Sözümüz, İktidara ve Ana Muhalefete;
Ya hatalarınızla yüzleşir düzelirsiniz, ya hatada ısrar eder ve yüzsüzleşirsiniz! İktidar da, Ana Muhalefet de maalesef yüzsüzleştiler!
AKP, kara sınırlarımızdaki mayınlarımızı aldığı emir gereği kaldırıp milyonlarca sığınmacıyı kontrolsüz olarak ülkemize aldı, hem ekonomiyi berbat etti, hem de 60 Milyon vatandaşını açlık-yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum etti! Bunlar cahil mi, hain mi?
CHP Genel Başkanı;” CHP’li Belediyeler, Suriye’deki Kürt Bölgesine yardım Tırlar gönderecek! Türkiye’de nefret söylemine varan ve Kürtleri rencide edecek bir dil kullanılıyor” dedi!
Kim kullanıyor bu nefret dilini? “Türkler, Kürtlere Lozan ile başlayan yüz yıllık bir soykırım uyguladı” diyenler kullanmadı mı?
54 Bin insanımızın hayatını çalan ve çocuklarımızın geleceği olan 400 Milyar Dolarımızı çalanlar kullanmadı mı?
Özel’e göre Suriye’deki eski PKK’lı, SDG’li sınır kapılarını açmalıymışız!
Neden açalım? Barzani amcaları var, Talabani Dayıları var, İran da kardeşleri var. Madem biz eziyet ediyoruz, niçin eziyet görecekleri yere gelsinler ki?
Aziz Türk Milleti;
Son 24 yılda başımıza gelenler, emperyalist devletlerin planladıkları ve şimdiye kadar bazı ülkelerde uyguladıkları kumpaslardır. Çoğunda da başarılı oldular. Kısaca anlatalım mı?
Emperyal devletler, çeşitli şekilde etki alanına aldıkları İktidardan öncelikle ÜÇ şey isterler.;
1) Ülkendeki Tarımı bitir. 2) Eğitim Sistemini boz. 3) Ekonominizi çökert…
Bir ülke tarımı bitirildiğinde GIDA için, Eğitimi çökertildiğinde Teknoloji ve Çözüm için, Ekonomi tıkandığında Finans için dışarıya muhtaç hale gelir.
Bu üçlü sacayağı çöktüğünde, o ülkenin yöneticileri artık halkına değil, kendilerine kredi ve meşruiyet veren “Küresel Çetelere” hesap vermeye başlar.
Halbuki, İktidar ve Ana Muhalefet, dönemin Küresel Çetesi (Düvel-i Muazzama ’nın) Osmanlı’yı Tarım-Eğitim-Ekonomi ile nasıl bitirildiğini görseler ve düzeltme niyetleri varsa, Mustafa Kemal’in yaptığı devrimlerin
bugün için şart olduğunu anlayabilseler, her şey daha doğru olurdu…
Türk Milleti olarak bu uluslararası Kumpastan nasıl çıkarız, onu da yarın konuşalım.
Sağlık ve başarı dileklerimle
01 Şubat 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Kurucu Genel Başkanı
VATAN SATILMIŞ, KÖPRÜ NE Kİ?
Rahmetli Demirel ve Rahmetli Özal döneminde yapılan ve şimdiye kadar yapım masraflarını defalarca ödemiş iki köprüyü, AKP satmaya karar vermiş! Satılacak ne varsa geldiği günden beri satan AKP ve destekçileri, satacak bir şey kalmayınca, evdeki mobilyaları da satacaklar!
Saray’dan yapılan açıklamada “Köprülerin satılması haberi doğru değildir. Kesinlikle bir mülk devri söz konusu olamaz. Planlanan, “İşletme hakkı devridir” dediler. Yani ha Arap Hasan ha Hasan Arap! Yerseniz!
Halbuki, Erdoğan hükümetinin yayınladığı Orta Vadeli Programda (OVP), 2026 yılı Özelleştirme gelir hedefleri bir önceki yıla oranla yaklaşık 8 kat arttırılarak,185 Milyar TL’ye çıkartılmıştır. Nereden bulunacak bu para?
