UKRAYNA’DA BARIŞ İSTENİYOR MU?

0
194

Ukrayna Savaşının veya daha doğru bir tanımlama ile Ukrayna üzerinden ABD’nin küresel hedeflerine yönelik sürdürdüğü Rusya ile olan bilek güreşinin 24 Şubat 2022’de başladığına inanıyorsanız; ya bazı sınırları zorlayacak kadar iyi niyetlisiniz ya da gerçek durumun farkında ama bu soruna üç aşağı beş yukarı ABD’nin bakış açısıyla bakmanın küresel barış, Türkiye’nin güvenliği, çıkarları ve bugünlerde can çekişen demokrasisinin geleceği açısından daha yararlı olacağı iddiasındasınız demektir.

Esasında bu savaşın başlangıcını 2004 yılında Ukrayna’da kotarılan Soros destekli Turuncu Devrime veya 2013-2014’de, Kiev-Meydan’da içinde aşırı sağcı ve Neonazilerin olduğu darbelere, hazırlık safhasını ise 1990’lı yılların ikinci yarısına kadar götürebilirsiniz. Savaşın başlangıcını 24 Şubat 2022 olarak gören bakış açısı, Birinci Dünya Savaşı’na ya da daha doğru bir ifadeyle Birinci Paylaşım Savaşı’na Avusturya-Macaristan veliahtı Arşidük Franz Ferdinand’ın Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip tarafından yapılan suikastının neden olduğunu düşünen bakış açısıyla aynıdır. 

Niyet Başka

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Ukrayna‘daki savaşa yönelik olarak “Bu savaş aylarca, yıllarca sürebilir. Bu nedenle çok daha fazlasına hazırlanmamız gerekiyor” ifadesini kullandı. Biz ise daha ilk gün “ABD, aynen Afganistan’daki gibi uzun soluklu bir yıpratma savaşı peşinde. Bu savaş kolay kolay bitmez” demiştik. Stoltenberg bizi haklı çıkarıyor. 

Halen devam eden savaşın bitmesini istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Sorulması gereken esas soru bu! Zira savaşın durdurulmasına, gerilimin azaltılmasına ve barışa yönelik hiçbir girişim yok! Hani diplomasi, hani diplomatik girişimler? Stoltenberg niçin atlayıp Moskova’ya gitmiyor ve savaşı durdurmak için bir girişim yapmıyor? Biden da yapabilir böyle bir girişimi ama o da yapmıyor! Çünkü niyet başka! 

Ukraynalılar ABD’nin Umurunda Bile Değil!

Bir mahalle kavgasında bile kavga edenleri ayırmak, kavgayı durdurmak ve gerilimi düşürmek için kavga eden taraflardan birini suçlayıp diğer tarafı destekleyerek ve kavgada kullanabilecekleri silahları temin ederek kavgayı kızıştırmamak lazım. ABD’nin liderliğinde ve baskısındaki Avrupa ile NATO bunu yapıyor. Rusya’ya yaptırımlar uygulayıp Ukrayna’ya daha fazla silah vermek; savaşın devamını istemek ve devamından fayda beklemek demektir. 

“Ukrayna’ya silah veriyoruz, çünkü kendilerini savunmalarını ve saldırganlığa dur demelerini istiyoruz” ifadesini içeren açıklama ilk bakışta haklı gibi görünse de savaşın uzamasından başka bir işe yaramayan, sinsi bir gerekçeden ibarettir. Bu yaklaşım; Ukrayna’nın daha fazla tahrip olmasına, Ukraynalıların daha fazla kanının akmasına ve daha çok mülteci durumuna düşmesine neden olmaktan başka bir işe yaramaz. ABD’nin savaşın uzamasından beklediği fayda; Rusya’yı istikrarsızlaştırıp iktisaden ağır bedeller ödetmek, küresel hedeflerine yönelik olarak İkinci Soğuk Savaşı tırmandırmak ve silah sanayi ile enerji sektörü başta olmak üzere kendi ekonomisini canlandırmaktır. Ne yazık ki Ukrayna ve Ukraynalılar ABD’nin umurunda bile değil!

Yaptırımlar Avrupa’yı da Vuruyor 

Bu savaş durdurulmazsa tırmanır, yayılır ve nükleer silah kullanma eşiğine bile gelinebilir. ABD’nin niyetini tam olarak kestiremiyorum ama Avrupa böyle bir gidişe ve sona hazır mı? Ukrayna’ya daha fazla silah ve vekâlet savaşçısı göndermek, her seferinde adeta bir ekonomik savaş kabilinde daha da arttırılan yaptırımlar, Rusya’yı ve Putin’i dünya kamuoyunda mahkûm ettirmeye yönelik kara propaganda taarruzları yalnız bölgeyi değil, yer küremizi ve insanlığı da tehdit ediyor. Savaşın uzaması ve yayılması ister istemez Çin’in de bu savaşa angaje olmasını tetikleyecektir.    

