Millet İttifakı’nın Kara Delikleri

0
224

Türkiye’de genel seçimlere bir yıl kala Cumhur İttifakının karşısında yer alan genişletilmiş 6’lı Millet İttifakının seçime yönelik açıkladığı mutabakat metni tartışma yarattı. Özellikle AKP’den koparak yeni siyasi partiler kuran Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın muhalif seçmen üzerinde olumsuz etki yaratacağı ve bunun sonucunda gelecek olan tepki oylarının Cumhur İttifakının lehine sonuç yaratacağı endişesi var.

Son seçim anketleri muhalefeti tam olarak rahatlatmazken, 2023 genel seçimleri muhalif oyların toplandığı Millet İttifakının lehine sonuçlansa bile, geçmişte AKP’nin içinde yer alan Davutoğlu ve Babacan’a karşı, yolsuzluklardan hesap soracağını iddia eden ittifakın ana ortakları CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve İyi Parti genel başkanı Meral Akşener açısından nasıl bir yol izleneceği merak konusu…

Son Seçim Anketlerinden bazıları şu şekilde:

Metropoll Araştırma‘nın Şubat 2022 araştırmasında kararsızlar dağıtılmadan AK Parti’nin oyu yüzde 24,6 oldu. Metropoll’ün Şubat araştırmasında AK Parti’nin oylarında yükseliş var. Aynı araştırmada CHP’nin oyu kararsızlar dağıtılmadan yüzde 20, İYİ Parti’nin 9,7, HDP’nin 9,4 MHP 4,8 oldu. Protesto oy ile birlikte kararsızım diyenlerin oranı yüzde 20’nin üzerinde görünüyor.

Yöneylem’in 3-6 Mart 2022 tarihleri arasında 27 ilde yaptığı araştırmada kararsızlar dağıtıldıktan sonra partilerin oy oranı; AK Parti yüzde 32, CHP yüzde 30, İYİ Parti yüzde 12,9, HDP yüzde 9,8, MHP yüzde 6,9.

Avrasya Araştırma’nın Ocak 2022 anketine göre CHP oylarını yüzde 30.4’e yükseltirken AK Parti yüzde 27.6’ya geriledi.

AKP’den Ayrılarak Kendi Siyasi Partilerini Kuran Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın 6’lı İttifaka Katılması Seçmeni Nasıl Etkileyecek?

Ahmet Davutoğlu ve Siyasi Geçmişi

AKP’nin 2009 yılında yapılan kongresinde Merkez Karar Yönetim Kurulu’na girdi.

1 Mayıs 2009’da parlamento üyesi olmamasına rağmen dönemin Başbakanı Erdoğan tarafından Ali Babacan’ın yerine Dışişleri Bakanlığına atandı. Bakan olarak yaptığı ilk açıklamada “Stratejik Derinlik” kitabında dile getirdiği görüşlerin yeni oluşturacağı diplomasinin temelini oluşturacağını şu sözlerle aktardı: “Öncelikle komşularla sıfır problem ilişkisini maksimum çıkar ilişkisine dönüştürme gayreti içinde olmalıyız. Türkiye tek bölgeyle anılan bir ülke değildir. Balkan ülkesidir, Kafkas ülkesidir, Ortadoğu ülkesidir, Karadeniz ülkesidir, Akdeniz ülkesidir, Hazar ülkesidir, Körfez ülkesidir hatta etkileri itibarıyla. Bütün bu bölgelerde Türkiye düzen kurucu ülke rolü üstlenmek durumundadır.”

Haziran 2011’daki genel seçimde, AKP listesinden Konya milletvekili seçilerek parlamentoya girdi ve 61. Hükümetin Dışişleri Bakanı oldu. Davutoğlu, bu dönemde muhalefet partilerinin hakkında en çok gensoru verdiği dışişleri bakanlarından biri olarak siyaset tarihine girdi.

Türkiye, bu süreçte Arap Baharı sırasında Mısır’da Müslüman Kardeşler’e açık destek verdi. Erdoğan, Tahrir Meydanı’nda canlı yayınlanan konuşmasıyla Hüsnü Mübarek’e, Muhammed Mursi’nin lehine “çekil” çağrısı yaptı.

