımız (!) ve siyasilerimiz vardır. Ancak güneş balçıkla sıvanmaz. Uygarlık güneşi uygarlık karşıtlarını bir gün mutlaka kör edecektir.

Direnenler dönemi:  Değerli okurlar, Türkiye’de 1971 yılına kadar haşhaş ekimi ile afyon üretimi yapılırken ABD’nin Türkiye’yi yasadışı uyuşturucunun kaynaklarından biri olarak suçlaması nedeni ile Ecevit Hükümeti ülkede haşhaş ekimini 26.06.1971 tarihli, 7/2654 sayılı Bakanlar Kurulu kararı yasaklamıştır. 1971’den 1974’e kadar süren bu yasak sırasında afyon üreten diğer ülkelerin üretimlerinde artış gözlenmiştir. Ülkemizde ise yaklaşık 1,5 milyon insanımız bu yasaktan olumsuz etkilenmiştir. 01.07.1974 tarihli, 7/8522 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 1974 sonbaharından itibaren ilaç hammaddesi ihtiyacının sağlanması amacıyla haşhaş ekimi ve afyon üretimi 7 ilde (Afyon, Burdur, Denizli, Isparta, Konya ilinin “Akşehir, Beyşehir, Doğanhisar ve Ilgın ilçelerinde”, Kütahya ve Uşak) serbest bırakılmıştır.  

ABD yönetiminin istememesine rağmen, Ecevit-Erbakan hükümetince gerçekleştirilen 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası, ABD misilleme olarak 3.Şubat.1975 tarihinde askerî yardımı keserek silah ambargosu kararı aldı,  Silah ambargosu adımına karşılık olarak da Türkiye, (İncirlik hariç) ABD üsleriyle ilgili ikili anlaşmaların uygulanmasını 25.Temmuz.1975 tarihinde Demirel hükümeti Bakanlar Kurulu kararnamesiyle tek taraflı olarak durdurdu. Bu kararla “Ülkemizde sayıları 21’i bulan tüm ABD üs ve tesisleri” kapatıldı. Ancak İncirlik Üssü’nün NATO görevlerinde kullanılmasına herhangi bir kısıtlama getirilmedi. 26.Eylül.1978 tarihinde dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter tarafından silah ambargosu kaldırıldı. Türkiye ile ABD arasında 29.Mart.1980 tarihinde imzalanan Türkiye-Amerika Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması 18.Kasım.1980 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından onaylandıktan sonra Türkiye’deki kapatılmış üs ve tesislerin yeniden ABD tarafından kullanıma açılması ise 12 Eylül generaller yönetimi tarafından alınan kararla mümkün olmuştur.

Türkiye’de ABD kullanımındaki üs ve tesislerin 25.Temmuz.1975 tarihinde kapatmakla ve bundan bir yıl önce de haşhaş ekim yasağını kaldırılmakla bir milli duruş sergilemiştir. ABD’nin NATO ittifakına rağmen sözde müttefiklik maskesi ile yürüttüğü politikalarla Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türklüğe 1955’lerden itibaren Kıbrıs konusunda, 1974’ten itibaren Ermeni iddiaları üzerinden, 1984’ten itibaren de bölücü terörle silahlı saldırılar yöneltilmiştir. Buralarda kullanılan EOKA, ASALA, PKK ve DEAŞ örgütlerinin en önemli destekçisi ABD olmuştur.  

Diz çökenler dönemi: ABD Irak operasyonu için Türkiye’de ABD askerlerinin konuşlandırılması talebine direnen Ecevit 27.Eylül-2.Ekim.1999 tarihleri arasında Başbakan olarak yaptığı tatsız ABD ziyareti sonrası Ecevit Hükümeti düştü. 2002 sonrası ABD’nin destek verdiği AKP iktidar oldu ve AKP iktidarının ilk işi, Irak operasyonu için 60.000 ABD askerinin Türkiye’de konuşlanmasına ve Karadeniz limanlarının bile ABD kullanımına izin veren tezkereyi TBMM’ne sevk etmek oldu. TBMM 1.Mart.2003 günü tezkereyi ret etti. ABD, ret kararından ordunun sorumlu olduğunu ilan etti. ABD askerleri misilleme olarak 4.Temmuz.2003 günü Irak’taki askerlerimizin başına çuval geçirildi. AKP iktidarı sessiz…  

Değerli okurlar, günümüze kadar AKP iktidarı ülke çıkarlarını gözetmeden, ABD başta olmak üzere Emperyal güçler ve yerli iş birlikçileri el ele vererek ne istediyse verdi, vermeye de devam ediyor. Tüm bu tavizlerin tek sebebi sahip olduğu gücü korumak ve ülkeyi orta doğu ülkesine dönüştürmektir.

