MÜSLÜMAN ÜLKELER NEDEN ÇAĞIN GERİSİNDE KALDI DERSİNİZ?

0
184

Çoğunluğu Ortadoğulu ve Afrikalı olmak üzere yeryüzünde kendisini Müslüman olarak tanımlayan yaklaşık 1.4 milyar insan yaşamaktadır.

Böylesi yoğun bir nüfus kitlesinde elbetki azınlıkta kalsalar bile bir çok çağdaş ve medeni insan toplulukları vardır; ancak büyük bir çoğunluk hala Kur’an-ı Kerim’in vermiş olduğu modern mesajları algılayamayan, bu yüzden de batıla sapmış, cahil, kültürsüz, riyakar, yalancı, görgüsüz, tembel, miskin ve çağın gerisinde kalmış aç gözlü insan güruhundan oluşmaktadır.

Geri kalmışlığın asıl nedeni de budur!.

Pakistan’ın İslamabad şehrinde yaşayan Dr. Faruk Saleem bu konuda kapsamlı ve ibretlik bir araştırma yapmıştır..

Bir bilim insanı olarak yapılan bu araştırma son derece ilgimi çekti ve kaynaklarıyla birlikte detaylı inceleme imkanım oldu. Sonuçları gördüğümde çok etkilendim ve bunu da sizlerle paylaşma ihtiyacı duydum..

Şimdi gelelim yapılan araştırmaya..

Tüm Dünyada sadece 14 milyon Yahudi nüfusu yaşamaktadır..

Bu sayı, toplam nüfusu 1.4 milyar olan Müslüman nüfusun 1/100’ü ve neredeyse bir İstanbul nüfusu kadardır..

Yahudiler son derece düşük olan bu sayılarına rağmen, üstelikte çeşitli ülkelerde dağınık ve parçalı bir yaşam sürdürürken bile adeta kutsal ve gizemli bir ittifak içinde dünyayı yönetmektedirler…

Pekala, nedir bu mucizenin sırrı..?

Her bir Yahudi nüfusuna 100 Müslüman karşılık gelirken Yahudiler Müslümanlardan 100 kat daha güçlü, 100 kat daha eğitimli, 100 kat daha varlıklı ve herşeyden önemlisi büyük buluşlara imza atmış bilim adamlarıyla meşhur olabilmişlerdir.?

Mesala.!

– Tarihin en büyük bilim adamlarından Albert Einstein,
– Psikanalizin babası Sigmund Freud,
– Dünyanın sayılı filozofu, politik ekonomist devrimci Karl Marks,
– İğne ucunun mucidi ve icadı sayesinde aşı yoluyla milyonlarca canın kurtulmasına neden olan ünlü Mikrobiyolog Benjamin Rubin,
– Çocuk felci aşısını geliştiren Jonas Salk,
– Löseminin ilacını bulan Gertrude Elion,
– Hepatit-B aşısını geliştiren Baruch Blumberg,
– Frengiye tedavisini bulan Paul Ehrlich,
– Bulaşıcı hastalıklardaki buluşu sayesinde Nobel ödülü alan Elie Metchnikoff,
– Doğum kontrol hapının mucidi Gregory Pincus
– Kas ve sinir sistemi arasındaki iletişim konusunda Nobel ödülü kazanan Bernard Katz,
– Diyabet, hiper tiroid tedavilerinde önemli bir yöntem geliştiren Andrew Schally,
– Akli bozukluklar, depresyon ve fobi tedavilerinde psikoterapi yöntemini geliştiren Aaaron Beck,
– İnsan gözü hakkındaki bilgilerimizi geliştirerek Nobel ödülü kazanan Gerald Wald,
– Embriyoloji dalında Nobel alan Stanley Cohen,
– Böbrek diyaliz makinesinin mucidi Willem Kolff,
– Optik lif kablonu mucidi Peter Schultz,
– Trafik ışıklarının mucidi Charles Adler,
– Paslanmaz çeliğin mucidi Benno Strauss,
– Sesli filmlerin mucidi Isador Kisse,
– Telefon mikrofonunun mucidi Emile Berliner,
– İlk bantlı video kayıt makinesinin mucidi Charles Ginsburg,
– İlk mikro-işlemci çipin mucidi Stanley Mezor ve
– İlk nükleer zincirleme reaktörünün mucidi Leo Szilard..

Yahudi kökenli bilim adamlarıdır.

Bir avuç Yahudi son 100 yıl içinde sadece bilimsel alanda 104 Nobel ödülü kazanırken, sayısı 1.4 milyar olan Müslüman dünyası sadece üç Nobel ödülü kazanmıştır..

