1. Haberler
  2. Kategori Dışı
  3. Mehtap KAYNAK yazdı: YALANIN İKTİDARI

Mehtap KAYNAK yazdı: YALANIN İKTİDARI

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Örnek Resim

‘Gizliliğin ve kandırmanın her zaman önemli bir rol oynadığı siyaset alanında kendini kandırma en önemli tehlikedir; çünkü kendini kandıran kandırıcı, sadece onu izleyenlerle değil, gerçek dünyayla da tüm irtibatını kaybeder, fakat gerçek dünya nihayetinde onu yakalayacaktır. Zira zihnen ondan kaçınsa da bedenen kaçınamaz.’ Hannah Arendt; Siyasette Yalan

Yalan 22 yıllık AKP iktidarını en iyi tarif eden kelimedir. AKP yalanın iktidarıdır. Bu iktidar döneminde yalan ve dezenformasyon bütün toplumsal kurumları ele geçirmiş, bir yönetim biçimi haline gelmiş, ülkeyi işgal etmiştir. Bunun nedenlerinden biri AKP’nin yetersizliği, Türkiye’yi yönetebilecek ahlaki ve entelektüel birikime sahip olmamasıdır.

Türkiye’yi her alanda çöküşe ve iflasa sürükleyen iktidar, derin bir eşitsizliğe, yoksulluğa ve toplumsal çürümeye neden olmuştur. Ekonomisi talan edilmiş, yargısı, eğitimi ve sağlığı tarikatlara teslim edilmiştir.

Yalanın AKP iktidarı ile başlamadığı, siyasi hayatımızın ayrılmaz bir parçası olduğu tartışma götürmez ancak 22 yıllık AKP iktidarı ile yalan, akla ve ahlaka karşı açılan amansız bir savaş anlamını kazandı.

Doğru’nun her yerde başı ezilirken, hayatımızın her alanına zehirli, arsız yalanlar sızdı. Kavramların içi boşaltıldı. Akıllar karıştırıldı. Su içer gibi rahatlıkla yalan söylenir hale gelindi.

 Ekonomiden, eğitime, dış politikadan iç politikaya, sağlıktan, adalete hayatımızın her alanını arsız, utanmaz yalanlar yönetir oldu. Yalan, toplumsal kurumları ele geçirip egemenliğini kurdu. Toplum, doğruyu bulma olanağından yoksun bırakıldı. Gerçeğin peşine düşmesi gereken medya, aydınlar, üniversiteler, gençlik, sanat, bilim, kitle örgütleri yalana direnmeden teslim oldu. Türkiye el birliğiyle derin bir uykuya yatırıldı.

Doğru, örgütlü, arsız ve cüretkâr yalanın karşısında yalnız ve  sahipsiz kaldı. Yalan, doğrunun yalnızlığından beslenerek güçlendi, sıradanlaştı, doğallık kazandı. Kişisel hayatlarımıza girerek hükmetmeye başladı. Büyüklü küçüklü arsız yalanlarla açlığın, sefaletin, terörün nedeni olan hayali düşmanlar yaratıldı. Cambaza bak denilerek, kader denilerek, düşen tekmelenerek varımıza yoğumuza el kondu.

22 yıldır söylediği yalanlara inandırmak için elindeki tüm kaynakları ve imkanları seferber eden iktidar, gerçek dünya ile tüm bağların kopartıldığı ‘Yalan Dünya’nın taşlarını medya ile döşedi. Yalanın iktidarı toplumsal hayatımızın bağrına yerleşti. Böylece yeni normalimiz ‘yalan’ oldu. Zekamızın ölüme, çocuklarımızın eğitimsizliğe, kadınlarımızın dayağa ve aşağılanmaya mahkûm edildiği yalanın alacakaranlığında  hafızamız bulanıklaştı.

Yalanın iktidarı, eğitimli, meslek sahibi kesimlerin hırpalandığı, ülke dışına kovulduğu, ordumuzun küçük düşürüldüğü, zekanın, doğruluğun ve cesaretin kelepçelendiği, erkeklerin çürük, kadınların sürtük olarak adlandırıldığı kayıp yıllar olarak utançla hatırlanacak.

Cehalet, acımasızlık, yalan, küfür ve hakaret bu dönemin kazananları. ‘Doğru’yu kaybetmiş aklı karışmış halk ise gerçek kaybedeni.

20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden biri olan  Hannah Arendt, yalanı modern ve klasik olmak üzere ikiye ayırıyor. Asıl tehlikeli olanın modern yalan olduğunu düşünüyor. ‘Modern yalan, örgütlü yalandır; küresel bir manipülasyonu içerir. Klasik yalanda, yalan her tarafa yayılmamıştır, yalancı da yalanın farkındadır. Bu durum yalancıyı kemirir. Bu klasik yalanı modern yalana göre daha zararsız yapar. Modern yalanda ise yalan, tüm alana yayılır; yalan söyleyen bile artık neyin hakikat olduğunu bilmez. Bunun nedeni modern yalandaki manipülasyondur.’

