Gezi Davası Kararına Tepkiler Sürüyor

0
100
2013 yılında Taksim Meydanı’ndaki Gezi Parkı’nda çevreci bir eylem olarak başlayan, sonrasında tüm Türkiye’de devam eden özgürlükçü ve iktidar karşıtı eylemlere dönüşen Gezi hareketinin sanıklarıyla ilgili dün yapılan duruşmada karar çıktı.
Gezi Parkı eylemlerine ilişkin beraat kararının bozulmasının ardından 17 sanıklı davada mahkeme tarafından Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Can Atalay, Mine Özerden, Yiğit Ali Ekmekçi, Tayfun Kahraman’a ise TCK 312’den yardım etme suçundan 18’er yıl hapis cezası verildi.

Oy çokluğu ile alınan karara bir üye hakim karşı oy kullandı. Üye hakim, sanıkların üzerlerine atılı suçlardan cezalandırılmalarına yeterli delil bulunmadığından beraatleri, tutuklu sanık Osman Kavala’nın tahliyesi yönünde görüş belirtti.

Verilen karşı oyun gerekçesinde; “Dosya içeriğinde dinleme kayıtlarından başka delil bulunmadığı, ilk dinleme kararının 18/0612013 tarihinde TCK’ nın 220.maddesinde düzenlenen ” Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma” suçuna ilişkin olarak alındığı, TCK 312.maddesi kapsamında ” Hükümete Karşı Suç ” suçundan alınan dinleme kararı olmadığı, daha sonra dinlemenin uzatılması talep ve kararlarında ayrıca TCK’nın 312.maddesinin de eklendiği ancak bu suçun bu tarihlerde 5271 sayılı CMK’nın 135/8 maddesinde sayılan ve yasal dinlemeye konu suçlardan olmadığı, Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlardan,  Hükümete Karşı Suç” suçunun 02/12/2014 tarihinde 5271 sayılı CMK da yer alan dinleme kapsamındaki suçlara eklendiği, bu tarihten sonra alınan bir dinleme kararının da bulunmadığı, dosyadaki tüm dinleme kayıtlarının 02/12.2014 tarihinden önce olduğu, bu haliyle dinleme kayıtlarının, kanuna ve hukuka aykırı delil niteliğinde bulundukları CMK 206″2-a.21712.230/1-b maddeleri doğrultusunda yapılan değerlendirme ve yerleşik Yargıtay İçtihatlanna göre dosyadaki dinleme kayıtlarının yasak delil mahiyetinde olduğu, Sanıkların kanuna aykırı dinleme kayıtlarına karşı beyanları da yasak delile dayandığından hükme esas alınamayacağı, aksi kabul edilse dahi dinleme kayıtlarını destekleyen somut kanıtlar olmadığı ve tek başına dinleme kayıtlarının sanıkların üzerlerine anlı suçlardan mahkumiyetlerine yeter olmadığı anlaşılmış olup, sanıkların, üzerlerine anlı suçlardan cezalandırılmalarına veter her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve inandırıcı başkaca delil de bulunmadığından beraati, tutuklu sanık Osman Kavala’nın tahliyesi ile diğer sanıkların tutuklanmaması gerektiği görüşündeyim” denildi.

Sanıkların ifadeleri şu şekildeydi:

Ali Hakan Altınay: Beraatimi istiyorum.

Mücella Yapıcı: Son sözüm olduğunu düşünmüyorum. Ama şöyle bir şey diyeceğim, ben 50 yıllık meslek insanıyım. Olabildiğince aydın olmaya çalıştım hiçbir zaman şiddetten yana olmadım ve toplum yararına mesleğimi onurla yürüttüm. Bugüne kadar tek bir çocuğuma, etrafıma haram lokma yedirmedim. Hırsızlık, yolsuzluk yapmadım. Mesleğimi sadece ilkeler doğrultusunda yaptım ve bu yaşamdan onur duyuyorum. Aynı onuru benim yaşıma gelince sizin de yaşamanızı diliyorum.

Çiğdem Mater Utku: 2018 kasımından beri karşı karşıya olduğumuz dava, iddianameler, mütalaalar, her şey, gerçek olmayan şeyler içeriyor. Aksini kolayca ispat ettik, gerçekmiş gibi sunmaktan çekinmediniz. Yargılanmayı esef verici buluyorum. Adlarımızın darbecilikle yan yana sayılmasını kabul etmiyorum. 2013 Gezi’ye dair adaletten beklentim, protestolar sırasında öldürülen gençlerin peşine düşülmesiydi, olmadı.

Mine Özerden: Bakabilir misiniz acaba yüzüme mümkünse? Yürütmenin yargı üzerindeki vesayetinin son bulmasını, güçlünün hukuku yerine hukukun gücünün galip gelmesini diliyorum.