Bu üç ödül ise ilme önem veren gelişmiş Müslüman ülkelere aittir.!

Müslümanlar birbirini yerken, birbirlerine karşı olan kendi haris zafiyetlerini göz ardı ederek asıl sebebi dış düşman ararken..

Yahudi’ler büyük bir eğitim, disiplin ve dayanışma içinde tüm dünyada marka haline gelen ve aşağıda örnekleri bulunan firma ve kuruluşlarla eğitim, üretim ve iş sektöründe dünya lideri olmuşlardır..

İşte önemli olanlardan bazıları:
– Ralph Lauren (Polo),
– Levi Strauss (Levi’s Jeans),
– Howard Schultz (Starbuck’s),
– Sergei Brin (Google),
– Michael Dell (Dell Bilgisayarları),
– Larry Ellison (Oracle),
– Donna Karan (DKNY),
– Irv Robbins (Baskins & Robbins),
– Bill Rosenberg (Dunkin Dougnuts),
– Richard Levin (Yale Üniversitesi’nin kurucu başkanı)..

Yahudiler Hollywood yapımcısı firmalar üzerinde de çok etkindirler ve bu yüzden bu firmaların bulunduğu Los Angeles şehrinde büyük bir nüfusa sahiptirler..

Dolayısıyla film dünyasının algı ve otokontrol sistemi üzerinde çok etkindirler. Bu yüzden dünyaca ünlü sanatçı ve yönetmenlerin çoğuda Yahudi kökenlidir..

Sanatçılar:
– Michael Douglas,
– Dustin Hoffman,
– Harrison Ford,
– Woody Allen,
– Tony Curtis,
– Sandra Bullock,
– Billy Crystal,
– Paul Newman,
– Peter Sellers,
– George Burns,
– Goldie Hawn,
– Cary Grant,
– William Shatner,
– Jerry Lewis,
– Peter Falk…

Yönetmenler:
– Steven Spielberg,
– Mel Brooks,
– Oliver Stone,
– Aaaron Spelling (Beverly Hills),
– Neil Simon (The Odd Couple),
– Andrew Vaina (Rambo 1 /2 / 3),
– Michael Mann (Starzky and Hutch),
– Milos Forman (One Flew Over The Cuckoo’s Nest, Amadeus),
– Douglas Fairbanks (TheThief of Baghdat),
– Ivan Reitman (Ghostbusters) ,
– Kohen Kardeşler,
– William Wyler.
– William James Sidis…

Yahudileri bu kadar güçlü yapan şey, tabiki Müslümanlardan daha yüksek bir zekâ katsayısına sahip olmaları değildir..

Onları farklı kılan şey; birlik ve beraberlik içinde, birimiz hepimiz-hepimiz birimiz anlayışı ile tüm maddi ve manevi imkanları seferber ederek, disiplinli bir şekilde tüm dünyada her çocuğa ve gence kaliteli birer eğitim ve geleceğe dair idealist birer vizyon veriyor olmalarıdır.!

Yahudi eğitim sistemi; teslimiyetçi değil sorgulayıcıdır, ezberci değil araştırıcıdır, baskıcı değil yaratıcıdır. Edinilen tüm bilgiler araştırmak, bulmak ve insanlık adına üretmek için kullanılır. Tabiki bunun bir bedeli ve doğal olarak haklı bir getirisi olacaktır. En büyük getiri uluslararası başarı ve ödüllerdir..

Yüksek nüfus oranına rağmen Müslümanları güçsüz yapan şey ise; verilen eğitim sisteminin aşırı bağnaz, dogmatik, feodal eksenli, akıl ve ilimden uzak olmasıdır. Sorgusuz, araştırmasız, ezberci ve dayatmacı bir eğitim sistemiyle başarıyı yakalamak asla mümkün olamaz.

Böyle bir insan tipinin ve eğitim sisteminin çağdaş İslam anlayışı ve öğretisinde de yeri yoktur. İslam, ilime ve ilim insanına önem veren çağdaş bir dindir. Aksini düşünmek ise İslama hakarettir.

İslam Konferansı Örgütü’nün (OIC) 57 üyesi vardır ve ülkelerin tümünde sadece 500 adet üniversite bulunmaktadır. Yani üniversite başına 3 milyon Müslüman düşmektedir. Başka bir deyişle 3 milyon kişi için bir üniversite yapılmıştır. Ayrıca bunların kalitesi de tartışmaya açıktır.

Halbuki sadece ABD’de 5 bin 758 üniversite vardır.