Hannah Arendt, Siyasette Yalan adlı çalışmasında yalanın eninde sonunda gerçekliğe yenik düşeceğini söylüyor. Arendt’e göre, ‘Gerçekliğin ikamesi yoktur; deneyimli bir yalancının ortaya koyacağı yalan ne denli geniş çaplı olursa olsun, bilgisayarların yardımına başvurulmuş olunsa dahi, olgusal gerçekliğin boyutlarına ulaşamayacaktır. Yalancı yalanlarının kaçından ayrı ayrı yakayı sıyırırsa sıyırtsın, prensipte yalancılık etmiş olmaktan yakayı sıyıramadığını görecektir. Totaliter denemelerden ve totaliter hükümdarların yalanın gücüne duydukları korkunç güvenden çıkarılabilecek derslerden biri de budur. ( s.15 )

İktidarın çıkmazı büyüdükçe yalan makinasının daha çok çalıştığına tanık oluyoruz. Halk yoksullaştıkça, sefalet arttıkça refahın arttığı iddia ediliyor. Yeni yalanlar bulunup, eskiler daha tiyatral ve yüksek sesle haykırılıyor. Prompter’dan okunan yalanlar hakikate meydan okuyor.

Yalanın iktidarıyla, ‘Dünyanın kıskandığı ülke’ oluyoruz. ‘Uzay yolculuğu’ başlıyor’ ‘Suriye fethediliyor’ ‘Çalışanların enflasyona ezdirilmeme sözüne sadık kalınıyor’, ‘Bütün veriler Türkiye ekonomisinin yatırım, üretim, istihdam, ihracat ve cari fazla yoluyla büyüme hedefine emin adımlarla ilerlediğini gösteriyor.’ ‘Enflasyon düşüyor, cari açığımız geriliyor. ‘Sanayide çarklar dönüyor, turizm rekora koşuyor.’

Yalan, meydanı boş bularak aklına her geleni söylüyor. Gerçeği istediği gibi tahrif ediyor. Yalan, görevi hakikati ortaya çıkarmak üzere soru sormak olan gazetecilerin suç ortaklığı yapmasından yararlanıyor. Bundan güç alıp küstahlaşıyor.

Erdoğan, AKP iktidarından önce evlerde buzdolabı ve fırın olmadığını iddia ediyor. Şöyle söylüyor bir konuşmasında: ‘Biz gelmeden önce MR mı vardı, biz gelmeden önce tomografi mi vardı Ambulansları köpekler çekiyordu, 15 sene önce evlerde fırın mı vardı? Biz gelmeden önce, Türkiye’de 15 sene önce, acaba evlerde buzdolabı mı bulunuyordu, bizden önce cenazeyi yıkayacak imam yoktu, apartmanların bodrum katlarında namaz kılıyorduk, cami yoktu.’

Bu kadar  rahat ve fütursuz  yalan söylenebilmesi hiç kuşkusuz toplum bilimcilerin ve psikiyatristlerin uzmanlığını gerektiriyor.

Anayasaya göre devletin her vatandaşını insan onuruna yakışır bir şekilde yaşatma görevi varken, yalanın iktidarı, emeğiyle para kazananları yokluk ve yoksulluk içinde yaşamaya mahkûm ediyor. Ülkenin geleceğine ve mazlum insanların sırtına hançer saplanıyor.

Yalanın iktidarı, yarattığı kalın yalan sisinin ardında üretim ve eğitim için harcanması gereken milyarlarca doları çevresinde yuvalanan oligarşik bir kesime aktarıyor. Kamu kaynaklarının yerli ve yabancı sermaye tarafından hortumlanmasının bedelini dar gelirli vatandaşlara ödeterek milyonlarca insanı açlık sınırının altında yaşamaya mahkum ediyor.

Arendt ’e göre , ‘ iktidarın bütün memurları, halkın aklına girmek ve onları manipüle etmek için ellerinden gelen bütün uğraşı verseler de, bunda mutlak bir başarıya ulaşamazlar. Yalan eninde sonunda gerçekliğe yenik düşer.’

Gerçeklikten tamamen kopan iktidar ister istemez gerçek dünyaya yakalanacak, hakikate yenilecek ve gerçeklerle yüzleşecektir. Ancak ‘hakikatin güvenilir tanıklara ihtiyacı vardır; yani bilgiye ulaşım hakkı ve basın özgürlüğü’.

Arendt’in söylediği gibi, ‘Dünya yıkılsa da adalet yerini bulmalıdır. Adaletten yoksun bir dünyada yaşamak anlamsızdır.’

Hannah Arendt;Siyasette Yalan,çeviri:İmge Oranlı-Berfu Şeker,Sel Yaıncılık,İstanbul,2016.

1
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Mehtap KAYNAK yazdı: YALANIN İKTİDARI
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.
Bizi Takip Edin