SAKIN GÜVENME, KAZIKLANIRSIN!

0
129

Belediye Başkanlığını yaptığım Bergama İlçesinin bulunduğu bölgenin adı Bakırçay Bölgesidir. Bakır İlçesinden geçtiği için Bakırçay adını alan akarsu, Madra ve Yuntdağından geçer, Bergama ovasına bereket saçar ve Çandarlı körfezinden denize dökülür. Türkiye’nin en uzun elyaflı pamuğu bu ovada yetişir.

O dönemde Bergama çarşısında, esnaf bankaya veya camiye mi gidecek, kimse kapısını kapatmaz, dükkanının girişine bir iskemle koyar giderdi. Kısacası, o zaman insanlar birbirine güvenirdi. Komşumuzun etnik kökeni nedir bilmezdik bile! İyi insansa, hemen içimize alırdık.
GÜVEN o kadar ileriydi ki, ödenecek senedi olan esnaf, komşulara “Şu kadar para lazım” der, para bulunur verilir, ne senet ne çek istenmezdi. Geçerli olan sözdü, sadece söz!

Toplumsal refahın sebeplerinden en önemlisi, toplum sermayesi, toplumsal güven, yani sosyal kapitaldir.
İnsanların birbirine “Güven” duymaları, aralarındaki saygı, sevgi gibi duygular hem sosyal birlikteliği, hem ekonomiyi hem de demokrasiyi ileri seviyelere götürür.

Prof.Dr İskender Öksüz, kitaplarında ülkelerin “Güven Endeksine” çok önem verir. Güven endeksini “Dünya Değerler Taraması-World Values Survey” hazırlar ve beş yılda bir dünyayı tarar!

Güven Endeksi’nin, dolayısıyla Sosyal Kapital’in, birbirine güvenin en yüksek olduğu ilk üç ülke, Norveç (148), İsveç (134), Danimarka’dır (132).
Bu sonuç, insanların birbirlerine güvenin yüksek olduğunu gösterir.
Türkiye ise sadece (10) puanla 117 ülke arasında 115’nci, yani sondan üçüncü!
Her yüz Türk’ten 95’i çevresindekilere güvenmiyor, “Sakın güvenme, sonra seni kazıklarlar” diye düşünüyor.

Ne oldu bize? Nasıl oldu da, dükkanının kapısını açık bırakmaktan çekinmeyen bir toplumdan, %95’inin birbirine güvenmediği bir ülke haline geldik?
Güvenmediğimiz insanı sevebilir miyiz? Elbette hayır! O sizi sayar sever mi? Hayır!
Tamam da, bu cennet vatanda birliği, bütünlüğü nasıl sağlayacağız?
Nasıl her birimizdeki olumlu enerjiyi, sinerji haline dönüştürüp kalkınacağız?

Son yirmi yılda, toplumumuzdaki güven endeksinin %100 oranında dip yaptığını görünce siyasetçilerin toplumu ayrıştıran, bölen sözlerinin ne kadar derin çatlaklar yarattığını görüyoruz.
Yanındakine, komşusuna güvenmeyen cahil insanlar bu kez, çareyi bir cemaat liderine, bir tarikat önderine, bir mafya babasına sığınmakta buluyor!
Bu da başka bir ayrışma, kamplaşma getiriyor.

Özellikle AKP ve MHP Genel Başkanlarının hem birbirlerine karşı, hem doğrudan Türk Milletine karşı kullandıkları “Nefret Dili” toplumdaki ayrışmanın en büyük nedenidir. Bu iki partiyi, sadece bu yüzden dahi affetmeyeceğiz.

Toplumsal güveni zedeleyen diğer önemli faktör ise, topluma söylenen yalanlardır. AKP ve MHP Genel Başkanlarının ellerine bu konuda su dökecek siyasetçi henüz doğmamıştır.

Güven’i kaybetmek bir anlık bir iştir. Yılları kapsayan uğraşlarla kazanılan güveni bir yalanla kaybedersiniz. Güveni tekrar kazanmak çok zordur. Bazı kuyulardan çıkmak hiç de kolay değildir.
Yalan kuyusu, Siyasal Ümmetçilik kuyusu, İhanet kuyusu…

DOĞRU Parti olarak, Çoban Ateşi Hareketinin başlangıcından beri Türk Milletine verdiğimiz bir sözü tekrar hatırlatalım; “Toplumu ilgilendiren konularda hiçbir DOĞRU Partili yalan söylemeyecektir. Ne kadar acı olursa olsun gerçekler Türk Milleti ile paylaşılacaktır. Yalana sarılan, yılana sarılmış gibi dışlanacaktır!”

Deneyimli bir siyasetçi olarak, herkesin üslubuna dikkat etmesinin şart olduğunu söylüyorum. Siyasi çıkarlarını korumak uğruna söylenen nefret dili ve yalanlar, topluma ulaşıncaya kadar çığ gibi büyüyor ve onarılmaz yaralar açıyor.
DOĞRU Parti olarak; “Türk Milleti” çatısı altında, Anayasamızın ilk altı maddesini kafasına ve gönlüne yerleştiren tüm vatandaşlarımızı, inancı-mezhebi-etnik kökeni-ana dili ne olursa olsun hepsini, hiçbir ayrım yapmadan kucaklamaya hazırız…

Sağlık ve başarı dileklerimizle
Rifat Serdaroğlu / 10 Nisan 2022

Bir Cevap Yazın