Madımak faciası; unutmadık aklımızda

0
195

Madımak faciasının üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen vicdanlar susmamış, yaralar
kanamaya devam etmektedir. Bu durumun en büyük nedeni ise davaların hukukun
ilkelerine uygun olarak sürdürülmemesi, faillerinin gereken cezayı almamalarıdır.
Unutmamak, unutturmamak adına Madımak Olayı’nı bir kez daha hatırlatmak istedim.
Bakalım neler olmuş.
Demirel Cumhurbaşkanı olunca DYP’nin başına Tansu Penbe Çiller geçer ve Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin 50. Başbakanı olur. Türkiye’de ilk kez bir kadının başbakan olması,
bazı kesimlerde memnuniyetle karşılanır.
Çiller hükümeti daha güvenoyu alamadan Sivas’ta bir facia meydana gelir. (2 Temmuz 1993)
Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında, aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu pek çok
sanatçı ve fikir insanı dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin’in özel davetlisi olarak bu
kente gelir. Binlerce kişiden oluşan karşıt bir grup; “Sivas laiklere mezar
olacak!” sloganlarıyla Kültür Merkezi’nden çıkar, Hükümet Meydanı’na gelir ve Hükümet
Konağı’nı taşlamaya başlar. Madımak Oteli civarına ulaştıklarında araçlar ateşe verilir. Öfkeli
grup Madımak Oteli’ni de ateşe verir. Otelde bulunanlardan; halk ozanları Muhlis Akarsu,
Nesimi Çimen ve Hasret Gültekin, şairler Metin Altıok ve Behçet Aysan, yazar Asım
Bezirci, karikatürist Asaf Koçak ile birlikte çoğu Alevi otuz üç yazar, ozan, düşünür ve
iki otel görevlisi yanarak veya dumandan boğularak hayatlarını kaybederler.
Kin ve öfke öyle bir boyuta ulaşmıştır ki, itfaiye merdiveniyle kurtarılmaya çalışılan Aziz
Nesin, merdivendeki görevli tarafından darp edilip, itfaiye aracı etrafında toplanan karşıt
görüşlü kalabalığa doğru itilir. Başından yaralanan Aziz Nesin’i linç girişiminden araya giren
polisler kurtarır. Yaralılar hastaneye götürülür. Aziz Nesin’in de içinde bulunduğu elli bir kişi
ağır yaralarla kurtulur.
Gün boyu süren kargaşalar polis ve jandarma tarafından önlenemez. Nihayet akşam
saatlerinde valilik “2 günlük sokağa çıkma yasağı” ilan eder. Güvenlik güçleri ancak
yasaktan sonra şehirde tam bir hâkimiyet sağlayabilirler. Başbakan Tansu Çiller ise,
olaylardan sonra şu açıklamayı yapar:
“Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir.” (…)
Madımak Olayı’nda 124 kişi gözaltına alınır. Yargılama süresince 37 sanık serbest bırakılır.
1997 yılında açıklanan kararla, 33 sanık idama, 14 sanık ise 15 yıla kadar değişen hapis
cezasına mahkûm edilir. Yargıtay hapis cezalarını onaylarken, idam cezalarını usul
noksanlıkları nedeniyle bozar. Yargılama yeniden başlar. 2000 yılında 33 sanık DGM
tarafından yeniden idam cezasına çarptırılır. Terörist başı Abdullah Öcalan’ı kurtarmak
için 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılması, Madımak hükümlülerini de
kurtarır; cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrilir.
Madımak sanıklarını Necmettin Erbakan’ın partisinin avukatları savunur.  Refahyol
iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan, bakanlığı sırasında onları hapishanede ziyaret eder.
Geniş avukat listesinde çok sayıda Refah Parti üyesi ve yöneticisi olması eleştiri konusu olsa
da bu avukatlar ilerleyen yıllarda Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Saadet Partisi (SP)’ne

