HİÇ MERAK ETTİNİZ Mİ?

623298262_3086524865070012_8548849547940963019_n

Avrupa’da doğmuş bir Türk sporda, sanatta, bilimde, ticarette ve yaşamın her alanında basiretli ve başarılı oluyor da neden kendi ülkesinde doğmuş bir Türk basiretsiz ve başarısız oluyor?

Çoğu kez çevrenizde ailelere çocuğunuz geleceği için ne istiyorsunuz diye sorduğunuzda: “Güzel bir işi ve ele güne muhtaç olmayacak kadar parası olsun yeter” şeklinde ürkek ve beklentisi düşük bir yanıt alırsınız!

Şu tür idealist cümleleri duymakta zorluk çekersiniz: “Kendinin ve potansiyelinin farkında olsun, sürekli sorgulasın ve anlamlı bir yaşam sürsün, güçlü evrensel ve ulusal değerleri olsun, yaşadığı topluma yararlı bir birey olsun.”

Sizce ülkemizdeki aileler bu idealist cümleleri neden kuramıyor dersiniz?

Bunun nedeni “Öğrenilmiş Çaresizliktir!”

Pekala nedir bu öğrenilmiş çaresizlik?

Birileri toplumu uzun süre korkuya ve çaresizliğe terk ederse ve çaresizliği şartlayıp olağanlaştırırsa işte bu sonuç ortaya çıkar ve bunu da;

“İnceldiği yerden kopsun”

“Çalış çalış nereye kadar”

gibi sözlerle pekiştirirlerse yaşamı öyle sanır durursun!

Bu durumu daha iyi anlayabilmek için aşağıdaki sosyolojik deneyi iyi kavramak gerekir.

Berkeley Üniversitesi’nden Prof. John Watson, üç aylık bebekleri özel bir beşiğe yatırıyor, başlarının altına ise sensörlü yastıklar koyuyor ve önlerine de kendilerini rahatsız eden bir aparat asıyor. Bebekler kafalarını hareket ettirerek, yastığa komut veriyor ve bu aparatı hareket ettirmeyi öğreniyor. Başka bir grup bebeği de aynı beşiklere yatırıyor ama onları sensörlü yastıklara yatırmıyor. Çocuklar ne yaparsa yapsın, aparatı hareket ettiremiyor. Yani, birinci grupta “Kontrol bende” duygusu, ikinci grupta ise “Ne yaparsam yapayım, durum değişmeyecek” duygusu yaratılıyor. Daha sonra ikinci grubu sensörlü yastıklara yatırıyor. Bu defa bebeklere aparatı kontrol etme şansı vermesine rağmen, birçoğu aparatı hareket ettirmeyi denemiyor. Yani, bu bebekler çaresizliği öğreniyor.

Düşünün, bütün bunlar bir beşikte onbeş dakikalık bir deneyle oluyor. Bir toplum benzer bir muameleye ömrü boyunca maruz kalırsa ne olur dersiniz?

İnsanlar kendini çok çaresiz hisseder. Başkalarının aklıyla yaşamını sürdürür. Uğraşmaz. Çalışmaz. Mücadele etmez. Hakkını savunmaz. Azla yetinir. Başına gelenleri olduğu gibi kabul eder. Kendini aciz ve çaresiz hisseder. Sonunda düzene biat eder ve öğrenilmiş çaresizliğe mahkum olur!

Yıllardır Türkiye’deki durum işte tam olarak budur!

Kendi vatandaşını öğrenilmiş çaresizlik duygusuna maruz bırakan ve bu sistemi yaratan geçmişteki güdümlü politik düzendir.

Bu durum halk için değil, yıllarca kişisel ihtirasları için siyaset yapan yönetimlerin ortak suçudur.

Ülkemizde öğrenilmiş çaresizlik mahkumlarının sayısı her geçen gün artmaktadır. Bu durum mevcut siyasi düzenin de varlık sebebi haline gelmiştir ve ileride bunun bedeli ülke geleceği açısından çok ağır olacaktır.

Adalet Partisi olarak yegane arzumuz bu şartlı refleksi yok etmek, yeni bir yurttaşlık bilinci geliştirmek ve Avrupa’da doğmuş bir Türk evladının yaşam standartlarında çağdaş bir ülke yaratmaktır.

Dr. Vecdet Öz

Adalet Partisi

Genel Başkanı

Exit mobile version