Türkiye’nin Suriye’de Esad yönetimine baskısı da bu dönemde arttı. Davutoğlu’nun dış politikası, Suriye’yi iç savaşa sürükleyen ateşi harladı. Esad yönetiminin haftalar içerisinde yıkılacağı hesabıyla Suriye muhalefeti desteklendi, ülkeden kaçarak gelen üst düzey ordu mensuplarına rejime dönük muhalefet hareketlerini planlayabilmeleri için harekat merkezleri kurma izin verildi, Şam yönetimiyle köprüleri atıldı. Sonuç olarak Suriye kan gölüne ve harabeye döndü. Milyonlarca Suriyeli ülkesine terk etmek zorunda kaldı, dört milyondan fazlası Türkiye’ye sığındı.

Sıfır Sorun’dan Sıfır Komşuya…

Mısır ve Suriye politikaları özellikle ülke içinden çok sert eleştirilere maruz kaldı. “Komşularla sıfır sorun” sloganıyla çıkılan yol, Türkiye’nin bölgedeki tüm ülkelerle ilişkilerinin neredeyse kopmasıyla sonuçlandı. Ancak Büyük Ortadoğu Projesi’ni dillendiren Erdoğan ve Yeni Osmanlıcılığın savunucusu Davutoğlu bu politikaların arkasında durmaya devam etti.

Mavi Marmara…

Bu süreçte Erdoğan’ın Davos’taki “one minute” çıkışı ve Mavi Marmara olayı yaşandı. 10 Türkiye vatandaşının yaşamını yitirdiği Mavi Marmara olayından bir hafta sonra CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Dışişleri’nin saldırı olabileceğini bilmesine karşın, geminin Akdeniz’e açılmasını engellenmediğini ancak AKP milletvekillerine gemiye binmeme talimatı verildiğini iddia etti.

Musul Başkonsolosluğunda Rehine Krizi…

Musul Başkonsolosu ve 49 Türkiye vatandaşının IŞİD tarafından 101 gün boyunca alıkonulması ve IŞİD’in Türk vatandaşlarını hedef alan saldırılarını bu dönemde artırması da Davutoğlu’nun dış politikada elde ettiği sonuçlar arasında yer aldı.

Fethullah Gülen Cemaati…

Davutoğlu ayrıca Gülen Cemaati mensuplarının Dışişleri Bakanlığı’na sızmasını kolaylaştıracak adımlar atmakla suçlandı. Davutoğlu’nun “FETÖ” üyesi olduğu gerekçesiyle 6 yıl 3 ay hapis cezası alan Özel Kalem Müdürü Gürcan Balık’ın, büyükelçi atamaları başta olmak üzere kilit karar süreçlerinde etkin olduğu ve Personel Dairesi gibi önemli pozisyonlara Gülen Cemaati’ne bağlı isimleri getirttiği iddia edildi. Davutoğlu’nun 2013’te BM Genel Kurulu toplantıları için ABD’de bulunurken heyet başkanı dönemin Cumhurbaşkanı Gül’e haber vermeden Pensilvanya’ya gidip Fethullah Gülen’le görüşmesi de gündem oldu. 2017’nin ocak ayında TBMM Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu’nda Davutoğlu, bu görüşmenin dönemin Başbakanı Erdoğan’ın bilgisi, izni ve talimatı doğrultusunda gerçekleştirildiğini söyledi.

IŞİD’in tarifi…

Davutoğlu, yine Dışişleri Bakanlığı görevi yaptığı günlerde, bir televizyon canlı yayınında “IŞİD radikal, terörize gibi bir yapı olarak görülebilir ama katılanlar arasında Türkler, Araplar, Kürtler vardır. Oradaki yapı, daha önceki hoşnutsuzluklar, öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu” dedi. Bu sözlerden sonra IŞİD, “öfkeli çocuklar” olarak anılmaya başlanmıştı. Davutoğlu döneminde Avrupa Birliği üyeliği sürecinde de dişe dokunur bir ilerleme kaydedilmedi.

AKP Genel Başkanlığı

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı dönem süresinin dolması ve Erdoğan’ın Ağustos 2014’te Cumhurbaşkanlığına seçilmesinin ardından AKP Genel Başkanlığı ve Başbakanlığa kimin geleceği tartışma yarattı. Erdoğan’ın “düşük profilli bir başbakan” istediği konuşuluyordu. Erdoğan, ise bu süreçte uygulanacak yönetim modelini “güçlü cumhurbaşkanı-güçlü başbakan uyumu” ile tanımlıyordu. Karar kılınan isim Ahmet Davutoğlu oldu. Davutoğlu, 27 Ağustos 2014’te, AKP 1. Olağanüstü Büyük Kongresinde Genel Başkan seçildi. Gül, Davutoğlu için “Kongrede Genel Başkan seçilecek olan Ahmet Davutoğlu’nu siyasete ben kazandırdım, başarılı olacağına inanıyorum” dedi. 28 Ağustos 2014’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Başbakanlık vekaletini aldı ve 62. Türkiye Hükûmetini kurmakla görevlendirildi. 6 Eylül 2014’te 62. Hükümet, Davutoğlu Başbakanlığında kabul oylamasında 133 ret oyuna karşı 306 kabul oyu alarak resmen göreve başladı.