katılacaklardır. İçlerinden milletvekili, belediye başkanı, bakan, il başkanı, meclis üyesi,
Anayasa komisyonu üyesi gibi üst düzey yönetim kademelerine yükselenler de olacaktır.
Olayın kilit ismi olarak bilinen dönemin Refah Partili Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer
Erçakmak ve bazı sanıklar ise firar edecektir.
Madımak davasının yargılama aşamasında ilginç olaylar da ortaya çıkar. Katliamın kilit ismi
olan firari Cafer Erçakmak’ın, Interpol tarafından kırmızı bültenle aranmasına rağmen yıllarca
Sivas’ta yaşadığı, firarilerden birisinin olaydan on dört gün sonra Sivas Kangal’da evlendiği,
bir başka firari İhsan Çakmak’ın ise evlendiği, askere gittiği, çocuğunu nüfusa kaydettirdiği,
hatta ehliyet aldığı ortaya çıkacaktır… Âdeta “Gelin bizi yakalayın!” diye resmi evraklar
aracılığıyla defalarca kendilerini ihbar eden şahıslar, ne hikmetse bir türlü
yakalanamamıştır! Sivas davasında yirmiye yakın kişinin hâlâ firari olduğu iddia
edilmektedir.
Sivas olayları davasında avukatlık yapan Avukat Faik Işık, 2011 yılında şöyle bir açıklama
yapar; “Benim gibi pek çok genç avukatın sadece birkaç celsede gördüğü oydu ki;
Sivas’taki o dehşet verici olayların aydınlatılması ve gerçekte kimler tarafından
yapıldığının ortaya çıkartılması söz konusu değildi. Bunun yerine, o zaman davaya bakan
Ankara DGM’de sağcılık-solculuk, Alevilik-Sünnilik, laiklik-gericilik gibi ideolojik
tartışmaların tiyatrosu yapılmaktaydı. Biz davaya bir çeşit figüranlar gibi yerleştirildiğimizi
fark ettik.”
Olaydan sonra Madımak oteli uzun yıllar kebapçı olarak faaliyet gösterir. Katliamdan on
sekiz yıl sonra da otelin müze değil Bilim ve Kültür Merkezi’ne çevrilmesi kararlaştırılır.
Türkiye üzerinde oynanan emperyalist oyunlar denilince aklımıza ilk gelen ülkeler Amerika
Birleşik Devletleri ve İngiltere’dir. Ancak bunlar kadar hatta daha tehlikeli bir başka ülke
daha vardır: Almanya…
70’ li yıllardan itibaren, bugün Türkiye’de ne kadar radikal İslamcı vakıf, cemaat, örgüt vb.
kuruluş varsa tamamının; topraklarında palazlanıp güçlenmesine olanak sağlayan, maddi ve
lojistik destek veren Almanya’nın Sivas katliamı sanıklarını nasıl koruduğunu Dr. Necip
Hablemitoğlu’ndan öğreniyoruz. Bakın nasıl olmuş:
“…Sivas’ taki 37 insanın yakılmasından birinci derecede sorumlu altı kışkırtıcı cinayet
zanlısı, Alman Dış İstihbarat Servisi BND elemanları tarafından Esenboğa üzerinden
Almanya’ya kaçırılmışlardır. Almanya, bu suçluları Türkiye’ye teslim etmemektedir. Bu
altı zanlı Almanya’da farklı kimliklerle koruma altında yaşamlarını sürdürmektedirler…
Alman Devleti, Sivas’taki katliamın bu suretle şeriği olduğunu ortaya koymasına karşın,
diğer taraftan kimi Alevi inançlı Türk vatandaşlarını Türk Devleti’ne karşı kullanmaya da
devam etmektedir.”  Almanya’nın bu zanlılardan bir tanesine vatandaşlık hakkı verdiğini de
yine kitaptan kısa bir not olarak belirtelim.
Laik Türkiye Cumhuriyeti’nde sırf Alevi oldukları için hunharca katledilen bu insanlar,  bu
toprakların öz evlatlarıdır. Aleviler, bu ülkenin çimentosudur. Çimento kırılırsa yapı zarar
görür. Demokrasimizden Aleviler çekip alınırsa, geriye demokrasi adına bir şey kalmaz.
Madımak şehitlerinden ozan-şair Muhlis Akarsu’nun bir şiiri ile konuya nokta koyalım.

Demokrasi Nerde ise Oradayız
Dostlar bizim inancımız bellidir
Demokrasi nerde ise ordayız
Softaların sözlerine kanmayız
Demokrasi nerde ise ordayız
Bizim ölenimiz geri dirilmez
İnsanlara boş fetvalar verilmez
Bizde sınıf, bölücülük bilinmez
Demokrasi nerde ise ordayız
Yollarımız ikilikle barışmaz
İnsanların inancına karışmaz
Benlik yoktur, kimse ile yarışmaz
Demokrasi nerde ise ordayız
İnsan haktır, hak insandır biliriz
Gönüllerde açar bizim gülümüz
Akarsu’yum bacı kardeş hepimiz
Demokrasi nerde ise ordayız

Madımak davası Türk hukuk sisteminde; göz göre göre işlenen insanlık suçuna gereken
ceza verilmediği için kara bir leke olarak kalmaya devam etmektedir. Ülkemizde bir daha
böyle kara günler yaşanmaması dileğiyle, Madımak şehitlerine Allah’tan rahmet diliyorum.

Tülay Hergünlü
İstanbul, 28 Haziran 2022

Yararlanılan Kaynak:
Tülay Hergünlü; Amerikan Bezi’nden Amerikan Çuvalı’na – Türkiye’nin Hafızası (1981-2002), Klaros
Yayınları 2022

Bir Cevap Yazın