2002 öncesinde dönemin siyasi liderleri, sokak jargonları kullanmak yerine politik bir üslupla davranış sergiliyordu. Zira uluslararası ilişkilerin hassasiyetini biliyor, bu tür ilişkilerin uzun vadeli dostluk ya da düşmanlık kültürüyle değil, esnek uzun süreli çıkarlar çerçevesinde ele alınması gerektiğini biliyorlardı. O dönemlerde kısmen de olsa devlet aklı galip gelmiş ve hükümetler yıkılması pahasına Türkiye çıkarları korunabilmiştir. Nereden nereye demeden edemiyor insan. Siyasal birikimleri sayesinde ambargoya karşı uyguladıkları üs kapatma kararları bile ülkemizi daha güçlü konuma taşıyan liderlerden, uluslararası ilişkileri evlilik ilişkisine benzeten siyasilere ve “Eyy Amerika” diyen siyasilere…

Bu ülkede artık siyasetin de, ekonominin de, sosyal dokunun da, tarihin de bir bütün olarak sahiplenilmesi ve geçmiş pratiklerden öğrenilmesi zorunludur. Çünkü bunun adı devletin kurumsallaşmasıdır. Maalesef ki bizde kurumsallaşmış bir devlet algısı bir türlü yaratılamadı. Bizde devlet, gelen hükümetlere göre nitelik değiştiriyor, yapısını değiştiriyor, stratejisini değiştiriyor. Başka bir deyişle bu ülkede devlet aklı 2002 sonrasında yerini iktidarda olan AKP liderinin aklına bırakıyor… Yani, Devlet aklının ve birliğinin olmadığı bugünün Türkiye’sinde yaşananların sonuçları da çok ağır oluyor. Özetle hatırlatalım;

ABD oval ofisten icazet alan AKP elbette iktidarlarını sürdürmek için içeride şahin, dışarıda kuş misali eylemlerle Emperyalizm emrinde bir aparat olarak varlığını günümüzde de devam ettiriyor. Aparat olmanın temelinde kişisel zafiyetler sonucu ki, ırak petrollerinin kaçak olarak nakledilmesinde aile fertlerinin olması tespit edilince Rusya’dan S-400 savunma sistemi alınmış ancak NATO üyesi olan ülkemizin bu savunma sistemini kullanamayacağı uyarıları üzerine sistem çürümeye terk edilmiştir.

ABD, Türkiye’nin S- 400 savunma sistemini almasına olan kızgınlığını ortağı olduğumuz F-35 projesinden atarak ifade etti. Hem F-35 projesinden ve bu işe ödediğimiz yaklaşık 1.5 milyar dolardan, hem de depolarda çürümeye terk edilen S-400 savunma sistemi ve bu iş için ödediğimiz 2.5 milyar dolardan olduk. Her iki konu hala sürüncemede. Ayrıca Erdoğan’ın mal varlığının araştırılması ABD temsilciler meclisince de onaylanmış ve ABD başkanının elinde koz olarak tutuluyor. Tüm bu işlerde ülke çıkarı varsa siz söyleyin. AKP neden ABD ve Rusya’ya karşı ülke adına bir eylem yapamıyor? Eee ipin ucu ABD’nin elinde…

Ayrıca cezaları kesinleşmiş olmalarına rağmen “ver papazı al papazı” diyen Erdoğan papaz rahip BRUNSON’U verdi ancak papaz Gülen’i geri alamadı, alman gazeteci Deniz Yücel’i de iade etti. Bu olaylarda ülkenin bir kazancı var mı?  Elbette yok. Ancak ülkenin itibar kaybı var… Başka, peygamber ocağı Türk Ordusunun genleriyle oynanmasının önünü açan FETÖ kalkışması, Kozmik odanın sırlarının afişe edilmesi vb. olaylar silsilesi ve son olarak da sözde “Teörsüz Türkiye” masalıyla KÜRT-TÜRK ayrıştırma ekseninde bebek katili APO seviciliği… Tüm bunlar mevcut sistemi ve aktörlerini korumak uğruna yapılıyor.

Halkbank Davası; Davada, Halkbank’ın İran’a yönelik ABD yaptırımlarının aşılmasına destek verdiği iddiaları ile ABD’de açılan Halkbank davası İddianamesinde, bankanın İran, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde kurulduğu öne sürülen paravan şirketler aracılığıyla yaptırımları deldiği ileri sürülüyor. Bu dava ile Türkiye yaklaşık 2 milyar dolar civarında bir ceza ile karşı karşıya. ABD, İran’a yapılacak kara harekatında Türkiye’nin yer alması işini şansa bırakmak istemiyor ki, Halkbank duruşmasını da 3 Mart’a almış… İşte tam bu noktada ABD ve İsrail İran’ı, İran da ABD üslerini vurmaya başladı… “ABD, İran’a askeri müdahalesi esnasında Türkiye’nin tam desteğini istiyor ve bunda oldukça kararlı.” Bu nedenle, ABD Irak’a müdahalede olduğu gibi işi şansa bırakmayacak ve İran’a karadan bir harekât söz konusu olursa Türkiye’nin desteği konusunda ABD Başkanı Trump, en ufak bir itirazı dahi duymak istemiyor. Emperyalizm karşısında diz çöken AKP iktidarının bu talep karşısında nasıl bir tavır alacağını göreceğiz. Sonuç ABD’nin elindeki kozlar bizlere AKP yönetiminin Emperyalizme diz çökeceklerini gösteriyor. Yanılmayı temenni ederim. Günün sonunda söylenecek şey; ATATÜRK; emperyalizme ve onun yerli uşaklarına diz çöktürmüş ilk ve tek liderdir. Emperyalistlerin ve onların yerli uşaklarının ona bugün kahpece saldırmalarının ve küfretmelerinin yegâne sebebi de budur! Sosyal medya ortamında da çok ağır hakaretler eden hainler ve bazı troller biz Yurtsevenlerin nezdinde, kendilerine vatan bırakan bu kahramana ve çok değerli silah arkadaşlarına nankörlük eden alçaklardır!  3.Mart.2026

Selam ve saygılarımla        

Cezmi Orkun

Doğru Parti Genel Başkan Yardımcısı

(Enerji, Tabii Kaynaklar ve Madencilik Politikaları Başkanı)

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
3D ve AKP
+ -

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.
Bizi Takip Edin