Rus Uçağı…

Bu ikiliğin kendini gösterdiği belli başlı olaylar arasında ocak 2015’te Davutoğlu tarafından açıklanan ancak hayata geçirilemeyen “şeffaflık paketi”, “17 Aralık yolsuzluk soruşturması”nda adı geçen 4 bakanın yüce divana gönderilmesi gibi başlıklar bulunuyor. Davutoğlu’nun MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı 2015 seçimlerinde milletvekili adayı yapmak istemesi ve Erdoğan’ın buna karşı çıkışı, Davutoğlu’nun başkanlık sistemine mesafeli oluşu ve 7 Haziran seçimlerinden sonra Erdoğan’ın aksine koalisyon hükümeti kurmak istemesi de diğer başlıklar arasında.

Rus uçağının düşülmesi krizinde de Davutoğlu, uçak düşürüldükten sonra krizi yönetmeye çalıştığını ancak Cumhurbaşkanlığından “bir işgüzarın”, “Rus uçağını düşürdük” açıklaması yaparak süreci sabote ettiğini iddia etti. Davutoğlu’nun kendisi de uçağın düşürüldüğü tarihten 1 gün sonra 25 Kasım 2015’te partisinin grubunda yaptığı konuşmada “Uçağın vurulması emrini bizzat ben verdim” demişti. Ancak daha sonra bu sözlerinin muhalifler tarafından “istismar edildiğini” öne sürmüştü.

Çözüm Süreci

11 Temmuz 2014’te TBMM’den Cumhurbaşkanı onayına gönderilen çözüm süreci ile ilgili kanun, 15 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanarak “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” adıyla Resmi Gazete’de yayınlanarak yasalaştı. Resmileşen çözüm süreci, yasanın onaylanmasının hemen sonrasında Başbakan olan Davutoğlu döneminde sonlandırıldı.

Süleyman Şah Türbesinin Taşınması

22 Şubat 2015: Şah Fırat Operasyonu ile Süleyman Şah Türbesi, PYD’nin kontrolündeki Eşme Köyü’ne taşındı.

Dolmabahçe Mutabakatı

25 Şubat 2015: Demirtaş, Öcalan’ın silah bırakma çağrısı yapmak şart koştuğu 10 maddeyi açıkladı, “Öcalan şartlı silah bırakma çağrısı yaptı” dedi.

28 Şubat 2015: Öcalan’ın PKK’ye silahsızlanma kongresi için yapacağı çağrı üzerinde Kandil ve İmralı anlaştı. 10 maddenin, hayata geçirilmesinin garantisi olarak hükümetin olduğu bir toplantıda okunmasına karar verildi. Dolmabahçe Sarayı’nda Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, Kamu Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu ve İmralı Heyeti’nden Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve İdris Baluken’in olduğu toplantıda silahsızlanma kongresi çağrısı Sırrı Süreyya Önder tarafından okundu. Bu olay Dolmabahçe Mutabakatı olarak anıldı.

7 HAZİRAN – 1 KASIM SEÇİMLERİ ARASI

7 Haziran – 1 Kasım arası Türkiye’nin kanlı günleri oldu. AKP’nin tek başına iktidar olamamasıyla başlayan 5 aylık süreçte iki bombalı eylem, sınır ötesi operasyon, Türkiye genelinde gözaltı ve tutuklamalar, Doğu ve Güneydoğu kentlerinde sokağa çıkma yasakları asker, polis ve sivil ölümleri yaşandı.

Ahmet Davutoğlu’nun 2019’da Sakarya’da yaptığı açıklamada sarf ettiği “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz. İleride bir gün Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazıldığı zaman en kritik dönemlerden biri 7 Haziran – 1 Kasım arasındaki dönem olacaktır” sözleri de bu günlere işaret ederek tartışma yarattı. Her ne kadar Davutoğlu daha sonra bu sözlerin hedefinde MHP ve AKP içindekiler olduğunu savunsa da bu tarihler arasında yaşananlar Davutoğlu’nun icraatları arasında önemli bir yer tutuyor.