Ukrayna’daki savaş ve Rusya’ya yönelik yaptırımlar, sadece Rusya’yı vurmuyor ki! Tüm dünyada ticaret azalıyor, tedarik zincirleri kopuyor, maliyetler artıyor, gıda güvenliği sekteye uğruyor, enflasyon yükseliyor, çalışanların gelirleri düşüyor, faizler ve işsizlik artıyor. Bu durum şimdiden Avrupa’yı vurmaya başladı. ABD’yi de bumerang gibi vurması yakındır. 

Türkiye’ye İhtiyaç Var!

Sanırım Türkiye’nin stratejik öneminin arttığına dair yorumlara çoğu köşe yazılarında ve televizyon ekranlarında sıkça rastlıyorsunuzdur. Evet, ABD’nin stratejik hedefleri açısından Türkiye’nin önemi epeyce arttı. Bu nedenle; ABD ve Avrupa’dan Türkiye’ye gelen siyasetçi ve diplomat trafiği de arttı. Amaç; ikna etmek. Çünkü Türkiye coğrafi olarak Rusya’nın ve Ukrayna’nın hemen yanı başında bulunuyor ve bu noktada Afganistan savaşındaki Pakistan görevi verilebilir. Aynı zamanda Türkiye, Karadeniz’in güneyini tutuyor ve Türk Boğazları vasıtasıyla Karadeniz’in giriş/çıkışını da kontrol ediyor. 

Bu nedenle Rusya’nın boğazını iyice sıkabilmek için Türkiye’ye ihtiyaçları var. Türkiye’nin yaptırımlara katılması ve hava sahasını kapatmasını istiyorlar ama şimdilik çok baskı kurup ürkütmek istemiyorlar. “Nasıl olsa planlanan savaş uzun, zaman içinde havuç ve sopa yöntemiyle ikna ederiz” diye düşünüyorlar. 

Krizi Şans Olarak Görüyor

Türkiye, coğrafyası nedeniyle Rusya için de stratejik bir öneme sahip. Hatta bu dönemde eskisine göre daha da arttı. Rusya için Türkiye bu dönemde adeta nefes borusu durumunda ve asla kaybetmek istemez. İşte iktidar, bu krizi bir şans olarak görüyor ve şimdiye kadar çok büyük bir hata da yapmadı. İkili oynamakla tarafsız kalmak arasında gidip gelen bir çizgide top çeviriyor ve pazarlık gücünü arttırmaya çalışıyor. Ama savaş uzadıkça bu siyaseti sürdürmek imkânsız hale gelecek. Türkiye’nin güvenliği ve çıkarları açısından bu savaşın bir an önce bitmesi lazım!

İktidarın sürdürdüğü Ukrayna politikası, halkımızın ezici bölümünü ilgilendirmiyor. Halkımız, mutfaktaki yangın, geçim sıkıntısı, elektrik, mazot ve doğalgaz faturaları, ateş pahası haline gelen gıda fiyatları, enflasyon ve her gün eriyen asgari ücret yüzünden başını kaldırıp bölgemizde ve dünyada neler olduğunu göremiyor. İktidar, seçimden önce bu yangını söndürmek ve bol para bulmak zorunda. ABD kredi musluklarını açtırabilir, bazı konularda Türkiye’nin önünü açabilir, Eastmed ve F-16 konularında yaptığı gibi seçim sürecinde ve sırasındaki antidemokratik uygulamalara da sessiz kalabilir.

Muhalefet Stratejisini Değiştirmeli

Türkiye, Rusya’nın dünyaya açılan kapısı haline geldi. Bu bizim için bir kazanç. Oligark paraları gelebilir, Rusya ucuz doğalgaz ve petrol verebilir ve Rusya’nın müsamahası ile Türkiye’nin Suriye’deki hareket serbestisi artabilir. Türkiye’deki antidemokratik uygulamalar için zaten sözü olmaz. 

Muhalefet, seçim stratejisini ve alternatif planlarını Ukrayna Savaşı ve gelişen yeni koşullara göre revize etmeli hatta değiştirmelidir. 

Doç. Dr. Adem Kara’nın Duvar Yayınlarından çıkan “Düzce’de Muhacir İskanı ve Karşılaşılan Problemler” adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim. 

 

Türker Ertürk

Bir Cevap Yazın