Şuna dikkatinizi çekmek isterim; Shanghai Jiao Tong Üniversitesi tarafından 2004 yılında hazırlanan ‘Dünya Üniversitelerinin Akademik Değer Listesinde’ Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerin hiç birinden ilk 500’e giren tek bir üniversite yoktur.!

UNDP tarafından toplanan verilere göre Hristiyan dünyasında okuma yazma bilenlerin oranı % 89’dur. Bunların %98’i ise en az ilkokul mezundur ve 100 kişiden 40’ı üniversite mezunudur.

Hristiyan çoğunluğa sahip 15 ülkedeki okuma yazma oranı ise %100’dür yani bu 15 ülkede okuma yazması olmayan tek bir kişiye rastlamak olası değildir!.

Müslüman ülkelerde ise durum bunun tam tersidir yani 100 kişiden sadece 40’ı okuma yazma bilir ve herkesin okur yazar olduğu bir tek Müslüman ülke bulunmamaktadır.! Bunların %50’si ilkokul mezundur ve sadece %2’si Üniversiteyi bitirmiştir.

Uluslarası Bilim İnsanı kategorisine sahip kişi sayısı ABD’de 4.000, Japonya’da 5.000’dir. Müslüman çoğunluğa sahip 57 ülkede ise bu kategorideki toplam bilim insanı sayısı sadece 230 kişidir. Gerçek bilim insanı pozitif bilimlerle aktif olarak uğraşan kişi demektir ve ne yazıkki her bir milyon Müslüman kişiye sadece böyle bir bilim insanı düşmektedir. Bu arada kartvizitinde ünvan bulunan her akademisyenin bilim insanı olmadığı unutulmasın..

Teknisyenler açısından da Müslüman çoğunluklu Arap ülkelerde durum çok vahimdir. Her bir milyon Müslüman Arap nüfus içinde 50 teknisyen bulunmaktayken bu durum Hristiyan dünyasında her bir milyon nüfus için 1000 teknisyendir..

Kalitesiz, ezberci, araştırma ve geliştirmeye yeterli kaynak ayırmamış ülkeler geri kalmaya mahkumdur..

Müslümanlar gayri safi milli gelirin yalnızca % 0,2’sini araştırma ve geliştirme bütçesi olarak ayırırken,
Hristiyan dünyası araştırma ve geliştirmeye % 5 oranında, yani 25 kat daha fazla fon ayırmaktadır.

Bu nedenlerden ötürü Müslüman dünyası yeni bilgi üretebilecek kapasiteden yoksundur. Ayrıca dünyanın ürettiği bilgi ve teknolojiyi kendi halklarının eğitimine aktarmakta da başarısızdırlar yada bu durum ülkeleri diktatörce yönetenlerin idari tercihinin bir neticesidir.. Örneğin: Pakistan’ın ileri teknoloji ihracatının toplam ihracatın içindeki oranı %1’dir. Suudi Arabistan, Kuveyt, Fas ve Cezayir’in ise % 0,3’tür. Halbuki Hristiyan Singapur’da bu oran % 58′dir.

İlginçtir, 57 Müslüman ülkenin gayri safi milli hâsılalarının toplamı 2 trilyon doların altındadır.

Buna karşın 310 milyonluk ABD tek başına 12 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretmekte; Çin 8 trilyon dolar, Japonya 3,8 trilyon dolar, Almanya 2,4 trilyon dolar, İspanya’da 1 trilyon dolar, Katolik Polonya 489 milyar ve Budist Tayland ise 545 milyar dolar değerinde mal ve hizmet üretimi yapmaktadır..!

İşin daha acıklı tarafı ise şudur: İslam Dünyasının gayri safi milli hâsılasının tüm dünya gayri safi milli hâsılası içindeki oranı hızla azalmaktadır. Müslüman ülkeler neden bu kadar güçsüzdür ve geri kalmıştır sorusu sanırım yanıt bulmuştur.

Yukarıda anlatılanların ışığında her geçen gün geriye giden İslam anlayışının temsilcisi olmayıp sadece adı Müslüman olan ülkelerin sonu ne yazıkki Ortadoğu’da olduğu gibi cehalet, yoksulluk ve sonu hoş olmayan toplumsal hadiselerdir.

“Atatürk sonrası hızla muasır medeniyet çizgisinden uzaklaşan Türkiye’nin bugün geldiği çizginin diğer İslam ülkelerinden çok farklı olduğu söylenemez..Toplumsal yapımızı ve yöneticilerimizi bu bağlamda bir kez daha gözden geçirip aklımızı başımıza devşirmek gerekir zira cehalet trenine binen ülkelerin son durağının Ortadoğu bataklığı olduğunu unutmamalıyız..”

Dr. Vecdet Öz

Bir Cevap Yazın