PELİKAN DOSYASI

29 Nisan 2016 tarihinde yapılan AKP MKYK’sinde alınan kararla, genel başkanın “il ve il başkanı atama yetkisi” MKYK’ye verildi. Bu toplantıda alınan kararın toplantıdan önce Erdoğan’a yakın üyeler tarafından alındığı ve toplantı sırasında Davutoğlu’na imzalatıldığı iddia edildi.

1 Mayıs 2016’da ‘Pelikan dosyası’ adı altında yayınlanan anonim bir internet sitesinde Davutoğlu’nun Erdoğan’a ihanet ettiği ve istifa etmesi gerektiği iddia etti. Bu sayfada Davutoğlu ile Erdoğan arasındaki 27 gerilim noktası “reise yakın bir bakış açısı”yla listelendi.

AKP’den Kopuş

4 Mayıs 2016 günü, Recep Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu arasında cumhurbaşkanlığında bir görüşme gerçekleşti. Bu görüşmede Davutoğlu’nun doğrudan istifa etmesi yerine AKP’yi kongreye götürmesi ve yeniden genel başkan adayı olmaması kararlaştırıldı.  Bu toplantıdan bir gün sonra Davutoğlu, 5 Mayıs 2016 günü 1 Kasım seçiminden sonra sadece 6 ay görev yaptığığını hatırlarak “4 yıllık sürenin daha kısa sürmesi benim tercihim değildir. Zarurettir.” şeklinde bir açıklama yaptı ve AKP’yi 22 Mayıs’ta yeni genel başkan seçimi yapması için 2. Olağanüstü Büyük Kongre’ye çağırdı. Ahmet Davutoğlu’nun Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin hemen sonrasında bu kararını açıklaması bazıları tarafından “Saray Darbesi” şeklinde ifade edildi.

Davutoğlu, Başbakanlık görevinden 22 Mayıs 2016 tarihinde istifa etti. Bu istifa Cumhurbaşkanlığı tarafından “Cumhurbaşkanımız, Başbakan Davutoğlu tarafından sunulan Bakanlar Kurulu’nun istifasını kabul etmiştir.” şeklindeki basın açıklamasıyla duyuruldu.

24 Haziran 2018’de yapılan genel seçimlerde milletvekili adaylığı için başvuru yapmadı. 2019 Türkiye yerel seçimleri sonrasında partisine yönelik eleştirilerde bulundu ve 9 Eylül 2019 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi üyeliğinden istifa etti. AKP’den istifa eden Ahmet Davutoğlu, yeni bir parti kurmak için çalışmalara başladı. Yeni partinin başvuru dilekçesi, 12 Aralık 2019’da İçişleri Bakanlığı’na teslim edildi. 13 Aralık Cuma günü, Ankara Bilkent Otel’de gerçekleştirilen programda Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi’nin kuruluş amacını, hedeflerini ve kurucular kurulunu tanıttı.

 

Ali Babacan ve Siyasi Geçmişi

58. ve 59. hükümetlerde ekonomiden sorumlu devlet bakanlığı yaptı. 60. hükümette 1 Mayıs 2009’a kadar dışişleri bakanı olarak görev aldı ve Mayıs 2005 – Ocak 2009 arasında Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliği konusunda görüşmelerin yürütüldüğü makam olan başmüzakerecilik görevinde bulundu. 1 Mayıs 2009’da gerçekleştirilen kabine değişikliğinde başbakan yardımcısı olarak atandı. 61. ve 62. hükümetlerde başbakan yardımcılığı yaptı.

2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi Kurucu Üyesi ve MKYK üyesi oldu. 58. ve 59. hükümetlerde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevinde bulundu. 60. Hükümet’te ise Dışişleri Bakanı ve Avrupa Birliği ile müzakerelerde Başmüzakereci olarak görev yapmaktaydı. Egemen Bağış’ın Devlet Bakanı ve Başmüzakereci konumuna getirilmesinin akabinde sadece Dışişleri Bakanı olarak bir süre görevine devam etti. 1 Mayıs 2009’da gerçekleşen kabine değişikliğinden sonra Dışişleri Bakanlığı’nı Ahmet Davutoğlu’na devretti.

1 Mayıs 2009 tarihinden sonra Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak hükümetlerde görev yaptı. 28 Ağustos 2015 tarihinde başbakan yardımcılığı görevini Cevdet Yılmaz’a devretti. 2. Davutoğlu hükümeti döneminde başbakan danışmanlığı yapmıştır.