Can Atalay: Bu bir son değil. Biz harama el uzatmadık, kul hakkı yemedik. Devleti kendi çıkarlarımız için kullanmadık. Kendi yandaşlarımızı zengin etmedik, suç işlemedik. Biz avukatlık, mimarlık, plancılık yaptık. Kendi hukukuna kendisi uymayanlara uymaları gerektiğini anımsattık. İstemediklerinde ısrar ettik. Faaliyetin bir yargılama faaliyeti olmadığını üzülerek ifade ettim. Eğer sorun Gezi direnişini sahiplenmekse sahipleniyoruz. Gezi’nin bakiyesi neyse biz onu taşıyoruz, onurla taşımaya çalışırız.

Tayfun Kahraman: Sözün bittiği yerdeyiz. Olmayan suç üzerine yargılanıyoruz. Gezi hala İstanbulluların hizmetinde, Taksim’de yerini koruyor. Belki de İstanbul’da elde ettiğimiz tek kazanım budur. Savunma hakkımızı bile kullanamadığımız bir sürecin içinden geçtik. Biz aslında muhalif olmaktan dolayı yargılanıyoruz. Asıl yargılanma nedenimiz siyasal iktidara muhalif olmaktır. Yasal olarak ortada suç unsuru olmadığını bizler beyanlarımızda açık şekilde ortaya koyduk. Hala daha burada sizin karşınızdayız ve sizin vicdanınıza seslenmek istiyoruz. Sizden beklentimiz talimatla yürüyen bu davayı reddetmeniz.

Yiğit Ali Ekmekçi: Beraatimi istiyorum

Osman Kavala: Siyasi ve ideolojik saiklerle hazırlanan komplo teorileri tarafsız bir gözle olayları incelenmesini nesnel değerlendirme yapılmasını engeller. Olguları gerçeklikten kopartıp onlara keyfi biçimde subjektif anlamlar yükler. Aynen bu iddianamede ve mütalaada olduğu gibi. AİHM’in tutukluluğumun hak ihlali olduğunu ve tutuklulukta siyasi faktörlerin rol oynadığını tespit eden kararından sonra aleyhime sunulan delillerin hiçbirinin beni suçla ilişkilendirecek, makul şüphe yaratacak durumda olmadığını ayrıntılı şekilde açıklamasından sonra, aynı delil olmayan deliller hakkımda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenmesi hukuki bir olay değildir. Hukuki bir hatayla açıklanamaz. Bu 2. iddianamede vurgulanan suçlar gibi yargı kullanılarak yapılan suikast eylemidir.

Karara Tepkiler Sürüyor

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Gezi davası kararı sonrasında şu açıklamalarda bulundu: Burada bugün sonlanan davada hukukun ve adaletin gereği yapılmadı. Sadece ülkeyi yöneten bir tek adamın gönlü yapıldı. Sayın Kavala’nın deyimiyle Türk hukuk sisteminde olmayan bir halk jürisinin başkanı olarak kendi kendini atamış birisi, mahkemelerin verdiği beraat kararlarını tanımıyor. Salıverme kanılarını tanımıyor. ‘Tanımıyorum ve saygı duymuyorum’ diyor. O mahkemeler ki yetkilerini, güçlerini önce kanunlardan ama en üstte anayasadan alırlar. Hakim teminatını hiçe sayan, mahkeme bağımsızlığını yok eden, kuvvetler ayrılığını ayaklar altında ezen birisi, anayasal yetkileri tanımadığı için aslında kendini tanımıyor. Kendinin meşruiyetini ortadan kaldırıyor. Bugün burada verilen karar, sadece ve sadece paranoyak bir yönetim anlayışının, her yaşanan toplumsal olaydan kendine bir mağduriyet, bir darbe çıkarma çabasının, son dönemde düştüğü derin çaresizlikte ötürü, geçmişteki son derece barışçıl, çevre duyarlılığıyla harekete geçmiş kişilerin yaşam şekillerine, yaşam tarzlarına mücadeleye itiraz etmiş, barışçıl insanların yaptığı ve sonuç vermiş bir protestoyu, bir parkı, ağaçları kurtarmış bir protestoyu şeytanlaştırarak, kendisine mahkumiyet, karşısına da şeytan olarak göstereceği masum insanları şeytanlaştırma, ötekileştirme ve hedef göstermenin son noktasıdır. O kan emerek yaşayan bir vampir gibi, bugün bir kez daha Türkiye cumhuriyetindeki hepimizin, herkesin adalet talebinin, bu ülkedeki güzel insanların kanını emerek, biraz daha yaşamaya çalışmaktadır. Adaletin kanını emen bu vampire, bizim hiçbirimizin, hiçbir yapının tek başına gücü yetmez. Ama hepimizin gücü yeter. Mücella Yapıcı’yı 72 yaşında Bakırköy Cezaevi’ne koyacak kadar küçülmüş, alçalmış ve buna tenezzül eden birisinin, bizim karşımızda dizleri titremektedir. Herkes bunu bilsin. Biz birlikte oldukça, biz karşımızdakilerin ne yapmaya çalıştığını bildikçe biz korkmayacağız. Bugün içeriye aldıkları aydınlar korkmayacak. Onların yakınları korkmayacak. Bu saray rejiminin korkak efendileri tir tir titreyecek. Buradan bütün Türkiye’ye söz veriyoruz. And olsun ki, bu kumpası kuranlardan, beraat etmiş Gezi’yi yeniden yargılama talimatı verenlerden, serbest bırakılmış Osman Kavala’yı cezaevi kapısında bir daha yakalayıp, onu casusluk ithamıyla tutuklayıp, bugün ‘Casusluk yokmuş. Pardon. Öyle bir suç yok. 2 yıldır boşuna tutuyormuşuz. Ama eski bir davadan hüküm veriyoruz’ diyenlerden hesap soracağız.