AKP Genel Başkanının, yapıcı-imar edici bir donanıma sahip olmadığını 24 yılda defalarca gördük. Plan yok, proje yok, istihdam yaratma diye bir derdi yok. Ya ne var? Satmak var, peşkeş var, yıkmak var, kırmak var, dökmek var! Böyle anılacak!
Erdoğan’ın ağzından bir kere olsun Rahmetli Demirel’i öven, hizmetleri için teşekkür eden bir sözünü duymadık! Bu görevi yapmak için o siyasetçide mutlaka “Devlet Adamı” kumaşı olması gerekir. Rahmetli Erbakan için övgü dolu bir konuşma yaptığı da çok nadirdir.
Buna karşılık, Özal’ı ve onun politikalarını çok takdir ettiğini defalarca söylemiştir. Özal’a, emperyalist devletlerin kabule zorladıkları, fakat Genelkurmay Başkanı ve tüm Kuvvet Komutanlarının istifaları nedeniyle gerçekleşmeyen “Havuç-Kazık” politikası bugün Erdoğan tarafından aynen yani Emperyalist ABD-İSRAİL’İN istediği gibi uygulanmaktadır. Bu konu önümüzdeki dönemde ya Yüce Divan’da ya da Divan-ı Harpte çok tartışılacaktır.
AKP Genel Başkanı Erdoğan’da vefa denen duygu yoktur! Sadece kendisini düşünür. Ne demokratik kültürden, ne siyasi geleneklerimizden, ne de Türk Milletinin genlerinde olan “Merhamet hissinden” onda yoktur.
Bizzat şahit olduğum iki olayı anlatmak isterim!
Erdoğan, “Tercihli Oy” kullanılan 1991 seçimlerinde, 1’nci sırada olmasına rağmen, tercihli oyların sayımında, kaybetti ve Mustafa Baş kazandı. Erdoğan, İlçe Seçim Kurulu Başkanı Hakimine çok ağır hakaretlerde bulundu. Hakim şikayetçi olunca tutuklandı. RP yetkilileri Demirel’e gelerek yardım istediler.
Demirel, Sayın Cindoruk’a rica ederek, Hakim Beyden özür dilenmesi şartıyla yardım etmesini istedi. Hakim Bey davasından vaz geçti, Erdoğan özür diledi, Hakim Bey’in elini öptü ve dava düştü!
Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken, görevden alındı ve tutuklanmak üzereydi: Demirel, “İstanbul Belediye Başkanı, bir suçüstü durumu yoksa tutuksuz yargılanmalıdır” dedi ve Erdoğan, tutuksuz yargılandı. Mahkeme kararı kesinleşince Cezaevine girdi.
Benzeri bir olayı, Melih Gökçek de yaşadı. Gökçek Ankara Belediye Başkanı iken gözaltına alınmıştı. Demirel Müdahale etti! “Yargı işini doğru yapsın. İddianamesini hazırlasın, tutukluluk isteyecekse öyle istesin” dedi ve Gökçek görevine döndü!
AKP Genel Başkanı Erdoğan, en azından kendisinin Türk Yargısından gördüğü hoşgörüyü, tutuklanan ve hala iddianame bekleyen Belediye Başkanlarına da göstermeliydi!
Hele hastalıkları ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla, serbest bırakılması şart olanlara yapılanın hiçbir vicdan tarafından kabul edilmediğini umarım anlamıştır. Öcalan denen Bebek Katiline gösterilen hoşgörüyü beklemek suçsuz insanların hakkı değil mi?
Erdoğan’ın şunu unutmaması gerek;
Siz, Türk Devletinin sahibi değilsiniz. Siz, mevcut anayasaya göre belli bir dönem için seçilmiş, süreniz bittiğinde köşenize çekilecek bir fanisiniz. Sakın başka hayallere kapılıp, ne Türk Milletini üzün ne de kendinizi…
Allah ıslah eylesin, nerede varsa!
Sağlık ve başarı dileklerimle
31 Ocak 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Kurucu Genel Başkanı
