Hüseyin AĞAOĞLU yazdı: AHMET

1000170846

Bu fotoğrafı dün çektim; diğer fotoğraf 23 Ekim’de meydanda yaptığım kitap okuma eyleminden… Adı Ahmet. Meyanda fotoğraflarımı çeken çocuk… Benden 20 TL isteyip çikolata almak yerine kuşlara yem alan çocuk…

Ahmet Kara yağız bir çocuk… İlkokula gidiyor. Derslerine çalışabiliyor mu bilmiyorum ama Ahmet’in babasıyla inşaatlarda çalıştığını biliyorum; kendisi söylemişti.

Ahmet, bir öğrenciden çok bir çocuk işçiydi. Bu durumda biz toplum olarak Ahmet’ten ne olmasını bekliyoruz? Küçücük bedenine yüklenen ağırlığın altında kalmasını mı, yoksa okuyup adam olmasını mı? Bu hâliyle aslında Ahmet herkesten daha çok adamdı. Ahmet, küçücük yaşta boynuna asılan geçim ağrısıyla çoğu yetişkinden daha adamdı.

Ahmet, el arabasının içinde babasıyla birlikte umudu çoktan yollara vurmuştu. Akşama tencerede pişecek aş lazımdı. Çünkü ders çalışmak karın doyurmuyordu. Ahmet, bir yandan bir şeyler yiyor, bir yandan da şarkı söylüyordu. Ahmet nede olsa bir çocuktu; belki de ona göre bu bir oyundu. Yokluk içinde dünyaya gözlerini açan bir çocuğun muradı ne olabilirdi? Bu hâliyle de olsa Ahmet’in ayağı yerden kesilmişti; gerisi Ahmet’in düşüneceği bir şey değildi.

Ahmet bu çaresizlikten ileride kendine bir çare bulur mu bilinmez. Ama bir ülkede yokluk, yoksulluk varsa bilin ki o ülkede gelir adaletsizliği vardır; kendilerine fırsatlar yaratıp hiç de adil olmayan imkânlar sağlayan hırsızlar, soysuzlar,arsızlar vardır. Ne demişti düşünmeden konuşan bir düşüncesiz: “Fakir, çalmasını bilmediği için fakirdir.” İşte bu düşüncesiz ve bencil zihniyet yüzünden büyük bir kesimin payına sadece karın tokluğuna çalışmak kalıyordu.

Üstelik bu yoksulluk, bu insanların oyuyla ve duasıyla geliyordu. Sebebi eğitimsizlikti. İşte Ahmet de bu sistemin kurbanı bir çocuktu; eğitimsiz ve bilgisiz fikir sahibi olan yetişkinlerin kurbanı bir çocuktu. Bunun nedeni ise bu ülkede siyasetin, parayı verenin düdüğü çaldığı bir rant kapısına dönüşmesindendir.

Acı ama gerçek olan, bu sistemi ayakta tutanların yine yoksulların olmasıdır. Bu ülkede siyaset değil, politika yapılmaktadır. Doğal olarak da ülkemizde siyasetçi yoktur; politikacılar vardır, yani yalancılar. Politikacı, sözlük anlamıyla karşısındakinin duygularını okşamakta usta olan kimsedir. Bu ülkede duygular da meta gibi alınır satılır; herkes payına düşeni alır. Oylar satılır, ülke satılır, şeref satılır, haysiyet satılır ve herkes bu duruma seyirci kalır.

Ne zamanki işin başındakiler payına düşenden daha fazlasını almaya başlar, işte o zaman geniş kesimler için yoksulluk ve yoksunluk başlar. Toplum yoksul olsun ki onlar oturdukları koltukların imkânlarından yoksun kalmasınlar diye… İşte o bir kısım zenginler, yoksul kesimin yokluk sebebidirler. Buna müsaade edenler de ülkeyi yönetenler ve onlara körü körüne oy verenlerdir. Çünkü bu bir saadet zinciridir; zincir kırılırsa saltanat çökecektir.

Bu durumda zincirin en zayıf halkası olan halk çeşitli yardımlarla beslenir; ederi kadar bedava şeyler verilir. Halk da buna razı gelir. Kimi bir torba makarnaya, bir çuval kömüre ya da geçim aylığı gibi şeyler karşılığında oyunu satarken; ederi yüksek olan zincirin diğer tepe halkaları daha büyük meblağlara kendilerini satarlar.

Yani bu sistem baştan aşağıya aşağılık ve satılıktır. Bugün şerefini satan, yarın namusunu da satar; her şeyi satar. Fırsat eşitliği kavramı bu sistemde artık anlamını yitirmiştir. Bu sistem, hırsızlıkta, soygunda, vurgunda; zenginler ve politikacılar arasında zenginleşmede “fırsat eşitliğini” getirmiştir.

Yani bir ülkede gerçek manada fırsat eşitliği yoksa iyi bir hayat yaşama fırsatı da yoktur. O ülkede çok fazla zenginleşen az sayıda zengin ve yoktan yere sıkıntı çeken çok fazla yoksul vardır. Böyle olduğu müddetçe de Ahmet gibi çocukların geleceği, yetişkinlerin bencilliği ve düşüncesizliği yüzünden heba olacaktır.

SAKINCALI PİYADE

Hüseyin Ağaoğlu

Exit mobile version