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem ise şunları söyledi: AKP, Gezi’den öylesine korkuttu ki bu kararla adeta intikam almaya çalışıyor! Öncelikle şunu söyleyeyim, bu hukuksuzluk AİHM’den dönecektir. Lakin AKP’nin doğaya sahip çıkan, hakkını arayan millete yaptığı zulüm her daim hafızalarda kara bir leke olarak kalacaktır.

Ne Olmuştu?

Gezi Parkı eylemlerine ilişkin aralarında iş adamı Osman Kavala, gazeteci Can Dündar, Ayşe Mücella Yapıcı ve oyuncu Mehmet Ali Alabora’nın da bulunduğu 16 sanığın ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçundan yargılandığı dava, 18 Şubat 2020’de karara bağlanmıştı.

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi tutuklu sanık Osman Kavala’nın da aralarında olduğu 9 sanığın beraatına, firari sanıklar Ayşe Pınar Alabora, Can Dündar, Gökçe Tüylüoğlu, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, İnanç Ekmekçi ve Mehmet Ali Alabora’nın ise dosyalarının ayrılmasına hükmetmişti. Savcılığın yerel mahkemenin kararını istinafa taşımasının ardından İstanbul Bölge Adliye 3. Ceza Dairesi 22 Ocak 2021’de 9 sanık hakkındaki beraat kararını bozmuştu.

Bozma kararının ardından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Nisan 2021’deki duruşmada bu dava ile yakalamalı sanıklar Can Dündar, Mehmet Ali Alabora, Ayşe Pınar Alabora, Gökçe Tüylüoğlu, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu ve İnanç Ekmekçi’nin dosyasının birleştirilmesine karar vermişti.

Bunun yanı sıra Osman Kavala ile eski CIA danışmanı Henri Barkey’in FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin ‘Anayasayı ihlal’ ve ‘Devletin gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme’ suçlarından İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandıkları davanın Gezi Parkı ana davasıyla birleştirilmesine karar verilmişti.

Öte yandan Gezi Parkı olaylarına ilişkin Beşiktaş’ın taraftar grubu Çarşı üyelerinin de aralarında bulunduğu 35 sanık hakkında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen karar Yargıtay tarafından bozulmuştu.

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Gezi Parkı olaylarına ilişkin dava ile Çarşı davası arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğunun belirtildiği kararda, örgüt üyeliği suçunun özelliği nazara alınarak, her iki dosyanın birleştirilmesi tarafına gidilmesi, sanıkların hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayini gerekirken, yazılı şekilde eksik araştırma neticesinde beraatlarına karar verilmesinin bozma nedeni sayıldığı vurgulanmıştı.

Davalar verilen bozma kararlarının ardından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmişti. Gezi Parkı ile Çarşı davası dosyası, 21 Şubat’ta görülen dördüncü duruşmada, davaların geldiği aşama dikkate alınarak yeniden ayrılmıştı.

Adalet Nöbeti

Gezi Davası’nda sanıklara ceza çıkmasının ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde ‘Adalet Nöbeti’ başlatıldı. Avukatlar, Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde ‘Adalet Nöbeti’ başlatma kararı almış ve ilk nöbet için bugün saat 11:00’de adliye önünde buluşma çağrısı yapılmıştı. Adalet Nöbeti, Gezi Davası’nda çıkan karara tepki olarak başladı. Hukukçular, Çağlayan Adliyesi’nde alkışlarla protesto etti. Alkışlı protestonun ardından  “Adalet Nöbeti” tutan avukatlar tek tek karara ilişkin açıklamalarda bulunuyor.

Avukat Kemal Aytaç şunları söyledi:  “Bazen söyleyecek söz bulamıyoruz deriz ya. İşte dün bu adliyede bir facia yaşandı. Bir infaz bürosu, siyasal iktidarın görevlendirmiş olduğu infaz memurları aracılığıyla, talimatla bugün, adına hukuk diyemeyeceğiz, kanun diyemeyeceğimiz, bir rezilliği, kepazeliği yaşadık. Bu cesareti, nereden, kimden alıyorlar, gerçekten bunun cevabını vermek zor. Bilinmesi gereken bir şey var: Bunun hesabını soracağız. Bu cellatlardan bu hesabı soracağız, yaptıkları yargılama değildir, uyguladıkları yasa değildir, yürüdükleri yol usul değildir.”

 

 

Bir Cevap Yazın