12 Haziran 1981 yılında başladığım ilk çalışma yerim Nace Makine Sanayii’ o zamanlar 650 den fazla kişinin çalıştığı büyük bir kuruluştu. Şimdi kapanmış olmasından büyük üzüntü duyuyorum. 26 Aralık 1992 ayında ayrıldığım yani 12 yıla yakın çalıştığım kuruluşumdan ve oradaki dostlukların halen sürmesinden onur duyuyorum. Bıraktığımız yerde otlayanlar, yaşamın tüm alanların da olduğu gibi ne yazık ki varlar…
Bende iz bırakan kişilerin başında Emin Hakkı Şendir adı olan Emin Babamız, hatta Bende büyükte yoktur, küçükte ilkesinin fikir babasıdır. Ayrıca Espri üretim merkezi gibi çalışan, çalıştığım Muhasebe servisinden ve esprilerinden daha sonra bahsedeceğim.
Yaşamımda örnek ouşturan ve yazımın konusu olan Lokman (İdare Amiri)’nden bahsetmek gerekir diye düşünüyorum.
Lokman, düşünce ve inanç yapısıyla farklı olduğumuz kişi olsa da bazı olayları yazmaktan asla vazgeçemeyeceğim bir kişiliktir. Bunlar aşağıda ki şekildedir…
1. Lokman ile birlikte maça gittik, daha doğrusu oynamak için ama yerler buz ve çok soğuk olduğundan dolayı oynamak yerine izlemeye gitmiş gibi olduk. Sanırım Ankaragücü-Fenerbahçe maçıydı ve kale arkasına bilet almıştık. Kale arkası beton olması ve buzla kaplı olmasından dolayı maraton dediğimiz açık ancak ahşap kaplı tribünlere gitmemiz için aşağıda ki konuşmalar geçmiştir.

– Hadi Lokman Maratona geçelim yerler buz gibi
– İyide Memmet nasıl geçecez, her yer yüksek tel ve kapalı
– Lokman yoksa çok kötü hasta olucaz
– İyide gardaşım sen 65 kilo, ben ise 120 kilo. Nasıl olacak peki
– Önce ben geçerim Lokman sonra sen
– Tamam Peki
Ben hafif kilomla hemen zıplayıp geçtim maraton ancak Lokman ağır yapısı nedeniyle geçemedi, ayağının birini attı diğer ayağı ise kale arkasında kaldı. 4-5 tane çocukta telleri sallıyor, poliste geldi. 19 Mayıs Stadı adeta çınlıyor. Herkes bağırıyor yani. Maçın başlamasına 1 saat var ama büyük takım maçı olduğundan yerler dolu. Lokman yukarıdan bağırır. Memmet yetiş diye, ben ise koca cüsseli Lokmanı nasıl kurtaracağım diye korkumdan, çocukları kovalamaktan başka bir şey yapamıyorum. Lokman tek ayağı maratonda, tek ayağı kale arkasında kaldı ve ısrarla yardımcı olmamı istiyor. Daha doğrusu ertesi günü Muhasebe servisinin dilene düşmektense, buradan düşerim daha iyi olur diyor. Duyuyor gibiydim.
Lokman polislerin coplarını tele vurması, çocukların teli sürekli sallaması nedeniyle tellerin üzerinde zor duruyor ve yardım istiyordu. Yaklaşık 20 dk. Sanki daha da fazla tellerin üzerinde asılı kalan Lokmanın kurtuluşunda ilk söylediği sözcük, “seninle aynı ortamda bulunanın demişti ve aynı yere yani Sincan Fatih Mah. Giden servisten ben bindiğim için inmesi, minibüs ile gitmesi hayret verici ve sözünde durduğunun göstergesiydi…
2. Lokman ile 2. Olayım ise Muhasebe Bölümüne yeni giren Yaşar ile ilgiliydi, Yaşar, yeni girmenin ve bizlere saygısı gereği ne dersek yapardı. Bornoz olayına değinmiştim. Tekrar edeyim. Bizlere her ay sabun ve 2 ayda bir de yanında havlu verilirdi. Buna alışık olmayan Yaşar’a işe girişte bir de bornoz hakkın var, Lokman’a söylediğinde alırsın demiştik. Yalnız Lokman, vermemek için yok böyle bir şey der ama ısrarın sonucunda mutlaka vermek zorunda kalacaktır demiştik. Oda her işe gelişte Lokman’a şu bizim bornoz işini netleştirelim dediğinde Lokman’ın kızgın yüzünü görür gibi olurdum. Yine aylar geçmesine rağmen Lokman’ın yanında şu bizim bornoz işi dediğinde bornozunun da, senin de diyerek kızgınlığını ve söylediği argo sözleri anlatamam.

3. Yine 10 Kasım günüydü, bayrak direğinin yanında Lokman ve bayrağı yarıya indirecekti, Yaşar’a Muhasebe servisini temsilen sen git demiştik, takım elbise sadece onda var idi. Bayan çalışmaması nedeniyle hep gelişigüzel biçimde giyinirdik. Ofis boy olarak çalışan Yaşar ise dışarı gittiğinden kıyafetlerine dikkat ederdi. Lokman yanında görünen Yaşar’a senin ne işin var dediğinde Yaşar’ın Muhasebeyi temsilen ben geldim dediğini ve Lokmanın kızgın ifadesini pencerelerden bakarak izlemiştik…

4. Tuvalette içerde Lokman’ın bulunduğunu bildiğim, Yaşar Koçak ise yeni çıkmış ve Lokman’ın olduğunu bilmez durumdaydı. Çıkışta beni gördü ve nasılsın abi dediğini ve Lokmanla tartıştığımı söylediğimde bırak şu ……….. Lokmanı diyerek Lokmanın pantolonunu bile çekmeden dışarı çıktığını izlemiş, Yaşar Koçak’ın üzerine yürüdüğünü ve oradan hemen kaçtığımı unutamam.

5. Lokman’ın görevlendirdiği şoförlerden en yaşlısı Ömer Taş idi ve sürekli Muhasebeye yazılmasından nefret ederdi. Argo konuşmalarıyla tanıdığımız Ömer Taş, nereye abi dedi. Sürekli Ulus ya da Yenimahalle tarafına giderdik. Eğer Ulusa gideceksek doğrultusuna git dememizi isterdi bende öyle söyledim. Lokman’a kızgınlığından u dönüşü yaparak bu yaştaki insana böyle dersen sonucu bu olur demişti…

Evet dostlarım, Lokman ile, Cemil Şen ve Amerikalı İbrahim, Yaşar Koçak, Metin Faruzlu, Ünay Özgen, Odacı Ali ve diğer arkadaşlarla anım yazmakla bitmez ancak yine de bir köşe yazım da Nace’deki anılarımı yazmaya çalışacağım…

Mehmet Göre

Bir Cevap Yazın