Görevden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “siyasal casusluk” suçlamasıyla yargılandığı davanın ilk duruşması Silivri’de görüldü. İmamoğlu, seçim kampanyalarının direktörü Necati Özkan ve gazeteci Merdan Yanardağ hakkında 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası ve siyasi yasak isteniyor. 160 sayfalık iddianamenin çok büyük bölümünde, etkin pişmanlıktan faydalanmak isteyen iş insanı Hüseyin Gün’e ait dijital materyaller, yazışma ve ifadeler var.
Duruşmanın ilk gününde 11 Mayıs’ta Gün ve İmamoğlu savunma yaptı.
İmamoğlu duruşmanın davanın siyasi olduğunu savunarak suçlamaları “absürt” ve “utanç verici” olarak nitelendirdi.
12 Mayıs’ta savunma yapan Yanardağ ise davanın iki amacı olduğunu belirterek “Biri Tele 1 susturmak. Diğeri de Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı 2019 ve 2024 seçimlerini lekelemek” dedi. Casusluk suçlamasına ilişkin detaylı savunma yapmayacağını söyleyen İmamoğlu, kendisiyle birlikte “yüzlerce ailenin” uzun süredir baskı ve hukuksuzluk yaşadığını savundu.
İmamoğlu’nun casusluk davasında Hüseyin Gün çelişkisi
İmamoğlu ile birlikte casusluk davasında yargılanan Hüseyin Gün’ün mahkemede yaptığı savunma yeni soru işaretlerine yol açtı.
Casusluk davasında Hüseyin Gün’ün yaptığı savunma, yeni soru işaretleri yarattı. (Fotoğraf: ANKA)
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, danışmanı Necati Özkan ve gazeteci Merdan Yanardağ hakkında “siyasal casusluk” suçlamasıyla açılan davanın ilk duruşmasında davanın sanıklarından iş insanı Hüseyin Gün’ün yaptığı savunma yeni soruları da beraberinde getirdi.
Hakkındaki suçlamaları geri çeviren Gün, yalnızca casusluk suçlamasını reddetmekle kalmadı, iddianamede yabancı bağlantı olarak sunulan ilişkilerinin önemli bölümünün aslında devlet adına yürüttüğü faaliyetler olduğunu öne sürdü.
Casusluk iddialarıyla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma 112 Acil Çağrı Merkezi’ne gelen bir ihbarla başlamıştı. Savcılık, etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini belirten Gün’ün beyanları, dijital materyaller ve mali incelemeler doğrultusunda soruşturmayı genişletmişti. Daha sonra İmamoğlu, Özkan ve Yanardağ’ı da “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etmek” suçlamasıyla dosyaya dahil etmişti.
Hüseyin Gün’ün “Devlet adına görev yaptım” savunması
Soruşturma sürecinde etkin pişmanlıktan faydalanmak istediğini söyleyerek elindeki materyalleri savcılığa veren Gün, mahkemedeki savunmasında ise 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Gülen yapılanması ile mücadele kapsamında Türkiye adına yurt dışında aktif görev üstlendiğini söyledi. İddianamede yabancı devlet adamları, eski askerler, bürokratlar ve istihbarat bağlantılarıyla ilişkileri şüphe unsuru olarak sunulurken Gün bu temasların söz konusu görevler kapsamında kurulduğunu savundu.
İngiltere’deki düşünce kuruluşları ve siyasi çevrelerle yıllardır ilişkileri bulunduğunu anlatan Gün, Londra merkezli Global Strategy Forum aracılığıyla Lordlar Kamarası’nda düzenlenen etkinliklerde rol aldığını söyledi. Bu kapsamda dönemin Devlet Bakanları Egemen Bağış ve Kürşat Tüzmen, eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, dönemin Başbakanlık Başdanışmanı ve bugünün MİT Başkanı İbrahim Kalın, Suat Kınıklıoğlu ve Nursuna Memecan gibi isimlerle aynı platformlarda bulunduğunu anlattı.
Mahkemede kendisini “katıksız Atatürkçü” ve “Jön Türk” olarak tanımlayan Gün, bu ilişkilerin casusluk değil devlet ve ülke yararına kurulan bağlantılar olduğunu savundu.
Fuat Oktay, GPlus ve Gülen yapılanması iddiası
Gün’e göre, emniyetin el koyduğu dijital materyaller arasında yer aldığını söylediği yetki belgesine göre Trident ve GPlus şirketleri, Ekim 2016’da dönemin Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay tarafından Türkiye adına yurt dışında ülke ilişkileri ve tanıtım faaliyetleri yürütmek üzere yetkilendirildi. Gün, bu yetkinin 1 Mayıs 2017’ye kadar geçerli olduğunu ve şirketlere “tam yetki” verildiğini savundu.
Gün, söz konusu şirketlerden birinin Gülen yapılanması ile mücadele kapsamında yürütülen çalışmaların finansmanını gerçekleştirdiğini, GPlus’ın ise Türk devleti adına yurt dışında lobi faaliyetleri için görevlendirildiğini öne sürdü. Mahkemenin görevlendirdiği bilirkişi çevirileri ile dosyadaki MASAK raporuna atıf yapan Gün, şahsi hesabından bu şirketlere 1 milyon 500 bin euronun üzerinde para transfer edildiğinin görülebileceğini söyledi.
İddianamede suçlama konusu yapılan “Black Cell” başlıklı raporlar ile Gülen yapılanmasına ilişkin örgüt şemalarını bu faaliyetler kapsamında bizzat hazırladığını ve devletin resmi makamlarına iletilmesini sağladığını söyleyen Gün, “Kodlamalar” başlıklı yazışmada da Türk devleti adına yurt dışında Gülen yapılanmasına karşı yürütülen mücadelede proje yöneticisi olduğunun açıkça belirtildiğini savundu.
Bu anlatım da iddianamedeki suçlama çerçevesiyle doğrudan çelişen bir savunma ortaya koydu.
Gün’ün mahkemedeki anlatımında dikkat çeken bir başka nokta da ilk ifadelerine ilişkin açıklaması oldu. Savunmasında, ilk tutuklandığında bu faaliyetleri ayrıntılı anlatmadığını kabul eden Gün, bunu “devlet sırrını ifşa etmemek” için yaptığını söyledi.
“Benim ilk tutuklandığımda, Temmuz ayında buna benzer sorular sorulduğunda, ben devlet sırrını ifşa etmemek için bunları ticari faaliyet olarak geçiştirdim” dedi.
Gün, önceki beyanlarını ise tümüyle reddetmedi. Mahkeme başkanının “İfadelerinizden düzeltmek istediğiniz bir husus var mı?” sorusuna “Hayır, yok” yanıtını verdi.
Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün 15 yıldan 20’şer yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davanın ilk duruşması Marmara Cezaevi’nde görülüyor. Duruşmada ilk savunmayı yapan Gün, suçlamaları reddederek “Ben casus değilim” dedi.
Duruşma Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde oluşturulan İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, sanıkların tümü tutuklu.
Ekrem İmamoğlu’nun 414 kişiyle birlikte yargılandığı diğer dava da yine cezaevindeki İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor. İddianamede savcılık İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Gün için 15 yıldan 20’şer yıla kadar hapis istiyor.
Haber Ajansları
