UKRAYNA KRİZİ İLE BAŞLAYAN İKİNCİ SOĞUK HARP DÖNEMİ VE TÜRKİYE’YE KURULAN RUS TUZAĞI

0
469

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile başlayan savaş 6 ncı ayına girdi. Bu süre içinde Rusya belirttiği hedeflere henüz ulaşamamanın ötesinde, ele geçiremediği hedefleri sürekli güncellemeye devam ediyor. Artık Ukrayna Rusya’nın ikinci Afganistan’ı olmuştur. Bu işgalle başlayan ekonomik yaptırımlar gün geçtikçe hem Rus ekonomisini, hem de küresel piyasaları olumsuz etkilemekte, her geçen gün hem siyasi hem de askeri açıdan sadece ABD’ye yaramaktadır. Geçmişte olduğu gibi ABD’nin küresel emperyalist emellerine karşı koyacak güç azalmaktadır. Bu kapsamda Rusya zaten kendi derdine düşmüştür. Artık Rusya devlet başkanının uluslararası görüşmeleri ve açıklamaları batı medyasında haber değeri bile taşımamaya başlamıştır.

ABD Rusya’yı Ukrayna vasıtasıyla dövmeye devam etmektedir. Bu savaşın kısa sürede bitmesini istemeyen, sürekli Rusya’nın yıpranmasını isteyen batı, Ukrayna’ya her türlü yardımı yapmakta, Rusya’ya karşı bir ileri karakol gibi kullanmaktadır. Gerek gösterdiği büyük direnişin sonucunu alması, gerekse bu direnişe karşı neredeyse dünyanın yarısının desteğini alan Ukrayna, batının tam da istediği gibi Rusya’yı askeri açıdan yıpratmaya devam etmekte, mümkün olan her fırsatı değerlendirerek Rus ordusuna darbe vurmakta, kendi topraklarını savunmanın verdiği güven ve bu nedenle sağlanan siyasi, ekonomik ve askeri desteği en iyi şekilde değerlendirmektedir.

ABD ise Rusya’yı artık Ukrayna’nın ellerine bırakmış, kendisi için daha büyük tehdit olarak gördüğü Çin’e yönelmiştir. Çin açısından çok kritik olan Tayvan’a yönelik açılımlar, siyasi destek, hatta bölge ülkeleriyle birlikte yaptığı ortak askeri tatbikatlarla Çin’i siyasi ve askeri açıdan kışkırtmakta, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmeye kalkarak yaptığı büyük hatanın benzerini Çin’in Tayvan’da yapmasını istemektedir. Çin her ne kadar dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü olsa da, bu ekonomik gücün kaynağı diğer ülkelerle ve özellikle ABD ile olan ticari ilişkilerine dayanmaktadır. Yani diğer ülkeler ekonomik faaliyetlerde süreklilik için Çin’e ne kadar muhtaçsa diğer ülkeler de aynı şekilde Çin’e muhtaçtır.

1999 yılında görevde olduğum ABD’de ziyarete gelen bir heyete eşlik ederken, heyetten bir yetkili ABD’li muhatabına “size göre en büyük tehdit nedir?” sorusuna karşılık “Çin” cevabını almıştı. Yani ABD bugünkü yaptıklarının kilometre taşlarını çok önceden döşemeye başlamıştır. ABD, Çin’e karşı eylemlerinde bölgede yalnız kalmayacak, Kuzey Kore hariç tüm ülkelerden destek alabilecektir. Çin’in en önemli müttefiki olan Rusya ise ABD’nin tuzağına düşüp Ukrayna bataklığına saplandığından Çin’e yardım edebilecek durumda değildir. ABD Temsilciler Meclis’i başkanının Tayvan ziyaretine tepki gösteren Çin, sadece bir askeri gövde gösterisinin ötesine geçememiş, dünyada üretilen çiplerin yaklaşık % 90’ını üreten Tayvan’a bu çipi üretmek üzere kullanılan özel kum ihracatını keserek ekonomik yaptırım uygulamaya başlamış, yine Tayvan’ın Çin bankalarında bulunan yaklaşık 600 milyar dolarlık mal varlığını bloke etmeye devam etmektedir. Başta otomotiv sektörü olmak üzere tüm elektronik sitemlerde kullanılan çip krizi artarak devam edecektir. Diğer çip üreticisi ülkelerden Ukrayna halen Rusya ile savaş halindedir. Bu nedenle üretim sorunu devam etmektedir. Halen çip üreten tek ülke olarak Hollanda kalmıştır. Onun üretimi de yetersizdir. ABD, Tayvan’a sağladığı destekle, kendisi açısından da büyük sorunlara neden olan çip krizini çözmek, bu alanda dünyada kurtarıcı olmak peşindedir. ABD’nin Çin ile olan restleşmesi devam edecek, sonunda Çin’de Rusya’nın yaptığı büyük hataya düşüp Tayvan’a saldırdığında karşısında hazır ve güçlü bir direniş görebilecektir. ABD ikinci soğuk harp dönemini başlatmış olup, tarih boyunca olduğu gibi emperyalist emelleri için taşeron kullanmaya ve Putin gibi beceriksiz ve öngörüsüz liderlerin zafiyetlerini kullanmaya devam edecektir.