2018 yılının Haziran ayında yapılan genel seçimleri için milletvekili adaylığı için başvuru yapmadı. 2019 yılında AKP’den istifa etti.

AKP’den İstifası

Ali Babacan, “Ağustos 2001 tarihinde kurucu üyesi olduğum Adalet ve Kalkınma Partisi’nden 14 yıl MKYK üyeliği yaptım. 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra 13 yıl Bakanlar Kurulu Üyesi oldum. Bu süre içerisinde ülkemizin elde ettiği büyük başarılara katkı vermekten onur duydum” şeklinde başlayan dilekçesiyle istifasını duyurdu.

 2019 tarihinde AK Parti’den istifa etti. Ali Babacan’ın kurucular kurulunu oluşturduğu bir heyet, yeni partinin kuruluş dilekçesini 9 Mart 2020 tarihinde İçişleri Bakanlığına verdi. Partinin adı “DEVA” kısaltmasıyla Demokrasi ve Atılım Partisi oldu.
Ali Babacan, AKP hükümetlerinde ekonomi alanına ilişkin görev aldığı dönemlerde neoliberal ekonomi planının en istikrarlı uygulayıcılarından oldu.

Babacan ayrıca Kürt meselesini yeniden gündeme alarak bir takım açıklamalarda bulundu.

6’lı İttifak Seçim Mutabakatı

Öte yandan CHP, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisinin 28 Şubat’ta paylaştığı Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e ilişkin ortak metin tartışma yaratmaya devam ediyor. Metinde Anayasanın değiştirilemez ilkelerine yer verilmemesi, ATATÜRK ve laikliğe vurgu yapılmaması, özellikle çağdaş-laik-Atatürkçü seçmen tabanında tepkiyle karşılandı.

CHP, İyi Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrat Parti ve DEVA Partisi’nin aylardır süren “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” çalışmasında uzlaştıkları 48 sayfalık Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni, 6 muhalefet lideri tarafından imzalandı.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, İyi Parti lideri Meral Akşener, Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu, Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal, DEVA Parti lideri Ali Babacan Ankara, Çankaya’daki Bilkent Otel’de bir araya gelerek hazırlanan metni imzaladı.

6’lı Mutabakat Metninde Öne Çıkan Başlıklar:

  • “Seçim barajı yüzde 3’e düşürülecek.
  • Milletvekili seçimlerinde yüzde 1 oy olan partiler Hazine yardımı alacak.
  • Temel hak ve özgürlüklerde kararname düzenlemesine izin verilmeyecek.
  • Cumhurbaşkanı’nın veto yetkisine son verilecek.
  • Meclis soruşturmalarında yeter sayısı düşürülecek.
  • Cumhurbaşkanı görev süresi 7 yıl olacak.
  • Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’nun tek başına OHAL ilan etme yetkisi olmayacak.
  • Sulh Ceza hakimliklerinin görev, yetki ve işleyişleri yeniden düzenlenecek.
  • Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının derhal uygulanması sağlanacak.
  • Hakimler ve Savcılar Kurulu kaldırılacak. İki ayrı kurul oluşturulacak.
  • Çoklu baro uygulamasına son verilecek.
  • Anayasa Mahkemesi üyelerinin en az 4’te 3’ünün hukukçu olması zorunlu tutulacak.
  • Sayıştay Anayasa’da yüksek mahkeme olarak düzenlenecek.
  • TRT ve Anadolu Ajansı bağımsızlık ve tarafsızlık esaslarına göre yeniden yapılandırılacak.
  • Medyada kartelleşmeyi önlemek için yasal tedbirler alınacak.
  • RTÜK’e yasal düzenlemeler yapılacak. Üyeler Meclis tarafından seçilecek.
  • Kamu İhale Kanunu yeniden düzenlenecek.
  • Yerel yönetimlere genel bütçeden verilen vergi gelirlerinin payı artırılacak.
  • Seçimle gelenin seçimle gitmesi güvence altına alınacak. Kayyum uygulamalarına son verilecek.
  • YÖK kaldırılacak.
  • Öğretim üyeleri rektörlerini kendi seçecek.
  • Siyasi Etik Kanunu hazırlanacak.
  • Yurt dışındaki 6 milyondan fazla vatandaşın Meclis’te temsilinin sağlanması için seçim çevresi oluşturulacak.
  • Siyasi partilere ve adaylara yapılan bağışlar zorunlu olarak açıklanacak.
  • Meclis’in denetim yetkisi güçlendirilecek.

 

 

 

Bir Cevap Yazın