NELER OLUYOR

0
416

Çalışanların yaklaşık yarısını oluşturan düşük ücretliler, verilen gelir vergisinin de yarısını oluşturuyor. Gelirden ise dolaylı aldıkları pay ise % 5 civarında. Geçinemedikleri ortada. Emeklilerin edinilen gelirden aldıkları pay ise oldukça düşük.

İntiharlar, kadınlarımızın öldürülmeleri, cinsiyetine bakılmaksızın taciz ve tecavüzler ortada, ciddi sıkıntılar var, ülkenin durumu yangın yeri gibi ancak hep ezilen sınıf yani yoksul kesime yükleniliyor. Ezilen yoksulların da sınıf bilinci olmadığından bireysel kurtuluş yolunu seçiyorlar. Daha doğrusu kurtulabileceğini zannediyorlar. Muhalefet ise kış uykusundan uyanır diye bekledik, Büyükşehir belediyelerinin kurtuluşu, yoksulların da kurtuluşu umuduyla hareket edildi ancak muhalefet kış uykusundan uyanmadı. Cami ziyaretlerini ayakkabılarıyla ziyaret etmeleri inançlı insanların kutsalına dokunuş olarak algılandı, Baştaki yöneticiler ise, eskiden olduğu gibi sap gibi ayakta durmak yerine Atatürk’ün ipine sarılıyor numarası yaptılar ve seçmenine de yutturmayı başardılar. Hatta kendi yandaşları bile Anıtkabir’i gösteri alanına döndürmekten çekinmediler. Kısacası onlar kutsalımızla oynarken sessiz kalanlar, sanki rövanş alır gibi inançlı insanların kutsallarıyla oynamaktan çekinmediler.
İnsanlarımız yani yoksul halkın büyük bölümü sıkıntı ve çıkmaz içerisindeler. Vahşi kapitalizm tüm organlarıyla abanmış halkın üstüne, devleti ve milleti soyan aşağılıklara sessiz kalan hatta yataklık yapan AKP yetkilileri bile sessiz kalırken, oluşturulan FETÖ borsasından başka yani partilerinin kazancı dışında başka şey düşünemiyorlar bile. Zehir saçan santrallere onay veren, kuyrukları bir birine bağlı, emme basma tulumba gibi aynı anda olur hareketi verilen milletvekilleri (?), oy kaygısıyla veto eden genel başkanlarının iyi yaptığını söyleyecek kadar dibe inmişlerdir. Yazık ki çok yazık.

Bu ülke sahipsiz derken boşa çırpınmadık, sahipsiz bırakıldığında sahiplenenler mutlaka diyet ödetirler dedik. Ödetiyorlar da… Gidecek başka ülkemiz olmadığından, güvenecek siyasal yapı da bulunmadığından yaşadığımız yeri sevmek zorundayız. Yurtseverlik, yurdunu sevmekle başlar, yurdunu seven yoksullar örgütlü hareket etmediğinden böyle polis devleti olduk, her başını çıkarana acımasızca vuruyorlar ya da biber gazı ile caydırıcı özelliklerini kullanmaktan çekinmiyorlar. Kadınlar şiddet ve ölümü protesto eden kadınlarımıza yapılan acımasız uygulama gibi. Orantısız güç kullanan insanların da eşlerini bekleyen farklı durumlar yok, aynı şiddeti ve acımasız davranışı eşi ve kızlarına da kullandığından hiç şüphem yok.

Almanların Dünya savaşı sonrası yoksullukla savaştığında söyledikleri gibi “Ne olacak bu Almanya’nın hali” tümcesindeki gibi ne olacak bu “Türkiye’nin hali” dedirtiyorlar. Kurtuluş umudu da yok ne yazık ki. Oy devşirmek için yine silah ve gözyaşı. Ne işi var emperyalist ülkelerin sınırımızın öte yanın da diyenler çok haklı, peki ne işimiz var diyemeyenlerin sayısı ise çok fazla. Devletin olmadığı yani sahiplenenin olmadığı yerde sahiplenenler oluyor ve bedelini de yoksul halka ödetiyorlar.
İnanın yazarken bile midem bulanıyor, devekuşu gibi kafalarını kuma sokup, halkın kaderiyle oynanan oyunu görmeden çıkarmayı düşünenler yazık ediyorsunuz. Sizler gibi acırsam diyemiyoruz, içinden çıktığımız toplumun kültürü ve yaşadıklarımız buna izin vermiyor…

MEHMET GÖRE

Bir Cevap Yazın