Türkiye bu krizlerin neresindedir diye bakıldığında, adeta seyirci durumunda olduğunu söyleyebiliriz. Dış politikada her açıdan bir çıkmaza saplanmış durumdadır. Başarılı olunan hiçbir alan yoktur. Irak ve Suriye’de bu ülkelerin zayıflamasına yardım ederek ABD’nin GBOP projesini gerçekleştirmesine hizmet eder, ABD’nin bölge ülkelerine yönelik emperyalist emellerini kolaylaştırıcı bir etken durumundadır. Esasen bu tutum Türkiye’nin aleyhinedir. Zayıf bir Irak, zayıf bir İran, zayıf bir Suriye Türkiye’nin güvenliği için en büyük tehdittir, ABD için ise emperyalist emellerinin gerçekleştirilmesi yönünde arzu edilen bir durumdur. Türkiye; Irak, İran ve Suriye politikalarıyla ulusal güvenliğine yönelik önemli herhangi bir kazanç elde edememiş, ama bu politika ABD’ye yaramıştır. Irak ve Suriye’ye yerleşen, buralardaki terör örgütlerini taşeron olarak kullanıp, kendi silahlı gücü haline getiren ABD Türkiye’yi ciddi olarak tehdit etmektedir. Türkiye askeri güç olarak her türlü tehdide karşı koyabilecek durumda olmasına karşın, bu askeri gücü destekleyecek ekonomik güç zayıflamaya devam etmektedir. Mevcut ekonomik politikalar Türkiye’yi dünyanın en zayıf ekonomileri arasına doğru hızla götürmektedir. Ekonomik olarak zayıfsanız, başta askeri güç olmak üzere milli çıkarlarınızı destekleyecek diğer milli güç unsurları her zaman yetersiz kalacaktır. 

Nitekim Türkiye’nin bu durumunun istismarını en son Akkuyu’da görmeye devam ediyoruz. Açık kaynaklardan alınan bilgilere göre Türkiye Rusya ile birlikte nükleer santral inşa ediyordu ve böylece enerji açısından önemli bir eksiğini kapatacak, nükleer santral üretecek teknolojiye sahip olacak derken, Akkuyu’da herhangi bir varlığımızın olmadığı, kurulacak tesise ortak olan Türk şirketinin sözleşmesinin Rus firması tarafından iptali ile tesise sadece Rus şirketinin sahip olduğunu öğrendik. Toprak bizim, tesis Türkiye’ye hizmet edip enerji ihtiyacını karşılayacak derken, bir anda adeta oradan kovulduk. Hani milli ve yerliydik. Milli ve yerli tesis inşa ediyorduk. Demek ki değilmiş. Çok kıymetli bir araziyi Rus şirketine vermişiz, şimdi orada paydaş olarak yokuz. 

Kamu-özel işbirliği projelerinde genelde “Yap-İşlet-Devret” şeklinde bir yöntem izlenip, tesis belli bir süre sonra kamuya devredilirken, buranın Rus şirketine “Yap-İşlet” olarak verildiğini, kamuya “Devretmesinin” söz konusu olmadığını öğrendik. Üstelik vergi dâhil bir sürü teşvik verilmiş, 15 yıl boyunca da enerjinin satın alınma garantisi verilmiş. Yani şirketin yatırdığı tüm parayı halkın vergileriyle firmaya geri ödeyeceğiz. Firmaya 45 yıllık garanti verildiğinden kalan 30 yılda ne olacağı meçhul. Firma vergi vermemeye, teşvik almaya devam edecek. Tesisin akibeti artık meçhul görünüyor. Rusya burada ne yapacak? Acaba ileride burayı Suriye’nin Lazkiye Limanı gibi bir Rus üssüne çevirebilir mi? Çünkü Akkuyu’da ruhsat alan firma bir özel şirket değil. Rusya’nın devlet şirketi. Yani karşımızda Rus devleti var. Rusya, Türkiye’nin ekonomik açıdan yaşadığı sıkıntılı dönemi değerlendirip aslında Akkuyu’ya tümüyle el koymaya başlamış görünüyor. Anlaşma gereği 45 yıl boyunca da burada kalmaya devam edecek. Yani Türkiye’nin kaynakları bu şirket vasıtasıyla Rusya’ya akmaya devam edecek, elde edilecek herhangi bir kazanç olmayacak, teknoloji transferi ise gündeme dahi gelmeyecek. Medyadan elde edilen bilgilere göre hazırlanan uluslararası anlaşmada tüm inisiyatif Rus şirketine verilmiş. Bu anlaşma, Osmanlı’nın ekonomik açısından çöküşüne neden olan kapitülasyonlar dönemini hatırlatıyor. Bu konu acilen ulusal düzeyde ve kamuya açık olarak ele alınmalı, sözleşme yeniden değerlendirilmeli, gerekirse tesisin yapımı iptal edilmelidir. Aksi takdirde ileride Türkiye açısından bir beka sorunu gündeme gelebilir, konu Türkiye-Rusya çatışmasına dönüşebilir.

07.08.2022

Haydar ATEŞ          

Bir Cevap Yazın